Ankilozan Spondilit, Genel, Romatoid Artrit

Sağlıklı Yaşam İçin Kas Yasaları ‘nı Tanıyalım

Kas Yasaları
Dr. Ceyhun Nuri
Osteopat & Fitoterapist

KAS YASALARI

Kas Yasaları… Gün içinde insan yataktan kalkıp tekrar yatana kadar yüzlerce kez kas iskelet sistemini kullanmaktadır. Kaslarımızın üstüne binen farklı yükler karşısındaki tepkileri aynı değildir. Örneğin yiyip içtiklerimiz, emosyonel durumumuz, gün içinde yaşadığımız onca stres, karşılaştığımız insanlar, bağırsak metabolizması gibi durumlar kas tonusunu (gerginliğini) etkilemektedir. Bu yüzden hastalar aslında her seferinde farklı bir kas tonusuna muayeneye gelirler. Sağlıklı Yaşam İçin Kas Yasaları’nı yakından tanımak gerekir.

Bedenimizin farklı yüklere karşı oluşturduğu kompansasyon (dengeleme) mekanizmaları da değişkendir. Ancak burada esas olan dengeleme tepkilerinin dışında altta yatan gerçek nedene odaklanabilmektir. Hasta her gelişinde kimi zaman boynu, kimi zaman omzu, kimi zaman da kalçasındaki ağrılarından şikâyetçi olabilir ve hekimine yakınarak der ki:

“Siz benim boynumu tedavi ettiniz, ağrılarım hafifledi, ama bu sefer de belim ağrımaya başladı”.

Bu noktada karşılaşılan bu durumun kompansasyon mekanizmalarının farklı bir versiyonu olduğunun hastaya anlatılması yerinde olacaktır. Şöyle ki, kompansasyona bir örnek verecek olursak; boyun ve sırtı bir pelerin gibi saran trapezus kası manuel tedavi ile gevşeyince yansıyan ağrı da ortadan kalkacaktır. Takke düşüp kel görününce de gerçek sorun olan kalça ve bel problemleri gün yüzüne çıkacaktır.

Acaba boyun ve çene gibi kafa bölgesindeki ağrılar sorunun esası olan bel ve kalça problemlerinin üstünü pelerin gibi örtüyor muydu? Bu duruma ankilozan spondilit hastalığı bir yönden örnek olarak verilebilir mi acaba?

Biyomekanik Kanunları İnceleyelim

Günlük kas hareketlerini tetikleyen oturma, oturduktan sonra kalkma, koşma, yürüme ve merdivenlerden çıkma güçlüğü yaşanmasına neden olan kas hastalıkları, günlük yaşam kalitemizi en çok kısıtlayan sorunların başında gelmektedir.
Beyinden başlayarak sinirlerimize ulaşan ve “hareket etme” komutunu gerçekleştiren son icra noktası kaslarımızdır. Hatta öyle ki her türlü hareket, göz açma ve kapatma, ağlama, gülme, konuşma, ayağa kalkma, oturma, kalp kasılmaları kaslarımız olmazsa yapamayacağımız hareketlerdir. Bundan dolayı kaslarım tüm vücudumuzda yer alır ve vücudumuzun en büyük yapısını oluşturur. Gelin şimdi kas yapımızın işleyişini ilgilendiren Biyomekanik Kas Yasalarını inceleyelim…

Kas Yasaları
Dr. Ceyhun Nuri
Osteopat & Fitoterapist

FONKSİYONEL BAĞLAR KANUNU

Bağlar Kanunu ‘nu tanımlamadan önce Hidrojen ve oksijen atomlarını düşünelim. Her iki element de kendine has strüktürel bir yapıya ve özelliklere sahiptir.

= H2 =                = O =

Bu atom ve molekülleri ayrı-ayrı daha yakından incelediğimizde her birinin özelliğini göz önünde bulundurmalıyız. Kendi başlarına farklı özellikleri olan bu atomlar kimya kanunlarına göre bir araya gelip yeni bir molekül oluşturduklarında ortaya tamamen başka özellikleri taşıyan yepyeni bir yapı ortaya çıkar: Su;

H2+O=H2O

Aslında bu yeni birleşim içerisinde kullanılan kimyasal moleküller teorik olarak aynı kalmış olsalar da ortaya çıkan yeni yapı farklıdır. Bu durumda ortaya SU çıkıyor ve öyle bir enformasyona (bazen sıvı, bazen gaz) sahip oluyor ki bu bilgi ne hidrojen ne de oksijende mevcuttur.

Peki, ne oldu da hidrojen ve oksijen farklı yapılarda olmasına rağmen birliktelikleri onlara yeni fonksiyonel bağlar oluşturdu.

Eğer bir yapıda (bu örneğimizde H2O) bir bozunma ortaya çıkıyorsa bu durum bize aslında onun birleşimine giren alt birimlerin birlikte oluşturdukları fonksiyonel bağlarda bir bozulmanın başladığının göstergesidir.

Bu mikro hadiseye makro planda baktığımızda; şayet bir organda hastalık ortaya çıktığında hemen o organı suçlayıp pervasızca sorumluluğu ona yüklememiz ne kadar doğrudur. Burada doğru olan yaklaşım şöyle olabilir: su örneğinde olduğu gibi BÜTÜN yapının fonksiyonel bağlarını neden kaybederek tekrar hidrojen ve oksijene geri dönüşmüş olduğunu anlamaya çalışmaktır.

Beden için organ ve sistemleri ayrıştırarak çalıştırmak mantıksızlıktır.

Bu tek tek ayrıştırma politikasını ve indirgemeci tutumu bütünü düşünmeyi göz ardı eden günümüz insanı sergilemektedir.

Bu ayrıştırmacı yaklaşım mideyi, kalbi ve bağırsakları bütünden kopararak ayrı ayrı ele alır. Vücut holistik düşünür, organ ve sistemleri tıpkı bir ekosistem gibi bütün olarak ele alır ve her şeyi kombine çalıştırır. Bu nedenle bir insan hastalandığında DAĞILDIM, TOPARLANAMIYORUM derken iyileştiğinde de TOPARLANMAYA BAŞLADIM der. Aslında burada demek istediği, sistemin kafa kafaya verip el ele kombine çalışmaya başladığıdır. Bu nedenle bizim anlamamız gereken nokta, beden içerisinde nasıl bir fonksiyonel bağ sorunu yaşandı ki iş gören yapılar ve hassas mekanizmalar geri alt birimlere ayrıştı.

Tıp eğitimde yapılar hep sindirim sistemi, sinir sistemi ve dolaşım sistemi gibi ayrı ayrı bağımsız sistemler gibi öğretildiğinden fonksiyonel bağlantıları kurarak bedene bir bütün olarak bakmayı unuttuk. Peki, hangi fonksiyonel bağlardan bahsediyoruz.

Fonksiyonel Bağ Sorunları

Konumuz olan kasları bir ampul olarak düşünelim. Lamba ışıldamıyorsa onu besleyen alt yapı ve fonksiyonel bağ sorunlarına bakmamız gerekir:

  1. Kasın kendisinde sorun olabilir (triger noktaları ve tutunma yerlerindeki stabilite sorunları vb.)
  2. Kası besleyen sinirlerdeki sorunlar
  3. Kası besleyen dolaşımdaki sorunlar
  4. Lenfatik dolaşımdaki problemler

Bütün bu durumlarda biz kaslarla ne kadar uğraşırsak uğraşalım kaslarımız tıpkı ampul örneğinde olduğu gibi ışıldamayacaktır. Eğer lamba ışıldamıyorsa yani kas beslenemezse ondan olan beklentimizi de karşılayamaz.

Sonuçta kaslar gelen bilgiden etkilendiği gibi kendileri de enformasyon göndererek yapıları değişime zorlamaktadırlar.

  1. Her kas iç organların fonksiyonlarını yansıtmaktadır.
  2. Emosyonel durumlara tepki vermektedir.
  3. Metabolizma durumunu yansıtmaktadır.
  4. Kaslar kafa kemikleri ile bağlantı halindedir.
  5. Belirli omurlarla bağlantı halindedir (omurlardan çıkan sinirlerin haricinde)
  6. Kaslar dişlerle bağlantı halindedir.

İnsan hareketlerini kontrol edebilmekle birlikte bu eylemlerini gerçekleştiren kasların direncine söz geçiremez. Kolumuzu daha yukarı veya daha aşağı kaldırabiliriz ancak uzun süre kolunu havada tutmak için başka mekanizmalara ihtiyaç duyarız. İşte yukarıda saydığımız bütün bu durumlar kasın dayanma kuvvetine öyle veya böyle etki etmektedir. Kaslarımız tonusunu kaybetmeye başladığında işlerin bize zor geldiğini, kolumuzu bile kaldıramadığımızı ve kolayca yorulduğumuzu beyan ederiz. GÜCÜM YOK, TAKATİM KALMADI deriz.

HAYIR. Bu sözler doğru değildir.

Sizin içinizde gücünüz vardır, tek yapmamız gereken o gücü kaybettiren nedeni bulmak ve yeniden ortaya çıkarmaktır.

 Acaba bundan dolayı mı çocuklar hiç yorulma nedir bilmezler?

Geleneksel tıp protokolleri aslında çoğu kez bedenin kendi kendine yetebilmesi için yitirdiği gücü ve enerjiyi yeniden geri kazanma felsefesine dayanır.

Bedenimizdeki yapılar eş zamanlı ve karşılıklı bir etkileşim içinde ahenkle çalışırlar, yani kaslar organlara, duygularımıza tesir ettiği gibi organlar ve duygularda kaslar üzerine de etki etmektedirler. Hasta bu etkileşimlerin hepsini (emosyonel durum, bağırsak problemi, diş dolgusu, sırt/kas ağrısı vb.) bütünüyle sırtlanıp doktora gelir. Bizim anlamamız gereken bu strüktürel yapılar arasında nasıl bir fonksiyonel bağ kopukluğu yaşanmıştır ki BÜTÜN olan yapı bozulmuştur. Kasın kendi yapısında bir bozukluk olabileceği gibi bir dış veya iç bozucu faktör onu iltihaplandırır, çürütür ve keyfini kaçırır.

Örneğin, çocuklarda bağırsak düzensizlikleri sık yaşanır, bu durumu her zaman bağırsak florasının bozulmasına bağlamak doğru değildir. Hiç aklımıza gelmeyen daha doğrusu pratikte bilmediğimiz 15 cm’lik ince bağırsak kökü denilen radix mezenteri yapışıklığı akla gelmelidir.

Sindirim Kanalının Beslenmezi Bozulur!

Radix mezenteri komşuluğundaki superior mezenterik arterin ani daralması veya emboliye uğraması (pıhtı atması),  ince bağırsakları besleyen mezenterik yapının iskemiye (dolaşım yetersizliği) neden olur. Ve sonuçta sindirim kanalının beslenmesi bozulur.

Unutmayalım ki yeni doğanların bağırsaklarında sindirimi gerçekleştirecek enzim sayısı oldukça azdır ve eğer fıtratına uygun olmayan gıdalar bebeğe verilirse veya anne sütünü az alırlarsa bağırsak yüzeyinde birikecek olan gıda artıkları inflamasyonu tetikleyecektir. İltihaplanma da radix mezenteri yapışıklığına zemin hazırlayacaktır. Bu nedenle bebeklerde de mezenterik kökün çalışma ve beslenme düzenine bakılması gerekir.

Dr. Ceyhun Nuri
Osteopat & Fitoterapist

ETKİLEŞİM YASASI

Organ, kas ve metabolik süreçlerimizin biyolojik ritminin sağlıklı sağlanması için onları idare eden beyin ve omurilik merkezli sinir sistemimizin sürekli koordineli bir halde çalışması gereklidir. Eğer sinir sisteminde tek taraflı bir hâkimiyet başlarsa var olan denge bozulacaktır. Otonom sinir sisteminin (iç organlarımızın sinirleri) somatik sinir sitemi (hem santral hem periferik) üzerine baskın olması gibi veya tam tersi. Etkileşim yasası ile ilgili detaylar…

Gerek santral gerekse de periferik olmak üzere somatik kas sinirleri iç ve dış etkenler sebebiyle yıpranırsa o zaman otonom sinir sistemi devreye girecektir. Bu karşılıklı etkileşimin fiziksel bedenimiz üzerinde ki izlerini farklı yönleriyle görürüz:

A.Sinir Sisteminin Karşılıklı Etkileşiminde Emosyonel Tepkilerimiz

  • Sempatik otonom sinir sitemi (vücudu hızlandıran sistem) hâkimiyeti ele geçirirse bunu ÖFKE (çevremizde karşılaştığımız insanların olur olmaz her türlü tavır ve davranışları bizi sürekli sinirlendiriyorsa vb.) ile dışa vurur.
  • Parasempatik otonom sinir sisteminin (vücudu yavaşlatan sistem) hâkimiyeti başlamışsa bunu KORKU (bu hastamı hiçbir zaman iyileştiremem, kas zayıflığını, iltihaplanmasını gideremem diyen doktor işte bu korku duygusunun hâkimiyeti altındadır, vb) ile dışa vurur.

Eğer öfke, kaygı ve korku gibi gibi durumlar sizde var ise siz otonom sinir sisteminin hâkimiyeti altındasınızdır ve her ne yaparsanız yapın bu durumda sizin vücudunuz iç organlar üzerinden yanlış enformasyonlara maruz kalacaktır.

KORKU anında BÖBREK ve İDRAR KESESİ üzerinden,

ÖFKE anında ise KARACİĞER ve SAFRA KESESİ üzerinden bu maruziyet gerçekleşebilir.

Biz bu durumda çevremizde cereyan eden olaylara aslında iç organlarımız yoluyla  farkına varmadan tepki veriyoruz, çünkü otonom sinir sisteminde reseptörler organdan sinir sistemine, somatik sinir sisteminde ise kastaki reseptörler sinir sistemine sinyal götürmektedir.

Otonom sinir sisteminin hakimiyeti

Otonom sinir sisteminin hakimiyeti altındayken (aynı durum hem hasta hem de onu muayene edecek doktor açısından da geçerlidir) yapılması planlanan kas ve diğer biyomekanik muayeneler yanlış sonuçlar verecektir, çünkü bu halde hem doktor hem de hasta tarafının duyarlılığı anormal olduğu için çok da sağlıklı bir netice alınmasını bekleyemeyiz.

Hasta muayenesi esnasında pektoral minör kası üzerine bası uygulamakla şayet lenfatik geri dönüşte ki sorunun dolaylı göstergesi olan bir hassasiyet oluyorsa, ya da nefes sirkülasyonundaki düzensizlik göstergelerinden biri olan göğüs-karın boşluğunu ayıran diyafram hattındaki duyarlılık ve hastanın gerek üst ekstremite gerekse de alt ekstremite direnç uygulamalarına karşı zayıf/yetersiz karşı koyuyorsa bu durumda hemen somatik sinir sistemi sorunlarını akla getirmeden önce otonom sinir sistemin hakimiyeti mevcut mu diye sorgulamamız gerekir.

Eğer hasta bir gün evvel emosyonel stres yaşadı ve hale etkisi altındaysa, sınav dönemindeyse, muayene sırasını beklerken stres faktörlerine maruz kaldıysa yani emosyonel dış patojenlere maruziyet yaşadıysa veya genel olarak heyecanlı bir mizaca sahipse muayene esnasında verilecek uyaranlara karşı objektif olmayacağından varılan sonuç ve yorumlar da hatalı olacaktır. Çünkü bu haldeki birisi otonom sinir sistemi etkisi altına girmiştir.

Kişi emosyonel uyaranlar karşısında zihnini ve bilinçaltını kaldırmayacağı yüklere maruz bırakırsa bu durum fiziksel bedenin tepkilerini de kaçınılmaz olarak değiştirecektir.

Öfke ve korku gibi emosyonel etkilenim altındayken kişi herhangi bir enformasyonu sağlıklı alamayacağından vermeye çalıştığı bilgi ve tepkiler de sağlıklı olmayacaktır. Bunu siz de basit bir şekilde deneyimleyebilirsiniz. Yanınızdaki birine herhangi bir şey söylemeden yüzüne yakın mesafeden üç kez ellerinizi birbirine şaplatın ve ondaki değişimleri izleyin, yani bilinçaltında korku duygusu uyandırarak onda fiziksel olarak nefes, kas gerginliği, kalp ritmi, yüz kan dolaşımının nasıl değiştiğini gözleyin.

Emosyonel yük hâkimiyeti altındaki kişi eğer doktorun kendisi ise o vakit durumunu düzeltene kadar tedavi elini kimseye uzatamayacağının da bilincinde olmalıdır.

B.Sinir Sisteminin Karşılıklı Etkileşiminde Biyokimyasal Metabolik Tepkilerimiz

Patolojik (kötü) etkilenme karşısında kas metabolizmasının bozulduğunu nasıl anlarız?

Kısa muayene bilgisi:

  • Temasla minör pektoral kaslarda ağrı (Gövde üst kısmının lenfatik drenajının bozulduğunun belirtisi).
  • El parmaklarının sık sık uyuşması (Dolaşımsal, lenfatik sorun).
  • Diyafram hattı boyunca temasla hassasiyet ve ağrı (nefes problemleri).
  • Nörovasküler noktalarda hassasiyet.
  • Özellikle kas metabolizması etkilenmelerinde karaciğer veya böbreklerde sorunlar.
  • Biyokimyasal değişimlerin emosyonel sorunlara yol açması.

C.Sinir Sisteminin Karşılıklı Etkileşiminde Sinir Sisteminin Koordinasyonu Bozulacaktır

Gözünüzü kapatın, dizinizi kırın ve bir ayağınızı yüksekçe havaya kaldırın. Eğer bu esnada denge kaybına uğruyorsanız sinir sistemi koordinasyonunuzda bir problem olabilir.

Bir insanın SÖYLEDİKLERİ, YAPTIKLARI ve DÜŞÜNDÜKLERİ farklı ise hastalıklar kaçınılmazdır. Bu durumda sinir sisteminde koordinasyon bozukluğu yaşanacaktır. Siz eğer BİLİNÇLİ bir şekilde DÜŞÜNMEDİĞİZ şeyleri SÖYLÜYORSANIZ sinir sisteminiz için stres oluşturmuş olursunuz.

Yalan söylediğinizde özellikle kendinize zarar vermiş oluyorsunuz. Yalan söylemektense hiçbir şey söylememek daha iyidir. Hayatınızı öyle kurgulamaya çalışın ki yalan söyleme gerek kalmasın.

Eğer bir şeyler düşünüyor fakat buna rağmen düşündüklerinizin aksine konuşuyor ve hatta konuştuğunuzun da aksine bambaşka davranıyorsanız sizin emosyonel ve nörolojik sisteminizin dengede olduğunu iddia edemeyiz, bu durumda da ağzından çıkanın kulağının ve kaslarının bihaber olduğu dengesiz birinin ne kendine ne de başkasına faydası yoktur.

Meşgul Bilinçaltında Verilen Komutlar

İnsan zihni ve bilinçaltı başka şeylerle meşgul iken aynı anda bedenine vereceği komutları ve geri tepki/cevapları da düşündüğünden bedenin tepkileri çok farklı olacaktır. Örneğin çok dalgın birinin çay koyarken kas hâkimiyetini kaybederek bardağı taşırması gibi. Bu hal sürekli tekrar ettikçe sinir sistemimiz ince hissetme ve ayar yetisini kaybediyor. Örneğin parmak uçlarımız hassas duyu kabiliyetini yitirir, kas kontrol ve metabolizması aksamaya başlar.

Duyu organlarımız vasıtasıyla bedene giren her girdi içimize dolmakla kalmaz aynı zamanda içeriye giren enformasyon bizim bütün yapılarımızı değiştirmeye de zorlar.

Dr. Ceyhun Nuri
Osteopat & Fitoterapist

BİRLİK YASASI

Biz göreceli olarak dünyamızı MADDE, ENERJİ, BİLGİ/ ENFORMASYON diye üçe ayırırız. Hidrojen ve oksijen örneğimizde olduğu gibi bölüp ayrıştırırken bizler birçok şeyi de kaybederiz, çünkü madde / enerji / ve bilgi’nin var olmaları ancak karşılıklı etkileşim halinde olmalarına bağlıdır.

Bilgi, Enerji, Madde Döngüsü

BİLGİ (sözel bilgi, besinlerin bilgisi vb.) girişiniz oluyor ve siz enerjinizi, maddenizi değiştiriyorsunuz vb. Enerji eklemeden maddeyi canlandıramazsınız. Sonuç eğer siz MADDE’yi inşa edip canlandıracaksanız BİLGİ / ENERJİ regüle edilmelidir, yani insanın kendi iç mekanizmalarını harekete geçirmeden onun maddesini değiştiremezsiniz.

Hastaya niçin hastalandığını anlatmamız gerekiyor ki o kendi vücudu üzerinde kendisi çalışsın.

Eğer hasta karşımıza geçip: “beni iyileştirin size çok para vereceğim” dediği andan itibaren bu sözü tedavi başlamadan bitmiş anlamına gelir. Hastanın bu sözü ve temennisi mümkün değildir. Çünkü insan kendi bedeni üzerinde ancak kendisi çalışmalıdır, doktor ancak yol gösterir, bilgi girişi sağlar, enerjisine tesir eder, sonuçta bu bilgiler ve veriler ışığında hasta enerji ve maddesi üzerinde kendisi çalışmaya başlamalıdır. Ama en önemlisi de kişiye BİRLİK YASASI’nın nerede bozulduğunu ve niçin hastalandığını anlatmamız gerekiyor. Ve kendisi bunun üzerinde çalışmalıdır. Düşünmelidir; acaba farkında olmadan kimin gönlünü kırdım, kimi küstürdüm, yani nerede bir psikotravma yaşadım.

Aslında çok derinlere inmenize bile gerek yoktur, sadece hastanın kafasında şu soru oluşturulmalıdır: “hayatında doğru olmayan ve düzgün gitmeyen neler var, bu koca dünyada niçin hastalıklar seni buluyor. Ne yaptın da negatif enerjin yıldırımları üzerine çekiyor? Ve hasta bunu kendisi anlamalıdır, bu nokta çok önemlidir. Bu nedenle doktorlar aynı zamanda birer filozof ve psikoterapisttirler.

Dr. Ceyhun Nuri
Osteopat & Fitoterapist

GELİŞME KANUNU

Sinir sisteminde herhangi bir zıplama yoktur, her şey basamak-basamak gider. Gelişme Kanunu bu konuyu içerir.

Bebek önce emekler, sonra ayağa kalkar, sonra yürür. Eğer çocuk yerlerde sürünmediyse hemen ayağa kalktıysa veya sürekli yürümeye zorlandıysa o normal yürümeyi tam beceremez. Çünkü gelişim aşamalarından biri olan sürünme hadisesi vakti zamanında vücut hafızasına oturmazsa ki bu etap daha karmaşık hareketlerin temelini oluşturmaktadır, o zaman adım atma kalıbı düzgün çalışmayacaktır.

Gelişme Kanunu’nda önce adım refleksi, sonrasında homolateral (aynı taraf bacak ve aynı taraf kol beraber öne hareket ederler) yürüme paterni şekillenir, heterolateral (çapraz kol bacak hareketleri) patern sonra gelişir. Eğer bir insanda bir nedenden dolayı hareket bozukluğu görülüyorsa o zaman heterolateral (normal yürüyüş)  paternden homolateral (bebekler gibi) aşamaya inilir buradan da adım refleksine oradan da sürünme aşamasına geri dönülür. Bu niçin önemlidir. Eğer siz insanı tekrar toparlayıp kalkındıracaksanız bunu onun gelişme etaplarına uygun olarak yapmanız gerekiyor. Sinir sisteminde zıplamalar yoktur, adım adım gelişir ilerler ve eğer siz sinir sistemini kapasitesinin üzerinde kaldıramayacağı yükle yüklediğinizde o kolaylıkla gelişip çıktığı etaplardan geriye doğru yuvarlanmaya başlayacaktır, çünkü henüz vücut hafızası oluşmamıştır.

İnsan gelişiminde 3 etap vardır.

Önce otonom sinir sitemi hâkim olur, sonra somatik, sonra da tekrar otonom sinir sistemi hâkimiyeti ele geçirir.

Gelişme Kanunu

Her döngünün kendine ait hedefleri ve görevleri vardır. Hasta tedaviye gittiğinde doktor osteopatik/kinezyolojik yaklaşım içerisinde bedende hangi görevlerin, hedeflerin ve döngülerin olduğunu tespit etmesi gerekir ve tedavi yaklaşımını buna göre planlanmalıdır.

Otonom sinir sistemi ne demektir?

Onun insan bedeninde hedef ve görevleri nedir?

Esas olarak iki görev ve hedefi vardır:

Hayatta kalmak

Büyümek

(bebek sürekli kilosunu katlayarak büyür, bunun için ağıza giren her şeyden maksimum seviyede istifade etmesi gerekiyor, buna yediği kum bile dâhildir). Bunun için enzim ve hormonlar maksimum seviyede çalışmaktadır.

Hayatta Kalmak ve Büyümek

Sinir sistemi tel gibi gerilmektedir. Çünkü HAYATTA KALMAK VE BÜYÜMEK gerekiyor. Her şey bu duruma tabidir. Bunun için vücut her şeyi özümsemesi gerekiyor hatta çocukların kemirdikleri tebeşiri bile. Bu dönemde bebek otonom reflekslerin esaslarına dayanarak hareket ediyor. Özetle içgüdüsel kanunlar çerçevesinde hareket eylemini başlatan metabolik reaksiyonlar kombinasyonu yaşanmaktadır. Yani bir şeyi görüyoruz sonra onu yakalıyoruz başımız istemsiz olarak ona doğru dönüyor elimizdeki nesne ağza doğru götürülüyor ve ağız açılıyor, sonunda vücut enzim, hormon, elementleri ağza gidenden en üst düzeyde faydalanmaya çalışıyor.

Çocuk büyümeye başladığı andan itibaren somatik sinir sisteminin refleksleri ortaya çıkmaya başlar. Bu sistemin kanunu nedir?   Minimum enerji harcaması ile dünya bilgisi.

Somatik sinir sisteminin hâkimiyetine girdiğimizde kinezyofili kanunu başlar yani hareket etmek istemeseniz de eylemde bulunmak zorunda kalıyorsunuz. Örneğin birisi sizi itti bu esnada tepki vermeden önce kim itti neden itti kenara çekilmeli miyim karşı tepki vermeli miyim gibi soruları akıldan geçirdikten sonra eylemde bulunuruz, mantık çerçevesinde bir yaklaşım sergileme vardır burada. Yani somatik sinir sisteminin hâkimiyetine girildikten sonra insan çok yavaş ve temkinli enerji depolarını harcama eğilimindedir.

Yaş ilerledikçe tekrar otonom sinir sistemi dönemine doğru geriledikçe iki kanun geri gelir.

  1. Hayatta kal. Bu durumda olan insan için çevresi ona saldırgan ve öfkeli gözükür ve çevre korkularla doludur.
  2. BÜYÜMEK. Her ne tüketirse kilo artışına neden olmaktadır. Bu bireylerde kilo üzerine kurgulu bir tedavi uygulayamazsın, bu kişileri ne kadar az beslersen besle şişmanlamaya devam edeceklerdir. Çünkü bedenlerinde içgüdüsel olarak iki kanun çalışıyor HAYATTA KAL VE BÜYÜ. Çevreyle olan ilişkisi daha çok “ya öldür ya da saklan”, ama en önemlisi de ağırlığını 2-3 kat artırman gerekiyor kuralı üzerinedir.

Ne Yesem Yarıyor, Su İçsem Bile Yarıyor

Bu dönemde pasta yemekle kuru bir parça ekmek yemek durumu değiştirmez, beden alınan her şeyden maksimum özümseyerek istifade eder. NE YESEM YARIYOR, SU İÇSEM BİLE YARIYOR ifadelerini hatırlayalım. Bu durumun en önemli nedeni enzim ve hormonlar ani ve hızlı salınırlar ancak hücre yaşlanması besinlerin gerektiği gibi hazmedilmesine izin vermez ve bu durumda hazmedilmemiş besinler özellikle kas dokusu, yağ ve bağ dokusunda depolanmaya başlar.

Otonom sinir sisteminin hâkimiyetinde olan insanı, somatik hasta gibi tedavi edemezsin. Bu hastada otonom refleksleri aramak gerekir, hangi seviyede blokaja uğramış, kapanmış ve blokajın oluştuğu seviye (servikal, torakal, lomber, pelvis vb.) neden çalışmıyor, bakmak gerekir.

Neden biz bel fıtığını çok zor tedavi ediyoruz, çünkü biz hastanın somatik sinir sistemini tedavi etmeye çalışıyoruz, oysaki o sinir çoktan ölmüş ve bizi duymuyor.

Asıl yapmamız gereken otonom sinir sistemini tedavi etmek, onu boşaltmak gerekir, işte o zaman somatik sinir sistemi bizi işitir hale gelecektir. Bu tıpkı büyük ve küçük sinyalle uyarılan bir makina gibidir. Sinir sistemimiz daha yüksek oluşan sinyalleri işitir, daha düşük seviyede olanlarla ilgilenmez. Eğer hastanın parasempatik sinir sistemi aktif haldeyse bu durumda bel bölgesine yapacağınız her türlü masaj o bölgenin kas tonusunu daha da artıracaktır. Yani hasta hangi sinir sisteminin hâkimiyetindeyse ona yönelik tedavi uygulanacaktır. Eğer otonom ön plândaysa nörovasküler noktalar aktive edilmeli, viseral yapı (içi organlar) ve emosyonel reseptörler üzerinde çalışılmalıdır.

Dr. Ceyhun Nuri
Osteopat & Fitoterapist

NEDEN-SONUÇ KANUNU

Neden Sonuç Kanunu açıklamadan önce bir soru ve cap ile başlayalım.

Soru: Hasta neden tedaviye cevap vermez?

Cevap: Kapalı bir döngü içindeyse tedavi olmaz.

Normalde neden var ise bu bir SONUÇ doğurur, nedeni ortadan kaldırırsan sonuçta ortadan kalkar.

Yani ilişki lineer/çizgisel olursa tedavi de kolay olur, hatta hasta kendisi tedavisini gerçekleştirir. Hani denir ya “Soğuk algınlığı ilaçlarla 7 günde iyileşir, hasta eğer kendisi yatar ve dinlenirse hastalık bir haftada biter”. Bu durum düz çizgisel bağlantıda böyledir.

Ancak kapalı daire ilişkisinde durum değişir, örneğin böbrek sorunlu bir hastayı ele alalım. İnsan korku gibi emosyonel bir stres ve travma yaşadığında böbreğin enerji dolaşımı (meridyeni) ve böbrek organının kendisi etkilenmektedir. Organ kendisi etkileneceği gibi yakınındaki diğer organları ve bağlantı halinde olduğu kas iskelet sistemine de tesir etmeye başlayacaktır.

Böbreğin üzerinde tıpkı bir kızak gibi kaydığı iliopsoas kası zarar görerek tonusunu kaybedecektir. Kasın dayanıklılığını yitirerek sarkmasına tepki olarak üzerindeki böbreğin de aşağı doğru (nefropitoz) yer değiştirmesine neden olacaktır. Girilen bu kısır döngüde sarkan böbrek kendi fonksiyon ve enerji dolaşımını daha da kötüye götürecektir. Neden sonuç halkası kısır döngüye girdi ve kapandı.

Halkanın Kapanması

Sizin kapanan bu halkayı bulmanız gerekiyor. Bu halkanın birimlerinin sadece biriyle ilgilenmeniz doğru değildir, tüm adımlarla ilgilenmemiz gerekir (korku, meridyen/enerji, organ, kas vb.). İşte o zaman sizin tedaviniz etkili ve yeterli olacaktır. Eğer sadece kaslarla veya sadece enerjiyle vb. ilgilenirsek hiçbir sonuç alamayacağız. Tedaviniz sadece semptomatik yani şikâyetleri hafifletmeye yönelik olmaktan öteye geçemeyecektir.

Çünkü insanoğlunun üzücü başka bir kanunu daha vardır.

Dr. Ceyhun Nuri
Osteopat & Fitoterapist

AYAR KANUNU

Eğer insanın bir sistemi bozuldu ve 21 gün içinde geri düzeltilmezse, bu regülasyon/kompansasyon durumu organizma tarafından artık yeni norm/ayar olarak kabul edilir ve insan bu adaptasyon mekanizmasına alışır.

Kas yasaları bizi inflamasyonu biraz daha iyi anlamaya yaklaştıracaktır. İşte o zaman ankilozan spondilit, romatoid artrit gibi hastalıklarda kaslardaki ağrıyı bastırmak yerine onunla konuşmayı öğreneceksiniz.

Anlattıklarımız büyük puzzle resminin bir parçasıdır.

Burada özetlemeye çalıştığımız; büyük resmin bir karesinden bakınca gerçeği bütün çıplaklığıyla anlamanız zor olacağıdır, ancak birtakım dersler de çıkartıp okumaya, öğrenmeye devam edersek puzzle’ın parçalarını tamamlamış olacağımızdır.

Louvre müzesinde sergilenen bir sanat şaheserinin karşısındaki ince zevkli bir sanatsever gibi resmin tamamı olanca güzelliğiyle gözlerinizin önüne serilince zevkten dört köşe olup hastalıklarınızla nasıl mücadele edip onları yeneceğinizi görmüş de olacaksınız.

 Şimdilik son sözümüz;

Hücrenin isteklerini karşılamayı ve o mikro dünyanın şifreli dilini okumayı öğrendiğinizde ve anlamaya başladığımızda hiç şüpheniz olmasın o da sizin makro dünyanızdaki sıhhat ve afiyette kalma arzu ve isteklerinize sadık kalarak gerekenleri tereddütsüz yapacaktır.

001-envelope

Görüş, Öneri ve Yorum

Görüş, öneri ve yorumlarınız için lütfen iletişim formumuzu doldurunuz. Yetkilimiz, size en kısa sürede geri bildirimde bulunacaktır.

İlgili Yazılar