Ankilozan Spondilit (AS), Sakroiliak ve Omurga eklemlerindeki artritik değişiklikler, adezopati ve ankilozis ile karakterize, bir Seronegatif (laboratuvar değerleri yüksek olmayan) Spondiloartropati şeklidir. AS’de görülen kemik mineral yoğunluğundaki azalma, geniş omurga füzyonu (kaynaması), bireyi omurga kırıklarına yatkın hale getirmektedir. Hastalığın oluşabilmesi için genetik yatkınlık dışında mekanik problemler ve hatalı yaşam şekli de gereklidir. Genetik faktörlerden en yaygın kabul görmüş olanı insan lökosit antijen kompleksi HLA-B27’dir. HLA-B27, seronegatif spondiloartropatilerle de ilişkili olsa da, AS ile en güçlü ilişkiyi göstermektedir. Dünya popülasyonunda ortalama görülme sıklığı genellikle % 0.1-1.4 arasında değişir. Japonlar’da % 0.04, Haida Kızılderilileri’nde % 6 oranında görülür. Türkiye’deki sıklık oranı bilinmemekle birlikte ortalama % 0.5 sıklıkta olduğunu düşünürsek ülkemizde yaklaşık 300-350 bin AS’li olduğu söylenebilir. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülmektedir. Ancak hastalığın insanlık tarihi boyunca ne kadar geriye kadar izlenebileceği tartışılmaktadır.
Ermenistan ve Almanya’nın ortak yürüttüğü bir arkeolojik çalışmada* Güneydoğu Ermenistan’da (Norabak Bölgesi) dört mezar odası ortaya çıkarıldı. Mezar odasında yaklaşık M.Ö. 1.400 – 1.200 tarihine ait olduğu tespit edilen bir iskelet radyokarbonu bulundu. İskelette, AS için karakteristik özelliklerin bir kombinasyonu yapılan inceleme ile gösterildi. Kemiğin mükemmel bir şekilde korunması sayesinde, iskeletteki patolojik değişiklikler detaylı bir şekilde analiz edilebildi. Bu durum antik dönemlerin iskelet kalıntılarını incelenirken nadiren görülen bir durumdur. Bilimsel çalışmanın sonucunda iskeletteki bulgular sayesinde AS tanılı bir hasta olduğu doğrulanabilmiştir ve hastalığın sıklıkla dikkat edilmeyen bazı karakteristik özellikleri de gösterilebilmiştir.

3.000 yıl öncesine ait kalıntılar hastalığın bize ne kadar eski bir hastalık olduğuna dair yeterli kanıt sunması önemli bir gelişmedir. Ancak bunca yıla rağmen günümüzde tedavisine yönelik konsensüsün olmaması da bir o kadar üzücüdür. Hastalık maalesef genç bireylerin günlük konforlarını ve hayat kalitelerini bozmaya devam etmektedir. Son yıllarda medikal tedaviler dışında yapılan GETAT uygulamaları, diyet protokolleri ve egzersiz programları da hastaların önemli bir kısmına fayda sağlamaktadır.

*https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/31486823

Etiket