Patates Zararlı Değildir !

PATATES ZARARLI DEĞİLDİR !
Patates tüm dünyanın kabul ettiği gibi zararlı değildir. Tüketilme şeklinde hatalarımız vardır. En ideal tüketimi tasarlanarak patates hayatımızda daha fazla yer edinmeyi hak ediyor.

– 7000 yıldan daha uzun bir süre önce Peru’da doğmuş, nişastalı temel bir besindir.
– C Vitamini, B1 B2 B5 B6 vitamini, potasyum, folat ve demir gibi önemli bir mikro besin kaynağıdır ve diyete önemli miktarda lif katkısı sağlar.
– Sanıldığının aksine patatesin %80’i su ve % 17.5’i karbonhidrattır.
– En iyi tüketilme şekli küçük baş hayvan eti ile haşlanarak suyu dökülmeden yapılan yemeklerdir.
– Haşlama suyu döküldüğünde suda çözünen vitaminlerde ( C Vitamini, Riboflavin, Niasin, Potasyum ve Magnezyum) önemli kayıplar olur.
– En önemli lif kaynaklarından biridir.
– Nişastasının önemli bir kısmı sindirilmeden bağırsaklara geçerek kalın bağırsak yüzeyinde flora bakterileri tarafından sindirimi sonucu bütirik asit üretimini arttırır.
– Kalın bağırsak sağlığını koruyan en önemli sebzedir. Vitamin içeriklerinden dolayı meyve olarak kabul edilip çiğ tüketilmesi daha sağlıklı olacaktır ancak lezzet eksikliği nedeniyle bunu sıklıkla yapmak mümkün değildir. En azından haftada bir adet patates mümkünse çiğ olarak, değilse suyu sıkılarak tüketilmelidir.
– Kızartmalı tüketimler haşlamayla kıyaslandığında enerji oranını 4 katına çıkarır. Kızartma ve cips şeklinde tüketim tavsiye edilmemektedir.
– Patates, karbonhidrat içeriği bakımından zengin gıdalar olan makarna ve rafine unlu – hamurlu gıdalardan daha doyurucudur.
Enflamatuar ve dejeneratif hastalıkların en önemlileri olan Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit ve özellikle de Ülseratif Kolit hastalıklarının etyopategenezinde bağırsak duvarındaki bozulma ve enflamasyon en önemli rolü üstlenmektedir. Bağırsak duvarında meydana gelen enflamasyon sonucunda sistemik enflamasyon hastalığın klinik şiddetini artırmaktadır. Bu hastalıkların tedavisinde, bağırsaktaki flora elemanlarının sağlıklı sürece ulaşması ve bunun sonucunda da duvarda meydana gelen enflamasyonun bastırılması tedavi protokolünde öncelikli yer almalıdır. Çiğ patates suyu bağırsak mukozasındaki yaralanma ve dejenerasyonu mekanik olarak örterek tamir sürecini başlatmakta ve içeriğindeki sindirimi zor aminopektin bileşiği bağırsak flora elemanları tarafından sindirilerek bütirik aside dönüştürülmektedir. Butirik asit ise bağırsak mukoza hasarlarını onararak bu hastalıkların yanında kanser, crohn, ileit ve anlamsız ishallerin tedavisine yardımcı olur.
Patates tüm dünyanın kabul ettiği gibi zararlı değildir. Tüketilme şeklinde hatalarımız vardır. En ideal tüketimi tasarlanarak patates hayatımızda daha fazla yer edinmeyi hak ediyor.
www.drceyhunnuri.com

Hamilelikte Atılan Ankilozan Spondilit Temelleri

HAMİLELİK VE SAKROİLEİT

Bel ağrısı ilk önce bel fıtığını akla getirse de bu bölgeyi ilgilendiren diğer sorunları da hatırlamamızı gerektiriyor. Hiçbir patoloji yalın / tekil formda seyir gösteremez. Genel olarak BEL AĞRISI kavramı kapsamında lomber (bel) omurgalar, devamında da kalça ve leğen kemik / bağları da dikkate alınarak detaylı değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Sakroiliak eklem (sakrum / ileum arası) sabit gibi zannedilen ancak hareketli olan bir eklemdir. En önemli görevlerinden biri omurga / kalça / bacaklar arasında yük transferinde denge rolünü oynamaktadır. Omurga boyunca iletilen yük sakrum üzerinden pelvis kemiklerine aktarılmaktadır. Bu görevi denge halinde sürdürebilmesi için bu eklemin ön ve arkasında önemli bağlar (Anterior Sakroiliak Lig., Posterior Sakroiliak Lig. vb.) var. Leğen ve kalça bölgesinde oluşan yapı gücünü GERGİN (fizyolojik bir durum) haldeki bağlardan almaktadır.

Sakroiliak küçük bir eklem olmakla birlikte aşırı yük altında kalmaktadır. Bu görevinden dolayı yanlış yük aktarımı ile birlikte en küçük etkilenmeden dahi haberdar olmamız için ağrıya çok hassas yapıdadır. Bu durum onun bel ağrısına sebep olan eklem olarak bilinmesine neden olmuştur. Ağrı genellikle eklemin arka yüzeyinde hissedilmektedir ve ağrı buradan başlayarak kalça ve dize yayılarak YANSIYAN ağrı oluşturmaktadır.

Sakroiliak eklem, arasında boşluğu/ mesafesi olan bir yapıya sahiptir. Ancak terazi ve bağ GERGİNLİĞİNİN ortadan kalkması ile birlikte sağ veya sol ekleme (toplumun genel çoğunluğunda sağ eklem) daha fazla yük binmektedir. Sonuçta bu eklem aralığı daralarak sürtünme – enflamasyona, zamanla kaynayarak fibröz / kemik yapıya dönüşebilmektedir. Bu gelişme vücut yapımızı kaçınılmaz deformasyonlara doğru götürmektedir (süspansiyonu bozulmuş ve aşırı yük / gücü aktaramayan araçların zarar görmesi gibi).

Sakroiliak eklem problemi kadınlarda daha çok olmak üzere her iki cinste de görülmektedir. Bu problemin ortaya çıkmasında birçok neden vardır. Ancak bu pasajda özellikle karın kaslarının bu klinik tablonun oluşmasındaki rolünden bahsetmek isterim.

KARIN ÖN DUVARINI oluşturan kas yapılarımız (rectus abdominis, transeversus abdominis vb.) birçok nedenle zayıflayabilmektedir:

-Yanlış oturma (Karnın masaya dayanarak iş yapılması, ders çalışılması vb.)

-Kadınların mutfakta yanlış duruşları (mutfak tezgahına karnını dayayarak iş yapması)

-Uzun süre ayakta kalmak

-Ara vermeden sık ve ağır spor yapmak

-Aşırı şişmanlık nedeni ile karın kaslarının zayıflaması

-HAMİLELİK ne deniyle karın kaslarının gevşemesi

-Ağır yüklerin sürekli veya kaldırma tekniklerine riayet edilmeden kaldırılması vb.

Bu durumlar aynı zamanda sakroileit (eklemin iltihaplanması) tablosunun da ilerlemesine ve ağırlaşmasına neden olmaktadır.

Karın kaslarının gerginlik / dikliği /kasılması PELVİSİN (leğen) kemiklerinin dik durmasını sağlamaktadır. Bu sakroiliak eklem mesafesinin açık kalmasını sağlayan en önemli fizyolojik parametrelerden biridir. Bu ön koşul ortadan kalktığında sakroiliak eklem mesafesi daralmaktadır ve ağrıya hassasiyet artmaktadır. Hamilelikte artan bel ağrısının en önemli nedenlerden birisi budur. Ayrıca hamileliğin ortalarından itibaren hamilelik hormonlarının da etkisi ile eklem kıkırdakları yumuşak kıvam alarak pelvik kemiklerin daha hareketli olmasına olanak sağlar. Bu durum özellikle ön tarafta pelvik kanatların genişlemesine ve dolayısıyla arka tarafta sakroiliak eklemin daralmasına yol açabilmektedir.

Doğum sürecinin yaklaşması ve doğum eylemi ile birlikte ön taraftaki açıklık daha da artmaktadır. Bu fizyolojik süreç tamamlandıktan sonra eğer genişlemiş batın ve gevşemiş karın kaslarına yönelik disiplinli toparlanma programı uygulanmazsa arka kompartmandaki sakroiliak eklem üzerine dengesiz yük binmeye devam edecektir. Bu kemik ve eklem yüzeyinin erozyonu (aşınmasına) ve eklem çevresindeki bağların sertleşmesine doğru götürebilir.

Sakrum kemiği ile belin beşinci omurunun birleşme yerinde öne doğru doğal bir çıkıntı (promotorium) oluşmaktadır. Bu çıkıntı sayesinde arkaya doğru bakan 120 derecelik bir açı oluşmaktadır. Bu açıya bağlı kadın pelvisi daha yatık pozisyon almaktadır ve bu duruş doğuma daha uygun bir durum hazırlamaktadır. Karnın öne doğru gitmesi bel çukurunun (lordozun) artmasına ve dolayısıyla açının değişmesine ve sakrumun daha arkada yer almasına neden olmaktadır. Sonuçta hamilelik ve doğum olumsuz yönde etkileneceği gibi sakroiliak eklemin sıkışmasına neden olacaktır.

Hamilelik süresince ve özellikle doğuma yakın son evrelerde İYİ NİYETLE bilinçsizce önerilen sürekli yürüyüşe çıkın önerisi karşısında anne adaylarının AĞRIYA-AĞRIYA spor yapmaya kalkışmaları enflamatuar (eklem iltihaplanması) sürecin kronikleşmesinden öte bir sonuç doğurmayacaktır.

Anne adayları giydikleri ayakkabılarının (özellikle sol) bozulmuş / yana yatmış hallerini incelesinler veya yürüyüş eylemlerini arkadan, önden, herhangi plandan videoya çeksinler. Eğer hareket esnasında gluteal (kalçalar) bölgede sağ-sol bacak hareketleri esnasında gereğinden fazla aşağı-yukarı salınım / çökmeler yaşanıyorsa bilinmelidir ki bu yürüyüş onlara zarar verecektir.

Çünkü gevşek kalça ve ayak bileği bağlarından dolayı bilateral (çift taraflı) güç dağılımı olmayacak, örneğin 70 kg bir beden %50 – %50 bacaklara yük bindirmesi gerekirken her adımda tüm vücut ağırlığı sırasıyla bir bacağa binecektir, zamanla sakroiliak eklemde daralma, ayak bileği çevresinde ödem kaçınılmazdır.

Bunu kalçanın ortasında ağrı, diz iç tarafında ve ayak dış tarafında ağrı olarak hissetmeye devam edecektir. DOĞRU YÜRÜMEYİ destekleyen yapısal düzensizlik giderildikten sonra yürümek için hiçbir engeliniz kalmayacaktır.

Eğer hamilelikte bebeğin ağırlığı nedeniyle bozulan anne postürü düzeltilmez ve süreç doğum sonrası döneme de aktarılırsa sakroiliak eklem sürekli aşınmaya maruz kalacaktır. Bu durum MR ve diğer görüntüleme tekniklerinde ilk safhalarda eklem çevresinde hafif bir ödem vakası gibi lanse edilse ve ihmale uğrarsa zamanla enflamatuar süreç eklemin kemikleşmesi /kaynaması (ankiloz) ile SON bulacaktır.

Hamilelik esnasında ‘ANNE’ye bu ağrıların “normal ve doğal” olduğu belletilse de fizyolojik sınırlardan uzaklaşma etyopatogenezi (nedenleri) gözden geçirildiğinde bu konforu bozucu duruma katlanmak gerekmediğini anlayacağız.

Hamilelik esnasında, doğacak bebeğe karşı hassasiyetlerden dolayı gereken tedbirler alınmamış olsa bile doğum sonrası annelerin bağlarındaki laksite (gevşeklik) mutlaka giderilmelidir. Çünkü hamilelik süresince aşırı hareketten kaçınmalar ve sık-sık dinlenme kalça dengesizliği ile birlikte kısmen ciddi sorunlara yol açmayabilir. Ancak doğumdan sonra aktif yaşamın başlaması ile birlikte süreç hızla ilerleyerek birkaç ay içerisinde kalça bel omurga sorunlarına yol açabilmektedir.

Değerlendirdiğimiz bu klinik yaklaşım Ankilozan Spondilite yatkınlık oluşturan yollardan sadece biridir ve kesinlikle ihmal edilen bir durumdur. Hamile / Doğum Sonrası Anne Bakım Çalışması ile mutlaka önlenmelidir.

Dr. Ceyhun NURİ

Kinezyofobi / Ankilozan Spondilit

Kinezyofobi; yaralanma ihtimali düşüncesiyle oluşan aşırı hassasiyet neticesinde fiziksel aktiviteden kaçınmayla sonuçlanan hareket korkusu olarak tanımlanabilir. Kronik ağrı ve inflamasyonla karakterize bir hastalık olan Ankilozan Spondilitte(AS)’de santral sensitizasyon (uyarıya karşı artmış yanıt), inflamatuar ağrı ve tutukluğa bağlı olarak hareket korkusu görülebilir.

Fiziksel aktiviteden kaçınma neticesinde hastalarda kondüsyon ve kas gücü kaybı meydana gelmektedir. Yine depresyon, yorgunluk, ağrı şiddeti, hastalığın aktivitesi, fonksiyonel durum da kinezyofobiyle ilişkilidir ve tüm bunlar kısır döngüye neden olmaktadır.

Dolayısıyla öncelikle, katastrofik düşünce (kötüye yorma) ve kinezyofobinin tespit edilip tedavi edilmesinin AS’li hastaların tedavisine olumlu katkıları olacaktır.
Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Bel Ağrıları (Tanısı Konulmamış) / Ankilozan Spondilit (AS)

Bel Ağrıları (Tanısı Konulmamış) / Ankilozan Spondilit (AS)

AS, kalça eklemi ve omurgayı etkileyen en önemli Romatizmal hastalıktır.
ABD popülasyonunda hastalığın;
– Görülme Sıklığı % 0,9 ile % 1,4
– Teşhis Edilme Oranı % 0,2 ile % 0,7
– Teşhiste Gecikme Süresi Ortalama 14 Yıl şeklindedir.
Toplumumuzda bu durum çok farklı verilere sahip değildir.

Gecikmiş veya uygun tedavi protokolüne alınmamış hastalarda geri dönüşü olmayan omurga fonksiyon kaybına bağlı vücudun tümünü ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kötü sonuçlar kaçınılmaz olacaktır.

Tanımlanamayan kalça ve bel ağrılarında Ankilozan Spondilit göz ardı edilmemeli, teşhis konuldu ise de baskılayıcı değil tedavi edici protokoller ile sürecin olumlu yönde seyri sağlanmalıdır.

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Fibromiyalji ve Ankilozan Spondilit Belirtileri

Fibromiyalji ve Ankilozan Spondilit Belirtileri

– Sabahları kalkmakta, işe gitmekte, bir arkadaşınızı ziyaret etmek ve hatta en basit şeyleri bile yapmakta bile zorluk çekiyor musunuz ?
– Enerjinizin sıfırda olduğunu hissediyor musunuz?
– Yaygın olarak sırt ve bel – boyun ağrıları çekiyor musunuz?
– Geleceğe dair sağlığınızdan endişe duyuyor musunuz?
– Ani öfke patlamaları yaşıyor musunuz?
– Doktorlar size yardımcı olamıyor, hepsi sorunun psikiyatrik hastalık olduğunu mu söylüyor?
– Sürekli uyuma ihtiyacı hissediyor musunuz?
– Zihinsel olarak kendinizi çökmüş olarak görüyor musunuz?

Birçok soruda cevabımız EVET ise Fibromiyalji (Kas Romatizması), Ankilozan Spondilit gibi romatizmal hastalıklar göz ardı edilmemelidir.

Zamanında ve doğru tanısı konulamayan / tedavi edilemeyen Romatizmal Hastalıklarda geri dönüşümsüz eklem hasarları meydana gelebilir.

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Ankilozan Spondilit Vücudun Tamamını Kapsayan Bir Hastalıktır

ANKİLOZAN SPONDİLİT sadece omurga, kalça ve eklemleri ilgilendiren bir problem gibi görünse de, vücudun tamamını kapsayan bir hastalıktır. Tamamen tedavi edilebilmekle birlikte, asıl bakılması gereken yere bakılmadığı için kronikleşerek yaşam kalitesini düşürmektedir.

• Mekanik altyapı problemleri giderilmeli
• Hücrenin enflamatuar yükü azaltılmalı
• Hücrenin fizyolojik ihtiyaçları karşılanmalı
• Ve diğer metabolik imbalanslar giderilmeli

Hastaya özel tedavi protokolü oluşturulup, sürecin disipline edilmesi ile, 3- 4 ay gibi kısa bir sürede olumlu gelişmelerin görülmesi, kişilerin tedavi sürecine motivasyonunu artıracaktır.