Ankilozan Spondilit Tedavisi

Ankilozan Spondilit Ağrılarınız Günün Hangi Saatinde Başlamaktadır?

Ankilozan Spondilit Ağrıları – Sirkadyen Ritim İlişkisi:

  • Ağrınız hareket / fiziksel aktivite ile birlikte artıyor ve gün içerisinde potansialize (şiddetlenme) oluyorsa Ankilozan Spondilit vakalarındaki şikayetlerin ek oluşum nedeni lokomotor sistemdeki düzensizlik, postür bozukluğu, ligament laksisitesine bağlı olabileceği dikkate alınmalıdır. Mekanik disbalans süregen enflamasyonun tetikleyicisi olacaktır ve disbalans giderilmeden Sakroileit ve Ankilozan Spondilit kliniğine yaklaşım eksik kalacaktır.
  • Ağrınız sabah tutukluğu ile başlayıp hareket / fiziksel aktivite ile birlikte potensini (şiddetini) kaybediyorsa belirtilerin alt yapısında adaptif bağışıklık sisteminin patolojik enflamatuar tepkisi yatmaktadır. Enflamatuar tepki optimize edilmeden yangılı şikayet belirtileri kaybolmayacaktır.
  • Ağrınız gece yattıktan sonra artıyorsa kliniğin oluşum kaynağı dolaşımsal problemlerde aranmalıdır. Özellikle de Ankilozan Spondilit hastalarında gecenin ikinci yarısında (yaklaşık saat 03:30 sonrası) başlayan huzursuz bacak, kalça ve diğer eklemlerde ağrı / yanmalar, hormonal sirkadyen ritimdeki irregular (düzensiz) salgı (nöradrenalin – kortizon ve diğer stres hormonları) sonrasında dolaşım sistemi üzerindeki etkisine bağlıdır. Gerek damar yapısı (endotel, damar içi plak vb.) gerekse de damar içindeki kan kimyası (viskozite, pO2 vb.) dengelenmeden iyileşme süreci zorlaşacaktır.
  • Ağrınız hem gece hem de gündüz devam ediyorsa, bu ağrı özellikle de bel ve kalça bölgesinde lokalize oluyorsa, “Luschka rekürren siniri”nin bası / gerilmesi kaynaklı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Luschka sinirinin kliniği lomberden (bel) başlayarak sakroiliak bölgeye yayılım gösteren ağrı ile karakterizedir. Bu klinik yaklaşım öncelikle Ankilozan Spondilit oluşum nedeni sayılmamakla birlikte bölgedeki lokal ağrının sürekli (gece – gündüz / fiziksel aktivite – istirahat) tetiklenmesi gerek lokal, gerekse de jeneralize (genel) enflamatuar kaskatı beraberinde başlatacaktır. Ankilozan Spondilit kliniğin oluşumunda bölgesel gerilme, ağrı, ödem, enflamatuar sitokinlerin (TNF, IL-10 vb.) travma alanına toplanması predispozan (hazırlayıcı) faktörlerdir.

 

Çözümsüz gibi nitelendirilen immün sistem tabanlı otoimmün hastalıklar semptomatik (belirti) odaklı değil, hücre seviyesinde başlayan hekimlik anlayışı kapsamında rasyonel irdelendiğinde olumlu sonuçlar vererek yaşam kalitesini artıracaktır.

 

Ankilozan Spondilit Dergi Yazıları

Ankilozan Spondilit ve Bağlardaki Gevşeklik

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE BAĞLARDAKİ GEVŞEKLİK başlıklı Dr. Ceyhun NURİ’nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi – Haziran 2018 / Life Sağlık köşesinde yayında.

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE BAĞLARDAKİ GEVŞEKLİK

3 aydan uzun süren, bel/kalça bölgesinde egzersiz / hareketle hafifleyip, istirahatte ve özellikle sabah tutukluğu-ağrı ile seyir gösteren, periferik eklem ve muskuloiskeletal sistem dışı tutulumlarında klinik tabloya eşlik ettiği Kronik Sistemik İnflamatuar Romatizmal bir hastalıktır Ankilozan Spondilit.

 Bu tanımı geçen yazımızda verdik ve asidozun ankilozan spondilit klinik tablosunun oluşumunda etkisi üzerinde durduk. Bu yazıda ise gerek Ankilozan Spondilit tablosunun oluşmasında, gerekse de TEDAVİ ENGELİ olarak ligament (bağ) laksitesinin (gevşeklik) önemi üzerinde duracağız.

 Biz YARA kelimesini duyduğumuzda bunun sadece ciltte bütünlüğün bozulması ile ortaya çıkan bir durumu anlarız. Ancak VÜCUT İÇİNDE, gerek ameliyatlardan sonra organ ve yapılar arasındaki yapışıklık olsun,  gerekse de eklem yüzeyinde akut yaralanma veya kronik nedenlerle aşınma kastedilsin, bütün bu durumlar YARA teriminin kapsamına girmektedir.

Ankilozan Spondilit özellikle omurga ve kalça bölgesinde belirti ve bulgularla kliniğini ortaya koyan bir hastalıktır. Leğen kemiklerimizle kalça kemiğimizi birleştiren eklem (sakroiliak) yüzeyinde başlayan iltihabi (enflamasyon) süreç süregenlik arz etmesi eklem/çevre yapı yüzeylerinde kronik soyulma/yırtılma/aşınma ile birlikte daha yukarı omurga ve diğer yapıları da etkileyecek bir seyir izlemektedir.

 Hastalık tedavisi HEKİMLİK öğretisi gerektirir.

Sürecin (birkaç yıl) uzaması ile birlikte hastaların hareket, sportif faaliyet ve günlük işler sonrası artan kalçadaki ağrı şikayetinin olması, sağlık otörleri tarafından kliniğin mekanik problem olarak düşünülmesine neden olmaktadır. Bu düşünce ve anlayış doğru olmakla birlikte, problemin kaynağının tespiti noktasında gereken girişim ve tedbirleri maalesef beraberinde getirmemekte, sonuç olarak klinik vakaların baskın çoğunluğunda YANSIYAN AĞRI ile uğraşılmaktadır (Pelvik/leğen bölgedeki düzensizliğin boyun bölgesindeki kasların (m.trapezius) kasılmasında sadece üst servikal (boyun) adalelerin gevşetilmesi ile uğraşılması gibi). Bu bakış açısı gerek klasik tıbbi bakış açısında, gerekse de yeni öğrenilmeye çalışılan doğal koruyucu yaklaşımlarda da yanlış çözümlerin ortaya konmasına neden olmaktadır (Antienflamatuar ilaçlar, tetik nokta tedavisi, kalça eklemine PRP /CGF uygulanması gibi sadece şikayetin olduğu bölgeye yönelik doktorluk öğretileri).

Eski yaklaşımda (1960) ağrı oluşum modeli öğretisinde bir bölgede ağrı oluşabilmesi için öncelikle myofasiyal sendromun yani akut veya kronik nedenlerle kaslarda travma yaşanmalıdır, sonra o bölgedeki kaslar sertleşir ve triger point (ağrılı tetik noktalar) gelişir, sonuçta çevre bölgelere ağrı yansımaya başlar.

Yeni ‘Ağrı Oluşum Modeli’nde ise ağrı şikayetinin oluşması için ise öncelikle kemiklerimizi birbirine bağlayan ligamentlerde (bağlarda) gevşeklik (laksite) olmalıdır. Bu durum iki kemik arasındaki eklemin bütünlüğünü koruyamamasına (instabilite) neden olarak eklemi çevreleyen kapsülde, esnekliği sınırlı olan sinirlerin gerilmesi ile ağrı ve kemiğe tutunan kaslarda spazma neden olmaktadır. Nöronlarda (sinir) birincil yaralanmaya bağlı olarak ikincil olarak ödem gelişir ve travmatik baskının devam etmesi halinde hasarlı bölgede ağrı, komşu yapılarda yansıyan ağrı ve nöropatik ağrılarla klinik daha da derinleşir. Uzun süre (6 ay) bağ /eklem gevşekliğinin devam etmesi eklem yüzeyinde dejeneratif (yıkım/bozulma) değişimlerin başlamasına neden olmaktadır. Sonuçta ağrı ve enflamatuar tepkinin artması kaçınılmazdır. Sürecin devam etmesi ve sürekli enflamatuar tepkiye maruziyet eklem çevresindeki ligament (bağ), tendon (kiriş), kartilaj (kıkırdak) dokunun kireçlenmesine ve sonuçta fibröz (bağ/kiriş) dokuların kemikleşmesi ile yeni kemik dokuların oluşmasına neden olacaktır.

Önemsemediğimiz her türlü ani (akut) veya uzun süre (kronik) devam eden travma, aşırı kullanım veya ağrı şikayeti mevcutken “iyi gelsin” diye yaptığımız sportif faaliyetler ligament (bağ), tendon(kiriş), kartilaj (kıkırdak), fasyalarda (zarlarda), dolayısıyla eklem yüzeylerinde dejenerasyonların meydana gelmesine neden olacaktır. Sonuçta gücünü GERGİN bağlarından alan vücut yapımızın stabilitesi bozulacaktır.

Ankilozan spondilit hastaları uzun süre ‘LOMBER HERNİ’ (bel fıtığı) teşhisi ile birçok tedavi merkezine başvurmaktadır. İlerleyen süreçte fıtık teşhisinden vazgeçilerek çekilen MR’da kalça ekleminde ‘SAKROİLEİT’ yani leğen kalça kemiklerini birleştiren eklem yüzeyinin iltihabı (enflamasyon) tespiti ile takibe alınırlar. Bu takip sadece kalça ekleminin izlenmesinden ibaret olup esas etyopatogeneze yönelik olmadığı için ‘SAKROİLEİT’ iltihap tablosu yerini kireçlenmeye ve son olarak kemik ankilozu ile klinik oturur.

Hastaya kalan ise ‘hareket kısıtlılığı, kemik ve eklem alanlarında sürekli ağrı’ olacaktır.

Ayak bileği iç bağları dış bağlarına kıyasla daha kuvvetli bağ ağı oluşturmaktadır. Bu nedenle inversiyon (ayak bileğinin içe dönmesi) burkulmaları daha sık yaşanmaktadır. Klasik öğretinin sık gözden kaçırdığı noktalardan biridir bu tablo. Ankilozan Spondilit vakalarının baskın çoğunluğunda ayak bileğinin dış bağlarında meydana gelen laksite (gevşeklik) ve buna bağlı olarak ayak bileği dış tarafında (lateral malleol) çevresinde palpasyonla (dokunmakla) ağrı, ödem, yürüyüş paterninde ayak dışa bası eyleminin artması dikkat çekmektedir. Uzun vadede, örneğin sol ayak bileği dış bağlarında meydana gelen gevşeklik ve bu klinik tabloya özellikle aynı taraf femur başı (kalça başı) çevresindeki bağlarında gevşekliğinin eklenmesi ile yürüyüş eylemi bozulmaya başlayacaktır. Hasta yürüme fazında gevşeklik olan ayak ve kalçasından güç alamadığı için kalça (zıt kalçada) çevresindeki kasların kasılmasına ve özellikle karşı taraf leğen kalça eklem (sakroiliak ) aralığında daralmaya ve eklemin beslenmesinin bozulmasına neden olacaktır. Bu süreç eklem aralığında ve çevresinde enflamasyonla sonuçlanacaktır. Bu tablo doğal olarak omurgaların da (vertebra) stabilitesini bozarak kemiklere tutunan bağların yapışma yerlerinde entesopatilerin (tutunma yerlerin iltihabı) gelişmesini de kaçınılmaz kılacaktır.

İltihap (Enflamasyon) Akut (Ani) Gelişen Yaralanmalar Karşısında Yaraların Onarımı İçin Hayati Öneme Sahip Fizyolojik Bir Süreçtir!

 Dokuların gerek akut gerek kronik olaylar karşısında destrükte (yıkım) olması durumunda vücudumuzun fizyolojik olarak onarım (rejenerasyon) için ortaya koyduğu cevaplardan birisi enflamasyondur.  Akut olarak başlayan enflamasyon eğer BOZUCU ODAK ortadan kaldırılmazsa süregen hale gelmesiyle sınırlarını korumayan, iyileşme safhasını taşan düzeyde yıkıcı kronik iltihaba dönüşecektir.

Ankilozan Spondylit %96 HLA -B27 geni ile beraberliği mevcut, yani genetik bir hastalık olduğu üzerinde duruluyor. Ancak bu bilgi bugün otörler tarafından şüphe ve soru işareti ile karşılanmaya başlandı. Sebebi ise immün sistemin DOĞAL İMMÜNİTE’den (fizyolojik tepki) uzaklaşarak ADAPTİF İMMÜN (problem karşısında ki vücudun bağışıklık tepkisi) yanıta geçmesi ile sitokinlerin (hücrenin bağışıklık fonksiyonlarını düzenleyen proteinler) aşırı ve orantısız salınımına karşı verilen hücresel yanıt hedef dokularda gen ekspresyon (gen ifadesinin düzenlenmesi) cevabı ile sağlanmaktadır. Yani dokular süregen aşırı uyarımlara karşı fonksiyon ve yapı değişikliğine giderek olumsuz şartlara karşı adaptif proliferasyon (uyum gelişimi) gösterirler. Bu bilgiler bizi hastalık kliniğinin oluşumunun baskın çoğunlukta ADAPTİF İMMÜN yanıtın neticesinde olduğu kanaatine götürmektedir.

Tedavi sürecinin yönetiminde eflamasyonun kontrolünün sağlanması ve reperasyon (onarımı) evresinin başlatılması gerekir. Bu hastalıkta enflamasyon süreci fibro-osseoz (bağ-kıkırdak-kemik) birleşkede başladığı için öncelikle bu alanlara biyolojik yanıtı değiştirecek proinflamatuar (iltihabı başlatan) immün hücrelerin çekilmesini azaltan ve lokal olarak aktive olmuş makrofajlardan salınan büyüme faktörlerinin miktarlarını artıran protokollerin izlenmesi ana hedef olmalıdır. Entezis (kemiklere yapışma noktaları) bölgelerindeki bağ dokusunun temel hücreleri olan fibroblastların uyarımı sağlanarak bölgesel rejenerasyon sağlanmalıdır.

Ligament Laksitesi (bağ gevşekliği) sadece ankilozan spondilit kliniğine sınırlı bir konu değildir. Ayrıca diğer tüm enflamatuar hastalıkları (Hashimoto, Romatoid Artrit, SLE vb.) yakından ilgilendirmektedir. Çünkü bu hastalıklar ADAPTİF İMMÜN yanıtının aşırı artması ile karakterize klinik tablolardır. Bu durumda her seviyedeki YARA’nın kronik seyri enflamatuar tepkinin normalize olamadan devam etmesine neden olacaktır.

 

Eklem yüzeyindeki yara iyileşme süreci doğru yönetildiği taktirde ankilozan spondilit kliniği kontrol altına alınarak hem mekanik eklem seviyesinde, hem de ‘immün yanıttaki normalleşme’ ile birlikte hastalık iyileşme paterni yakalanabilir.

Dr.Ceyhun NURİ

Ankilozan Spondilit Ve Asidoz

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE ASİDOZ başlıklı Dr. Ceyhun NURİ'nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi - Nisan 2018 / Life Sağlık

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE ASİDOZ

3 aydan uzun süren, bel/kalça bölgesinde egzersiz / hareketle hafifleyip, istirahatte ve özellikle sabah tutukluğu-ağrı ile seyir gösteren, periferik eklem ve muskuloiskeletal sistem dışı tutulumlarında klinik tabloya eşlik ettiği Kronik Sistemik İnflamatuar Romatizmal bir hastalıktır.

Klasik söylemde “Hastalığın Nedeninin Bilinmediği” belirtilmekle beraber, kliniğin seyrinde tutulum karakteristiğinden bahsetmek gerekir. Ankilozan Spondilit ve diğer spondiloartropatilerin belirleyici özelliği, kemiklerle tendon (kiriş) ve ligamentlerin (bağ) birleşim noktalarında (entezis) kronik enflamatuvar reaksiyonun (entesopati) oluşmasıdır. İltihabi sürecin uzun süre tekrar ediyor olması etkilenen bölgede ağrıların ortaya çıkmasına neden olduğu gibi, ligament ve tendonların sürekli enflamatuvar sürece dahil olmaları kireçlenmelerine ve zamanla yeni kemikleşmiş yapıların ortaya çıkmalarına neden olur. Örneğin kalça eklemi (sakroiliak) gibi kısmen oynak olan fibrokartiloginöz birleşke de klinik tablo kemik ankilozu ile neticelenir, omurga aralarındaki (intervertebral) ligament, anulus fibrozisin kemiklerle birleşim yerlerinde entesopatiler gelişirse, bambu kamışı olarak da adlandırılan vertebra (omurga) aralarında ince kemikleşmelerin (sindesmofit) gelişmelerine neden olabilmektedir.

* Bu bilgiler belde oluşan ağrıyı veya aşil tendon enflamasyonuna bağlı baldırdaki ağrıyı açıklayabilir, ancak klasik anlayış Enflamasyon Oluşum Sürecini aydınlatan doyurucu bir öğreti ortaya koymuş değildir!

*Hastalığın sinsi bir şekilde başladığı belirtiliyor, bu noksan bakış açısıdır. Gerçek şudur ki; vücudumuz henüz yapısını değiştirmeden önce her gelişmeyi ve her farklılaşmayı bizlere bildirmektedir, tek sorun biz bunu göremiyor ve okuyamıyoruz.

Bu yazının, enflamasyon oluşum nedenlerinden birinin üzerinde durarak ‘Ankilozan Spondilit’in temeli ve progresyonunun (ilerleme) anlaşılmasına ışık tutacağı kanaatindeyim.

Bakış açımızı klasik anlayışın dışına çıkarak tekrar düzenlersek:

- Genetik alt yapı, hastalık oluşumu ve duruma protektif (koruyucu) onarım yaklaşımı
- Eklem Enflamasyonu ve Bağırsak Disfonksiyonu
- Tensegriti yapı bozulması ve sakroilit
- Bağ dokusu ve asidozun etkisi
- Sürrenal bez, stres, kortizon, nöradrenalin salınımı, enflamatuar tepkide orantısız artış gibi daha birçok yeni başlıkların açıklanması gerektiğine inanıyorum. Bu yazımızda ASİDOZ ve tedavi önündeki engelleyici yönü üzerinde duracağız.

Asidoz ve Enflamasyon

Vücuttaki dengenin (Homeostazis) korunması birçok parametrenin beraber / koordine çalışmasına bağlıdır.

Vücudumuzda çok az miktarda bulunan hidrojen (H+) iyon konsantrasyonu asit baz dengesini sağlamaktadır. Organizma sıvılarında bu iyonun minimal değişikliği, beraberinde fizyolojik regülasyon mekanizmaların değişimini tetikleyerek bir kısım enzimatik reaksiyonların başlamasına neden olmaktadır.
Hidrojen iyon konsantrasyonunun sıvı ve dokularda ki artışına ASİDOZ, azalmasına ise ALKALOZ denilmektedir. Vücut sıvılarında ki H iyon konsantrasyonunu simgelemek için pH sembolü kullanılmaktadır, bu değer yükseldikçe ortam alkali olurken, düşüşü ise sıvının asitleştiğini belirtmektedir.

İnsan sağlığının korunması için pH değerimiz sürekli sabit (pH 7,4) tutulmak zorundadır. pH (asit/baz) dengesi, HCO3 (karbonat) ve CO2 (karbondioksit) değerlerinin korunmasına bağlıdır. Eğer bunlardan bir veya her ikisinde de değişim başlarsa asit-baz bozukluğu meydana gelmektedir. Bu dengenin sağlanmasında özelde akciğer-böbrek, genelde ise tüm organların ve dengeleyici sistemlerin (tampon) koordinasyonu gerekir. Asidik iyonlar akciğer ve böbrekler vasıtasıyla dışarı atılır, eğer bu atılım gerçekleşmezse vücutta birikim başlar.

Hücrelerin metabolik reaksiyonları ve enerji üretimi esnasında sülfirik asit, fosforik asit, karbonik asit, asetik asit gibi asidik maddeler oluşmaktadır. Eğer bu duruma bizim tükettiğimiz asidik yükü yüksek gıdalar da (taze peynir, şekerli/unlu, sigara, alkol, çay/kahve vb.) eklenirse ve bu pH dengesindeki asitleşmeye kayma düzeltilmezse kronik hastalıkların oluşumu kaçınılmazdır.

Dışarı atılamayan asidik iyonlar, tampon sistemleri ve mineraller (magnezyum, klor, sodyum, kalsiyum vb.) tarafından nötralize edilmezse bağ dokusunda birikerek vücut tarafından atılmayı/temizlenmeyi bekleyecektir. Asidozun süregen hal alması bölgesel kan dolaşımının (özellikle kapiller (kılcal)) azalmasına ve dokuların beslenmesinin yetersizliğine neden olmaktadır. Çünkü asitleşme hücrelerin elastikiyetini kaybederek sertleşmesine neden olmaktadır (eritrositler (kırmızı kan hücresi) sertleşir), katılaşma ile birlikte dokulara oksijen ve besin transportu yetersiz olacaktır. Ayrıca pH değerinin düşmesi kanın vizkozitesini (koyuluğunu) artırmaktadır. Kıvamı artan kanın damarlardaki (ince/dar kapiller, lenfatik dolaşım) dolaşımı yavaşlayacaktır.

Kronik asidik yük artışı nötralize edici minerallerin hızla tükenerek hücre rejenerasyonunda (onarımında) önemli yapı taşlarının eksilmesini beraberinde getirmektedir.

Fizyolojik olarak sürekli dengelenen asit-baz regülasyonundaki bozulma ile birlikte enflamatuar yükün artışı tırmanacaktır. Sonuçta yabancı girdiye karşı kontrollü başlayan enflamatuar tepki aşırı ve orantısız tahrip edici reaksiyona doğru kayma gösterecektir.

Ankilozan Spondilit ve diğer dejeneratif kas iskelet sistemi hastalık kliniklerinde eklemlerin alkali yapıya sahip kıkırdak doku, ligament (bağ), kirişlerin (tendon) asidik tuzlarla (laktik asit, fosforik asit, asetik asit, sülfürik asit vb.) yüklenmesi bu bölgelerde oluşan ağrının temel nedenlerinden biridir. Yapıların çevresindeki dolaşımsal problemlerde (venöz kanın yani metabolik atıklardan zengin, oksijenden yoksun hafif asidik yapıya sahip sıvının eklem çevresinde göllenmesi) kronik enflamatuar tepkiyi artıracaktır.

Ankilozan Spondilit kliniğinde sakroiliak eklemin enflamasyonu ile başlayan sürecin kronik seyir almasında ‘Asid-Baz’ dengesinin optimal değerlerden (pH 7,35-7,45) uzaklaşarak asidoza kayması önemli ve mutlaka düzeltilmesi gereken predispozan (hazırlayıcı) faktördür.

Asidoz, hücre seviyesinde hastalık oluşum pentat (beşli) mekanizmasından biridir. Enflamatuar tepkinin baskılanmadan fizyolojik seviyeye getirilmesi, Ankilozan Spondilit ve diğer enflamatuar - dejeneratif vakaların kronik ilerlemesini durdurarak tamamen iyileşme paternine (sürecine) girmesini sağlayacaktır.

Çözümsüz gibi nitelendirilen immün sistem tabanlı otoimmün hastalıklar semptomatik (belirti) odaklı değil, hücre seviyesinde başlayan hekimlik anlayışı kapsamında rasyonel irdelendiğinde olumlu sonuçlar verecek, yaşam kalitesinin artması sağlanacaktır..

Dr. Ceyhun NURİ

Ankilozan Spondilit Hakkında Bilgi ve Demeçler

Düzenli Egzersiz /Ankilozan Spondilit

Ankilozan Spondilit hastalarında düzenli egzersiz, kaliteli yaşam ortamını oluşturmada önemli bir anahtardır. 

Ankilozan Spondilit kliniğine bağlı sırt ağrısı, uzun süreli hareketsiz kalınması durumunda daha da kötüleşirken, egzersiz / hareket genellikle bu ağrıların hafifletilmesinde yardımcı olur. Kalp hızı ve ritmini fizyolojik aralıklardan uzaklaştırmadan solunum temelli (aerobik) egzersiz,  ankilozan spondilit semptomlarının yönetiminde ve hafifletilmesiinde yardımcı olacaktır. 

Egzersiz sırasında her zaman vücudunuzu dinleyin ve eğer herhangi bir hareket veya yorucu aktivite sırasında ağrı oluşursa, muhtemelen sınırları aştığınız anlamına gelir. Önemli olan, aktivitenin düzenli olarak yapılmasıdır.

Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Ankilozan Spondilit Ek Komplikasyonları

Ankilozan Spondilit, semptomları günün her saatine yayılabilen ve yaşam kalitesini oldukça olumsuz etkileyebilen bir hastalıktır. Bu semptomlar, gece devam ettiğinde uykuya müdahale edecek, gün içerisinde sertlik ve eklem şişmesi devam ettiğinde de tüm günü olumsuz etkileyen bir forma dönüşebilecektir. Zamanında tedavi edilerek kontrol altına alınmazsa bu kronik semptomlar sonraki aşamalarda

  • duygudurum değişiklikleri,
  • vücutta aktivite azalması,
  • kronik yorgunluk,
  • kilo artışı ile birlikte obezite,
  • libido azalması
  • depresyon gibi ek komplikasyonlara yol açabilir.

Ankilozan Spondilit tedavi süreci doğru yönetildiğinde, potansiyel komplikasyonların önlenmesi de sağlanmış olacaktır.

Balık Yağı ve Romatizmal Hastalıklar (Romatoid Artrit / Anlikozan Spondilit vb.)

Balık yağındaki potansiyel terapötik (tedavi edici)  etki Omega 3, DHA, EPA VE Alfa Linoleik Asit içerikleri ile mümkündür. Balık yağı kullanımında bu bileşiklerin yeterli seviyede olması gerekmektedir.

Balık Yağı , bağırsak yüzeyindeki inflamasyonu, bağırsak mikrobiyatasını düzenleyerek sağlayabilmektedir. Faecalibacteriumunda (zararlı bakteriler) azalmayı ve  Bacteroidetlerde (faydalı bakteriler) artışı sağlayarak inflamasyonu baskılamaktadır. Balık yağı çoğunlukla ton balığı, uskumru, somon ve sardalya balıklarından elde edilmektedir ve bu gıdaların tüketimi ile doğal yollardan balık yağı takviyesi alınabilmektedir.

Calprotectin – Ankilozan Spondilit

Calprotectin değerinin artışı ile Ankilozan Spondilit hastalığının klinik ve teşhisi arasında kuvvetli ilişki bulunmaktadır.
Calprotectin: Bağırsak yüzeyinde inflamasyon (iltihap) durumunda nötrofiller tarafından salınan bir proteindir. Fekal Calprotectin ölçümü ile bağırsak yüzeyindeki inflamasyonu tespit etmek mümkündür.
Başta Ankilozan Spondilit olmak üzere tüm inflamatuar hastalıkların tanı ve klinik tedavisinde kullanılan bir ölçüm değeridir. Bağırsak yüzeyinde inflamasyonu azaltmak için özellikli programlar ile birlikte bağırsak doğal flora elemanlarını oluşumunu destekleyecek probiyotik aparatlar ve anti enflamatuar fitoterapötik ajanlar (zerdeçal, ısırgan yaprağı, civan perçemi vb) kullanılabilir.
Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Ankilozan Spondilitte Sağ/Sol Kalça Tutulumu Neye Göre Değişir ?

Ankilozan Spondilitin baskın klinik formu sakroiliak (kalça-leğen) eklemin tutulması ile seyir göstermesidir. Erken safhada kalça içindeki ağrı şikayetleri özellikle sağ sakral (kalça kemiği) kenarın tutulumu ile ortaya çıkmaktadır. Kliniğin ilerlemesi ile birlikte sol sakral kenarda etkilenmekte ve kalça ağrıları bilateral (iki taraflı) karakter izlemeye başlar. Bu bilinen bilginin bilinmeyen tarafını (tablonun neden böyle oluştuğunu) açıklayabiliriz:

*Sağlak (günlük yaşantısında sağ el, ayak, göz vb. tercih edenler) kişiler sağ vücut yarısını koordinasyon, güç, beceri gibi hassasiyet gerektiren bütün işlerde baskın kullanıldıkları için güçlü, non dominant (baskın olmayan) sol vücut yarısı yardımcı / destekleyici konumda görev almaktadır. Bu durum baskın olmayan tarafın göreceli olarak daha zayıf yapı ve fonksiyon kazanmasına zemin hazırlamaktadır. Bu zayıflık bağ / kas / kemik düzeyinde veya diğer organ / metabolik sistemlerde de olabilmektedir. Örneğin sol femur başı çevresi kapsül / ligamentlerin (bağların) zayıflığı yürüyüş paternini (eylemini) yakından etkiler. Yürüyüş ve fiziksel aktivite esnasında salınım hareketlerinin fizyolojik açılar çerçevesinde sürdürülmesi için sağlıklı olan taraftaki (bu örneğimizde sağ taraf) kas sistemi ( m.gluteus, m.piriformis, m.iliopsoas vb.) kompanzasyon( telafi) mekanizmasıyla kontrakte (kasılma) olmaktadır. Kasların kasılması regionel (bölgesel) olarak eklem mesafesinin daralması, kemik yapıları bir arada tutan bağların (ligament) gerilmesine ve kemiklerle bağlantı kurdukları noktaların enflamasyonuna (entezit) zemin hazırlamaktadır. Sonuçta sakroileit, sürecin süreklilik arz etmesi ile birlikte de Ankilozan Spondilite zemin hazırlanmış olacaktır.

*Bastırılmış solaklık (çocukken sol el yatkınlığı olan bireylerin anne / baba tarafından zorla sağ ele geçirilmesi ile ortaya çıkan tablo). Bu kişiler el kullanımında sağlak gözüküyor olmakla birlikte sol dominant (baskın) yapıya sahiptirler. Lateralite testleri bunlarda optimal ölçülerden uzaktır.  Yukarıda detaylı anlatılan klinik tablo tam ters yönde etki göstererek öncelikle sol sakroiliak eklem tutulumu ile kendini gösterecektir. Bu kişilerde yürüme, koşma, koordineli sportif hareket ve denge eksenli aktivitelerde apraksi (kas gücü / yapısı normal olmasına rağmen amaçlı hareketlerin yapılamaması, becerisizlik) ve kısıtlılık gözlemlenmektedir. Ankilozan Spondylit vakalarımızı izlemlediğimizde birçoğunda içe / dışa basma, sık ayak bileği burkulmaları (eversiyon / inversiyon), takılma / tökezleme, sakarlık gibi beyan ve bulgular tespit etmekteyiz.

Ankilozan Spondilit Tedavi Sürecinde Nelere Dikkat Edilmelidir ?

Ankilozan Spondilitte hastanın eğitimi ve düzenli egzersiz daha iyi bir yaşam sürebilmek için tedavinin olmazsa olmaz bir parçasıdır.
- Yatarken, otururken, ayaktayken, çalışırken veya araba kullanırken uygun postürün korunması önemlidir.
- Uzun süreli sandalyeye yaslanarak oturmak ya da masa üzerinde öne eğilmek gibi postürlerden sakınılmalı, omurga ekstansiyonunu sağlayan germe egzersizleri omurga hareket yeteneğini sürdürebilmek için düzenli olarak günde en az iki kere yapılmalıdır.
- Boyun ekstansiyonunu sağlamak için ne çok sert ne de çok yumuşak bir yatakta yastıksız veya ince bir yastıkla yüzüstü yatma önerilir. Yüzüstü yatma alışkanlık haline getirilmeli, sabahları kalkmadan ve akşamları yatmadan önce 5 dk ile başlayıp 20 dk ya çıkılarak yüzüstü yatılmaya çalışılmalıdır. Sırtüstü yatıldığında ise yastıksız yatılmalı; baş, omuz, kalça ve bacaklar yatakla tamamen temasta olmalıdır.
- Aşırı yorgunluktan, uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçınılmalıdır. Uzun süreli araba kullanırken de sık sık mola verilmeli ve boyun hareketleri kısıtlı olabileceğinden geniş açılı aynalar kullanılmalıdır.
- Spor yapılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Önerilebilecek en iyi spor dalı tüm vücudun ekstansiyonunu sağladığı için yüzmedir. Bisiklet sürme gibi öne eğilerek yapılan sporlar tavsiye edilmez. Spor yaralanmalarından korunmak için futbol, boks gibi sert sporlardan kaçınılmalıdır. Büyük adımlı yürüyüşler kalça hareketlerini rahatlatır.
- Sert zeminde yürüme topuk ağrısını artırabileceğinden yumuşak bir tabanlık kullanılabilir.
- Sigara içmek zaten solunum kapasitesi azalan akciğerde komplikasyonların artmasına yol açacağından kesinlikle bırakılmalıdır.

Curcumin’in (Zerdeçal) Ankilozan Spondilit Oluşum Kliniğinde Pro / Anti – Enflamatuar Sitokin Regülasyonuna Etkisi

Curcumin’in (Zerdeçal) Ankilozan Spondilit Oluşum Kliniğinde Pro / Anti – Enflamatuar Sitokin Regülasyonuna Etkisi

NF- KB ↓ baskılanır
TNF ve IL-1β ↓ baskılanır
MMP9 – MMP3 ↓ baskılanır
Osteoklastik Potansiyel RANK (Kemik Erimesi) ↓ baskılanır *

Ankilozan Spondilit vakalarında enflamatuar tablonun optimize edilmesi için Pro-inflamatuar (iltihabı artırıcı) sitokin /mediatörlerin baskılanması, Anti-enflamatuar (iltihabı azaltıcı) sitokin /mediatörlerin ise aktive edilmesi gerekiyor. Bu light adaptojen fitoterapötik ajan enflamasyon zincirini geciktirerek / kırarak dokulardaki kalıcı deformasyon oluşum sürecini engellemeye yardımcı olur.
www.drceyhunnuri.com
*https://www.mdpi.com/1422-0067/19/9/2508/htm

Mitokondrial Disfonksiyon / Enflamatuar Hastalıklar

Mitokondrial Disfonksiyon / Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom

Mitokondri çok hücreli canlılarda hücre içinde bulunan enerjinin sentezlendiği organeldir. Daha kolay anlaşılabilmesi için ‘elektrik üretim santralleri’ de denilebilir. Genetik yapısı kalıtımsal olarak yalnızca anneden gelmektedir. Kendine özgü ‘mDNA’ ve ‘mRNA’sı vardır. Bu nedenle genetik alt yapısı olan gıdalardan kolaylıkla etkilenmektedir. Fenotipik genlerimiz yediğimiz gıdalardan, çevresel faktörlerden etkilendiği gibi mitokondrilerimiz de etkilenmektedir. Genetiği ile oynanmış gıdalar ve kaynağı belirsiz hayvansal ürünler genlerimiz için tehlike oluşturmaktadır. Gıdaların hazırlanmasında kullanılan koruyucu maddeler ve protein yapılı gıdalar da tehlikeli olabilmektedir. Genetiği ile oynanmış ürünleri tüketmek sorun olduğu gibi bu ürünleri tüketen hayvanların etlerinin tüketilmesi de bir o kadar sorundur.
Hücrelerimizin çalışabilmesi için -70 / -90 milivolt düzeyinde elektiriksel aktiviteye ihtiyacı vardır. Başta kalbimiz olmak üzere kaslarımızda ve tüm hücrelerimizde milyonlarca mitokondri (enerji santrali) bulunmaktadır. Total mitokondriler organizmanın %10’u kadardır. Aldığımız gıdaları oksijen yardımı ile enerjiye çevirmektedir. Aldığımız gıdalar molekülerine ayrılarak glikoz düzeyinde oksijen yardımı ile mitokondri iç zarında krebs ve elektron transport zincir enzimleri yardımı ile enerjiye çevrilmektedir. Bu nedenle enerjiye en çok ihtiyaç olan beyin kalp iskelet kası karaciğerde mitokondri sayısı daha çoktur. Enerji metabolizmasında oluşan hasar iskelet kasında halsizlik güçsüzlük miyopati, kalpte ileti problemleri kardiyomiyopatilere WPW sendromuna beyinde ataksi felç demans ve migrene neden olmaktadır.

Oksijen demiri paslandırdığı gibi uzun vadede mitokondrileri de paslandırmakta – yaşlandırmaktadır. Yaşlanmanın fizyopatolojisinde bu mekanizmanın olduğu kabul görmektedir. GDO lu ve kimyasal katkılı ürünler yetersiz oksijenlenmiş bedenimiz enerji santralinde sorun oluşturmakta kronik hastalıkların sürecini tetiklemektedir. Nasıl ki enerji üretim santralinde sorun çıktığında sanayimizde ve evlerimizde sorunlara neden oluyorsa mitokondrilerimizde de oluşan sorun bütün bedenimizi etkileyecek hasarlara neden olmaktadır. Oluşan hasarların bir kısmı geri döndürülebileceği gibi bir kısmı da kalıcı olmaktadır.

Mitokondrial disfonksiyon enerji döngüsü bozulmuş veya sağlıklı çalışmadığı anlamına gelmektedir. Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız kendini halsiz ve yorgun hissetmenin ve kronik hastalıkların ( Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom vb.) hazırlayıcı faktörlerinden en önemlisi mitokondrial disfonksiyondur.

Mitokondrial disfonksiyonu geriye döndürebilmek ve enerji döngüsünü desteklemek, sağlıklı çalışmasını sağlamak mümkündür. İnsan hücrelerinde genomik instabilite ve mitokondrial disfonksiyon sonucunda hücresel düzeyde yaşa bağlı fonksiyonel gerileme ile kronik hastalıklar ve sonrasında yaşlanma arasında sık görülen bir ilişki vardır. Yaşlanmanın yavaşlatılması ve geriye döndürülmesi üzerine çok çeşitli çalışmalar devam etmektedir. Bu alanda çeşitli dergilerde çok sayıda yayınlanmış makaleler mevcuttur. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30238623

Mitokondrial Resitütasyon (Enerji Üretiminin Desteklenmesi)

• Gereksiz kalori alımının engellenmesi
Vücudumuz kilo almaya göre programlanmamıştır. Fazla alınan kaloriler genetik alt yapımızı bozarak kronik hastalık süreçlerini aktive eden serbest radikal oluşumlarını hızlandırmaktadır. Fazlaca alınan kaloriler başta karaciğer (evre 1,2,3 ) olmak üzere vücudun çeşitli bölgelerinde yağlanmaya neden olmaktadır. Karaciğerde meydana gelen yağlanma nonalkolik hepatosteatoz (NASH) dediğimiz karaciğerin sirozuna kadar gidebilen süreçleri tetikleyebilmektedir. Önlem alınmazsa uzun vadede karaciğerde siroz meydana gelir. Bu olaylar zinciri karaciğerin detoksifikasyon mekanizmalarını bozarak kronik hastalıklara zemin hazırlar.

• Karaciğer Detoksifikasyon Mekanizmasının Desteklenmesi
Antioksidan kapasiteyi artıran moleküller detoksifikasyonu aktive edecektir. Bu moleküller:

1. Üzüm Çekirdeği (Resveratrol)
2. Zerdeçal
3. Demir
4. Magnezyum
5. Yeşil Çay
6. Vitamin D
7. B12 B6 B2 B3 B1
8. Folik Asit
9. Malik Asit
10. Vitamin C
11. Alfa Lipoik Asit
12. N-Asetilsistein
13. Deve Dikeni Tohumu Ekstresi (Silimarin)
14. Vb.

Mitokondrilerin desteklenmesi veya bozulmasına neden olan faktörlerle karşılaşmaması elimizde olan bir durumdur. Organizmanın yaşlanmasının yavaşlatmak ve kronik hastalık süreçlerini yönetmek kalıcı hasarlar oluşmasını engellemek mümkündür.

Stres ve Otoimmün Hastalıklar

Stres ve Otoimmün Hastalıklar
(Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Sistematik Lupus (SLE), Haşimoto Tiroiditi)

Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri / Otoimmün Hastalık Oluşumu

Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri / SAKROİLEİT – SKOLYOZ – ANKİLOZAN SPONDİLİT – ROMATİZMAL HASTALIKLAR – ENFLAMATUAR HASTALIKLAR

Ayak bileğimizde lateralde (dış taraf) üç, medialde (iç taraf) ise dört bağ yapısı bulunmaktadır. Bu durum ayak bileğinin dış tarafının travmalara daha açık ve yatkın olmasına neden olur. Yani en sık burkulmalar inversiyon (ayak tabanı iç yana bakacak şekilde döndürme) burkulmalarıdır.

Ayak bileği bağlarında oluşan yaralanmalar sonucunda bu bağlarda laksisite (gevşeklik) gelişebilir. Bu laksisite giderilmediği takdirde ayak bileğinde tekrarlayan travmalar yaşanır, durum kronikleştikçe de KAS – FASYA – KEMİK zinciri üzerinden daha yukarıdaki yapılara yansıyacak klinik tabloların oluşmasına neden olacaktır.

Örneğin; kompansasyon mekanizmasının devreye girmesi ile sol ayak bileğindeki bağ gevşekliği nedeniyle yürüme paternini destekleyen kalça eklem ve kaslarımız (özellikle sağ taraf) kasılarak durumu tolere etmeye çalışacaktır. Kalça ekleminde (sakroiliak eklem) yüklenme başlar. Bağdaki gevşeklik ve enflamasyonun süreklilik arz etmesi beraberinde kalça ekleminin enflamasyonunu da (sakroileit) doğuracaktır.

İklimsel patojenik faktörler (soğuk,sıcak, nem,rüzgar), aşırı fiziksel çalışma ve aşırı egzersiz gibi enflamasyonu artıran unsurlarla birlikte, toplumda önemsenmeyen ancak yaygın olarak görülen ‘Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri’ de aynı etkiyi göstererek, vücutta altyapısı var olan SAKROİLEİT, SKOLYOZ ve ANKİLOZAN SPONDİLİT gibi ROMATİZMAL hastalıklar başta olmak üzere diğer otoimmün tabanlı ‘ENFLAMATUAR HASTALIKLAR’ ın oluşum – seyir paternlerini agreve (kötüleştirme) edebilir. Bu gevşeklik giderilmeyip kronikleşirse bu hastalıkların tedavisi de zorlaşacaktır.

İmmün Sistemi Aktive Edici Ve Baskılayıcı Unsurlar

İMMÜN SİSTEMİ AKTİVE EDİCİ UNSURLAR (Anti – Enflamatuar)
– Düzenli ve bilinçli fiziksel aktivite (Günlük en az 30 dk tempolu yürüyüş)
– Geçmişi ve değerleriyle kendini kabullenme (Sürekli stres faktörünün ortadan kaldırılması)
– Motive edici yönde aile, arkadaş ve sosyal çevrenin desteği
– Sakin ve mutlu bir yaşam şekli benimsenmesi (Seratonin, dopamin ve melatonin gibi hormonların üretiminde etkilidir)
– Hücre polaritesini bozucu odaklardan mümkün olduğunca uzak durulması ve koruyucu önlemlerin alınması (Mobil cihazlar – WiFi Modem – Pc – TV vb. cihazlar)
– Akdeniz Diyeti, Hint Mutfağı, Asya Mutfağı gibi beslenme tarzının uygulanması

İMMÜN SİSTEMİ BASKILAYICI UNSURLAR (Pro – Enflamatuar)
– Sedanter yaşam tarzının devam etmesi
– Anlaşılamama, kendini ifade edememe, topluluklardan dışlanma ve iletişim kurma problemleri
– Toplumsal cinsiyet problemleri ve negatif ayrımcılık (İnkar veya reddetme)
– Öfke, stres, duygu – durum bozuklukları ve depresyon
– Günümüzün dayatılmış gıda formlarının tüketilmesi (Dondurulmuş, katkılı, ambalajlı ve rafine ürünler)

Besinsel Tüketim Hataları ve Enflamatuar Tabanlı Klinik Tablolar

Anne karnındaki dönemden başlayarak bebeklik – çocukluk ve gençlik evrelerinde önemsenmeyen besinsel tüketim hataları hücre seviyesinde fizyolojik fonksiyonların değişmesine ve ilerleyen süreçte Ankilozan Spodilit, Romatoid Artrit, Tiroid Hastalıkları ve diğer Enflamatuar Tabanlı Klinik Tabloların oluşumuna zemin hazırlamakla birlikte, bu tercihlerdeki ısrar, mevcut hastalıkların da derinleşmesine, yaşam kalitesinin hızlı bir şekilde düşmesine neden olmaktadır.

Sindirim Süreci ve Hastalık Oluşumu

Pepsin, protein hazmında ve vücudun yapıtaşı olan amino asit formuna dönüşümünde önemli bir enzimdir. Bu AKTİF enzim midede PASİF formu olan ‘Pepsinojen’in mide Hidroklorik Asidi (HCI) ile işlem görmesi sonrası aktif hale (Bu aktivasyon için midedeki pH değeri 3’ün altında, 1 – 2 seviyelerinde olmalıdır) gelmektedir. Mide özsuyunda bulunan hidroklorik asit (HCI), alınan besinlerin özümsenmesi için mide iç ortamını istenen seviyede tutmaktadır.
Vücuda alınan proteinin ve bu besin ögesini ayrıştıracak olan pepsin enziminin fonksiyonunu yerine getirebilmesi için mide özsuyunun optimal seviyede asidik olması gerektiği gibi esansiyel doğal asidik sular (turşu suyu, limonlu salata, sirkeli salata, şalgam suyu vb) ile de takviye edilmesi gerekir. Bu hidrolizasyon (SU eşliğinde parçalanma) sonrasında proteinler vücudun ihtiyacı olan amino asit öncesi formlara (polipeptit) dönüşür. Bu ara formlar bağırsakta peptidaz enzimi ile amino aside indirgenerek vücudun yapıtaşına dönüşmektedir.
Sindirim sürecinde MİDE doğal asit ortamı sağlanmazsa, yoğun bazik ortamda protein denatürasyonu (protein moleküler yapısının yararsız yıkımı) ile birlikte sindirim atıkların (amino asit seviyesine kadar indirgenmemiş protein agregatları) bağırsak yüzeyinde birikmesi bağırsak yüzeyine karşı enflamatuar tepkiyi artırır (Ülseratif Kolit, Crohn, Çölyak vb.)
Bağırsak yüzeyinde bu birikim sonrası sızdırmazlık duvarı bozularak geçirgenlikte aşırı artış olur ve metabolik atıklar dolaşım sistemine dahil olur. Bu süreçte bağ dokuda başlayan birikmeler tiroid bezi, kalça ve eklem gibi vücudun organlarına / alanlarına karşı reaksiyonel öz saldırının başlamasına, dolayısıyla da Haşimoto, Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit ve Astım gibi hastalıkların oluşumuna neden olur.
Hekiminizin Önerisi:
– Tuzla Başlanıp (Doğal Kaya Tuzu) Tuzla Bitirilmesi Mide Enzimatik Salınımının Regülasyonunda Önemlidir. Not: Tansiyon hastaları, doktorunun önerdiği rejime tabi olmalıdır.
– Yemekle Birlikte ve Hemen Sonrasında Su, Çay, Kahve, Meyve Suyu, Meyve, Maden Suyu, Tatlı vb.Tüketilmemeli
– Sirke ve Turşu / Turşu Suyu Tüketimi Artırılmalıdır (Mide Asidik pH’ının Korunmasında Önemlidir).
– Domates / Domates Suyu (Taze Sıkılmış) Tüketilebilir (Besinsel Ögelerin Özümsenmesinde Önemlidir).
– Yemekte Mutlaka Su İçilecekse de Limonlu Su Tüketilmelidir (pH Dengesi Alkali Olan Suyumuzun Doğal Yoldan Asitleşmesi Sağlanmalı).
– Sindirimi Zor Olan Protein Ağırlıklı Gıdaların Hazmını Kolaylaştıracak Sebze Ve Bitki (ıspanak, pazı, semizotu, brokoli, domates, biber, marul, maydanoz, roka, dereotu, tere vb.) Tüketimi Artırılmalıdır.

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit Hastalıklarının Altyapı Oluşumu

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit Hastalıklarının altyapı oluşumunda veya mevcut enflamasyonun akümülasyonunda ( iltihabın katlanması) Epstein–Barr virüsü (EBV), Üreoplazma, Sitomegalovirüs (CMV) virüslerin etkinliği yeni yayın ve literatürlerde yerini almaya başlamıştır.

Özellikle KRONİK / ENFLAMATUAR KÖKENLİ HASTALIK grubunda bu patojen mikro organizmalara karşı vücudun antikor titrelerinde % 80 civarında artış ve B lenfositlerinin yoğun aktivasyonu hayvan – insan klinik çalışmalarında bildirilmektedir. Romatoid Faktörlerin yükselmesinde rol oynayarak mevcut hastalıkların da agreve edici hale gelmesine neden olmaktadırlar.

İmmün sistemdeki dağınık ve hedef patojen ayırt etmeksizin bütün dokulara karşı tepkisel – negatif etki sonucu aşırı ancak etkin olmayan (Örnek: SU > SEL) bağışıklık tablosu ortaya çıkar. Bu durum ise enflamasyonu fizyolojik sınırların dışına taşıyacağı gibi esansiyel (dış kaynaklı) organik / inorganik girdilere karşı optimal savunma tepkisinin ortaya konamamasına neden olacaktır.

Hücre seviyesinde tedavi planı kurgularken vücut mikrobiyotası güçlendirilerek disbiyoza (faydalı canlı yaşamın yerini zararlı mikro organizmalara bırakması) engel olunmalı, immün reaktif tepki protektif (koruyucu) sınırlara çekilerek (Örnek: SEL > SU) KRONİK / ENFLAMATUAR KÖKENLİ HASTALIK'ların tedavisi önündeki engel ortadan kaldırılmalı.

Romatoid Artrit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/
Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Ankilozan Spondilit Altyapı Problemleri

– Vücut girdisindeki yanlışlık (gıdalardan aktarılan negatif mRNA bilgisi), DNA yapıtaşını oluşturan amino asit yapı konfigürasyonunun değişmesine neden olmaktadır. Bu değişim, enzimatik reaksiyonların hız ve sonucunu etkilemektedir.

– Bağırsak yüzeyinde cereyan eden fizyolojik dengeye zıt olaylar (yüzey mokuzasında atılım agregatlarının birikmesi), omurilik sempatik / parasempatik innervasyonunun korele çalışmasının ve omurga beslenmesinin bozulmasına neden olur.

– Vücutta su miktarının düşüşü, asidozu artıran besinsel ögelerin alımının fazlalığı sonucunda vücuttaki pH dengesinin sağlanmasında zorluklar meydana gelir ve iyon balansı asidoza kayar. Bu durum, özellikle bağ dokuda nötralize edilmemiş metabolik atıkların birikimini beraberinde getirir. Sonuç olarak, özellikle kalça bölgesinin dolaşımsal problemleri ile birlikte beslenmesi bozulur, enflamatur dejenerasyon başlar.

– Vücutta en küçük bir bağdaki (ayak bileğindeki bağ vb.) gevşeklik, süregen enflamatuar tepkinin artışına neden olur. Bu durum, mevcut omurga veya kalça iltihabının kronikleşme eylemini derinleştirir.

– Sürrenal bezden kortizon ve nöradrenalin gibi stres hormonlarının salınımındaki artış, böbreğin asit-baz dengesindeki regülatuar fonksiyonunun bozulmasına ve sonuçta yoğun bir metabolik atık yükünün, kan dolaşımından zayıf alanlarda toplanarak, enflamatuar tepkinin içsel organ ve yapılara yönelmesine sebep olmaktadır.

Ankilozan Spondilitin oluşumunda, hastalık omurga ve kalça çevresinde seyrediyor gibi görünse de, daha derin bir bakış sergilendiğinde bu ALTYAPI problemlerinin çözülmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Ancak bu oluşum tablosu netleştikten sonra lokal semptomatik tedavi değil, tamamen İYİLEŞME evresine geçilebilecektir.

Ankilozan Spondilit Vücudun Tamamını Kapsayan Bir Hastalıktır

ANKİLOZAN SPONDİLİT sadece omurga, kalça ve eklemleri ilgilendiren bir problem gibi görünse de, vücudun tamamını kapsayan bir hastalıktır. Tamamen tedavi edilebilmekle birlikte, asıl bakılması gereken yere bakılmadığı için kronikleşerek yaşam kalitesini düşürmektedir.

• Mekanik altyapı problemleri giderilmeli
• Hücrenin enflamatuar yükü azaltılmalı
• Hücrenin fizyolojik ihtiyaçları karşılanmalı
• Ve diğer metabolik imbalanslar giderilmeli

Hastaya özel tedavi protokolü oluşturulup, sürecin disipline edilmesi ile, 3- 4 ay gibi kısa bir sürede olumlu gelişmelerin görülmesi, kişilerin tedavi sürecine motivasyonunu artıracaktır.

Beden ve Ruhtaki Olumsuz Etkilenimlerin Kronik Hastalıklara Zemin Hazırlaması

Ruhsal Değişim:
– Çocukluk döneminde başlayan küçük korku ve kaygılar
– Ergenlik ve eğitim döneminde yaşanan stres ve depresyonlar
– Gelecek kaygısı ve ailevi etkenlerle beraber maddi yükün artması
– İş hayatı ve sosyal konumu nedeniyle yaşadığı travma ve kişiliğine aykırı yaşam tarzı
Onarılması güç kişilik bozuklukları ve insani değerlere duyarsızlığı getirir.

Bedensel Değişim:
– Küçük yaşlarda yaşanan üst solunum yolu ve idrar yolu enfeksiyonları, ishal, insanların rutin – normal zannettikleri hastalıklar
– Akut ve olağan zannedilen bir kısım hastalıklar, sistemdeki kaymalara doğru giden çizgiye dikkatlerimizi çekerken, biz o esnada semptomları baskılama yoluna giderek, sürecin kronikleşmesi ve vücudun akut belirtiler veremeyecek şekilde hastalığın derinleşmesine neden oluruz.
Kronikleşme ve derinleşme sürecinde ruhsal ve fiziksel bedendeki olumsuz değişim, yaşamsal güç ve yaşama sevincinin azalarak koruyucu fizyolojik ruhsal kalkanın yıkılmasına neden olur.

Bu durumun tedavisi ancak bu helezonlardaki katmanların tek tek çözülerek hastanın “Fizik, Duygu, Zihin ve Ruh” planında geriye doğru olumlu yeniden bilgilendirilerek tekrar fizyolojik temeline uygun şekilde çalışmasını sağlamaktır. Bu yaklaşım ortaya konulmadığı takdirde hastalıkların tedavisi semptomların hafifletilmesinden öteye geçemeyecektir.

D VİTAMİNİ – Bağışıklık Sistemi Üzerindeki Etkisi

D Vitamini, kendisi güçlü bir bağışıklık mediatörü olup, immün sistemin enflamatuvar tepkisini optimize ederek Otoimmün Hastalıkların (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi) gelişimini önler.

D VİTAMİNİ – Enflamasyonun Optimizasyonundaki Etkisi

D Vitamini, aşırı enflamatuvar sitokin (IL-1, IL-6, TNF-alfa) salınımını baskılayarak, patolojik iltihap oluşumunun önüne geçer ve bu sayede ‘Fizyolojik Enflamasyon’dan ‘Kronik – Patolojik Enflamasyon’a geçişi engellemiş olur.

Bu regülasyon, Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak – Crohn Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi birçok hastalığın önlenmesinde önemli bir etkendir.

Civan Perçemi – Otoimmün Hastalıklar

Otoimmün alt yapıya sahip hastalıklarda (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi) İLTİHABİ YÜKÜN AZALTILMASI tedavi protokolünde önemli bir aşama olmakla birlikte hastanın şikayetlerinin hafifletilmesinde yardımcı olacaktır.
Civan Perçemi (achillea millefolium) etkin ve olumlu şekilde ana tedaviye destek olur.

BAĞIRSAK Enflamatuvar Hastalıkları Ek Tedavi Protokolü
  • Bağırsak dinlendirilerek enzimatik ve metabolik imbalansın giderilmesi
  • Bağırsak yüzeyinin, presipite olmuş organik ve inorganik yabancı faktörlerden arındırılması
  • Destrükte olmuş bağırsak sızdırmazlık duvarının onarımı
  • Bağırsak yüzeyi biyolojik aktif yaşamının geri kazandırılması

Özelde bağırsak, genelde ise bütün kronik enflamatuvar durumların (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi) tedavilerine yaklaşımda bu ek protokolün ardışık ve hastaya özel düzenlenmesi esastır.

Sakroiliak Eklem – Ankilozan Spondilit

Sakroiliak Eklemdeki İnstabilite kısa, orta ve uzun vadede dejeneratif sonuçlar doğurur

KISA VADEDE  (10-15 GÜN) : Kasık – Kalça – Bel – Sırt Bölgesinde Ağrı

ORTA VADEDE (3-4 AY) : Sakroileit (Sakroiliak Eklem İltihabı)

UZUN VADEDE (1-2 YIL) : Ankilozan Spondilit

ENFLAMATUVAR SİSTEMİK belleği olan kişilerde  hastalığı tetikleyebilen MEKANİK bir problemdir  Mutlaka fizyolojik sınırlara REDÜKTE edilmesi gerekir

Vücudun Enflamasyon Dengesi ve Hastalık Oluşumu

Akut ve Fizyolojik Enflamasyon
– Sınırlı – Optimal
– İyileştirici – Rejenerasyon
– Yapıcı – Restrüksiyon

• YARA iyileşme süreci
• ÖKSÜRÜK ile, yabancı maddelerin akciğerlerden atılması
• İSHAL ile, vücuda zararlı maddelerin bağırsaklardan atılması

 

Kronik ve Patolojik Enflamasyon
– Otoimmün – Aşırı Orantısız
– Tahrip Edici- Dejenerasyon
– Yıkıcı – Destrüksiyon

• EKLEMLERİN iltihaplanması
• Bronşların sürekli dolması ile ASTIMA zemin hazırlaması
• Bağırsak yüzeyine karşı sürekli enflamatuvar tepki ile IBS, CROHN ve ÜLSERATİF KOLİT oluşması

Örneğin, sadece bir AĞRI ile kendini gösteren bir çok hastalığın temelinde (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Migren – SLE Lupus – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroiditi – Vitiligo – MS) SÜREKLİ KRONİK YIKICI ENFLAMASYON vardır.

Glisemik İndeksi Yüksek Gıdalar – Otoimmün Hastalıklar

Glisemik indeksi yüksek gıdalar bağırsak yüzeyinden emilerek kana geçişi çok hızlı gerçekleşir ve içerdiği karbonhidrat da kan glikoz seviyelerinde ani yükselmelere neden olur. İnsülindeki bu ani artış ise beraberinde hipoglisemiyi (ani düşüş) getirir. Optimal değerlerden çok uzak bu Hipoglisemi ve Hiperglisemi durumları, dejeneratif ve enflamatuvar reaksiyonları tetikleyerek, Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Migren – SLE Lupus – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroiditi -Vitiligo – MS gibi Otoimmün hastalıkların oluşum sürecini başlatır.

• Öncelikli şart bu tip gıda tüketiminin azaltılması olmakla birlikte, eğer unlu mamul tüketildiyse 1 tatlı kaşığı zeytinyağı / çörekotu yağı veya 1 kase ev yoğurdu alınmasını
• Bu tip gıda tüketimini engelleyemiyorsak, yiyeceklere veya öğüne glisemik endeksi değiştirecek gıdalar eklenmesi uygun olacaktır.

28
– Erişte veya makarna gibi yemeklere KEPEKLİ SOS eklenmesi
– Özellikle çocukların kahvaltıda krem çikolata ve reçel vb. tüketimi varsa yanında tereyağı yedirilmesini ÖNERİYORUZ

Sonbahar ve Otoimmün Hastalıklar

– Yaz tatili sonrası stresli dönemin başlaması
– Mevsim değişimi ile havadaki ısı ve nem değişimi
– D Vitamini değerlerinde şiddetli düşüş. Stres hormonlarının aşırı tetiklenmesiyle, D vitaminin hızla tükenmesi. Kapalı ortamda geçirilen sürenin artması

Otoimmün alt yapıya sahip hastalıklarda (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi)mevcut durumun agreve olmasına neden olur.

– KORTİZOL hormonu seviyesi sürekli takip edilmeli. Sabah 09:00’dan önce değerlere bakılmalıdır
– Ayak altı, boyun kökü ve göbek altına sıcak uygulama. Günde 1 kez akşam 20-25 dk
– D vitamini seviyesi sürekli takip edilmeli. 100 ng/ml değerinde tutulmalıdır
– Yağlı balık (somon, uskumru vb) ve yumurta tüketimi artırılmalı. D vitamini seviyesinin korunmasında destektir

Hücre seviyesinden başlayacak bir tedavi protokolü ile, orantısız enflamatuvar biyokimyasal sürecin yönetim ve takibi sağlanmalıdır.

Kronik Otoimmün Hastalıklarda Bilinçaltı Durumunun Etkisi

KRONİK OTOİMMÜN HASTALIKLARDA (Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Fibromiyalji, Huzursuz Bacak vb.) gözden kaçan, ancak en önemli etkenlerden biri hastanın bilinçaltının duru – temiz olmamasıdır.

Bu hastalık grubunun tedavisinde, hastaların yaşamı boyunca maruz kaldıkları tüm stres faktörlerinin ele alınarak tedaviye katkı sağlanması çok önemlidir.

Kişinin hayatında, daha önceden yaşanmış olaylarla ilgili olarak, affedemediği kişi veya kişiler varsa ve sürekli suçlama söz konusu ise bilinçaltı sürekli karmaşık olacak ve dopamin, melatonin ve seratonin gibi mutluluk hormonlarının salgılanmasını baskılayacak ve azaltacaktır.
Nöradrenalin – Kortizon gibi stres hormonlarının DENGELENMESİ, Dopamin – Melatonin – Seratonin gibi, vücudumuzu rejenere eden hormonların AKTİVASYONU sağlanırsa, bu hastalıkların iyileşme süreci hızlanacaktır.

Engellenmiş Ağrılı Hastalıklar

Alt yapısındaki zafiyet ve iklimsel patojenik faktörlerin aşırı etkisi ile vücuttaki besleyici ve koruyucu enerjinin engellenmesi, ENGELLENMİŞ AĞRILI HASTALIKLAR (Ankilozan Spondilit, Fibromiyalji, Polimiyalji Romatika, Romatoid Artrit, Osteoartrit, Psöriatik Artrit, Ülseratif Kolit vb.) oluşumuna zemin hazırlar.

Etiyopatogenizine doğru yaklaşım ortaya konulursa BU HASTALIKLAR TAMAMEN İYİLEŞECEKTİR.

Hasta Beyanı ve Komplike Hastalıklar’ın Kökenine ‘Doğru Yaklaşım’

Hasta Beyanı ve ‘KOMPLİKE HASTALIKLAR’ın Kökenine DOĞRU YAKLAŞIM sergileyen HEKİMİN TEŞHİS ve BULGULARI

Alt yapısında anne – babadan aktarılan, doğum ve çocuklukla birlikte oluşan zafiyetin hazırladığı, hastalığa yatkın vücut fizyolojisi ve dış patojenik – iklimsel etmenlere maruziyet,hastalığın başlamasında önemli tetikleyici faktördür.
Beslenmedeki bozukluk ve stresin yönetilememesi,oluşan hastalığı agreve eden önemli faktörlerdendir.

HASTANIN VE HASTALIĞIN KRONOLOJİSİ DOĞRU TESPİT EDİLİP,TEDAVİ SÜRECİ DOĞRU YÖNETİLİRSE, BU HASTALIKLAR TAMAMEN İYİLEŞECEKTİR

Hastalık, Hücrenin Dolaşım Sistemi Bozulduğu Zaman Başlar

Romatoid Artrit, Astım, Çölyak,Haşimoto Tiroiditi,Ülseratif Kolit, Sedef, SLE, MS, Crohn, Migren, Huzursuz Bacak başta olmak üzere diğer tüm OTOİMMÜN ve KRONİK HASTALIKLARDA cevaplanması gereken 5 soru vardır:

– Hastayı bütüncül düşünüyor muyuz ?
– Hastalığın ismini ön plana çıkarmadan, hastalığın altyapısında yapı ve fonksiyon bozukluğunu dikkate alıyor muyuz ?
– Vücuttaki otoregülasyon (kendi dengesini koruyabilmesi) yetisi nedir ?
– Hücrenin canlı yaşamını sürdürebilmesi için yeterli dolaşım ve etkin boşaltım var mı?
– Hücre – doku – organ – sistem seviyesinde ve globalde insanın hareket / dinamizmi ne durumdadır ?

Hastalıkların Oluşumuna Yaklaşımımız Nasıl Olmalı ?

A – Hücre Esaslı Patogenez
1- TOKSİSİTE Hücrenin iltihabi yükünün artması
2- ASİDOZ Hücrenin Ph’dan asit yönüne kayması
3- HİPOKSİ Hücrede oksijenlenmenin azalması
4- OKSİDAN STRES Hücrenin antioksidan kapasitesinin düşmesi
5- OTOİMMÜNİTE İltihabi yükün artmasına bağlı, bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi

B – Dolaşım Esaslı Patogenez
1- BESLEYİCİ Arterial dolaşımın bozulması
2- TOPLAYICI Venöz dolaşımın bozulması
3- ARINDIRICI Lenf dolaşımın bozulması
4- UYARICI Sinir iletiminin bozulması
5- MADDEYİ BESLEYİCİ Enerji dolaşımının bozulması

Hastaya Özgü Bütüncül Yaklaşım

Hastaya özgü bütüncül yaklaşım ile İNTEGRATİF TIP protokolleri çerçevesinde;
– Kişinin yaşam şekli gözönüne alınmasıyla beslenme şekli belirlenerek
– Çevresel faktörlerin genlerle olan ilişkileri düzenlenerek
– Uyku ve hipotalamo – hipofizer – adrenal – stres yanıt sistemleri düzenlenerek
– Kişinin metabolizmasına yönelik vitamin, mineral, element ve mikro besin ihtiyaçları tamamlanarak
– Detoksifikasyon (toksinlerden arınma) ve biyotransformasyon (biyolojik – metabolik değişim süreçleri) sistemleri desteklenerek
– Hastalığın nedeni olan ve biyolojik sistemleri bozan faktörleri (asidoz, hipoksi, perfüzyon bozukluğu, atılım sistemi bozukluğu vb.) ortadan kaldırarak

Romatoid Artrit, Astım, Çölyak, Haşimoto Tiroiditi, Ülseratif Kolit, Sedef, SLE, MS, Crohn, Migren, Huzursuz Bacak başta olmak üzere diğer tüm OTOİMMÜN HASTALIKLARIN TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR

Ankilozan Spondilit – Onlar Sağlığına Kavuşuyor – İbrahim Kara

Ankilozan Spondilit – Onlar Sağlığına Kavuşuyor – Gizem Bulut

Ankilozan Spondilit – Onlar Sağlığına Kavuşuyor – Levent Menekşe