Romatoid Artrit Tedavisi – İltihaplı Eklem Romatizması

Romatoid Artrit Tedavisi

Çözümsüz gibi nitelendirilen immün sistem tabanlı otoimmün hastalıklar semptomatik (belirti) odaklı değil, hücre seviyesinde başlayan hekimlik anlayışı kapsamında rasyonel irdelendiğinde olumlu sonuçlar vererek yaşam kalitesini artıracaktır.

ROMATOİD ARTRİT (İLTİHAPLI EKLEM ROMATİZMASI) TEDAVİ EDİLEBİLEN BİR HASTALIKTIR!

Klasik Tanımı

Romatoid Artrit genellikle eklemlerde şişme, ağrı, hareket kısıtlılığı, tutuklukla başlayıp kalp, böbrek ve birçok organın etkilenmesi ile seyreden kronik enflamatuar bir hastalıktır.

Dr. Ceyhun NURİ’nin Geniş ROMATOİD ARTRİT Tanımı :

Romatoid Artrit, klasik söylemin dışına çıkılarak doğru tanımlanması ve yeniden yorumlanması gereken bir hastalıktır: Vücudumuzda iç (yoğun süregelen stres, ani duygu durum bozuklukları, aşırı üzüntü veya sevinç halleri vb.) ve dış iklimsel (sıcak, soğuk, nem, kuruluk) patojen faktörlerin girdisi ile hücresel / enerjisel düzeyde bozulmalar başlar.

Kronik maruziyetin devam etmesi bağırsak / karaciğer gibi organlarının etkilenmesiyle enflamatuvar yükün artışına neden olur. Bu kontrolsüz artış bağışıklık sisteminin aşırı uyarılgan hale gelerek öncelikle eklemleri ve devamında tüm sistemleri etkileyen kronik otoimmün bir hastalık olan ‘Romatoid Artrit’in ortaya çıkma sürecini hızlandırır.

OLUŞUM NEDENLERİ

Klasik Bakış:

RA’da Bağışıklık Sisteminin aşırı uyarılgan hale gelmesi sonucu vücudun kendi hücrelerini yabancı kabul etmesi (otoimmünite) ile başta eklem içini döşeyen sinovyum tabakası iltihaplanır; eklem, kıkırdak, tendon, kas ve diğer iç organların tutulumu- harabiyeti eklenir.

Dr.Ceyhun NURİ’nin Oluşum Nedenlerine Bakışı:

Sağlıklı bir hücrede DNA’yı içinde barındıran çekirdek, mitokondri, sitoplazma ve birçok yapı taşları mevcuttur. Bu hücrenin canlılığını devam ettirmesi ve sağlıklı fonksiyon görmesi bir kısım şartların dengesine bağlıdır (Dolaşım paterni sağlanmalı, Oksijen saturasyonu, Element / Mineral dengesi sağlanmalı, D Vit / B12 Vit vb.). Bir kısım ihtiyaçları olduğu gibi işleyiş esnasında oluşan metabolik atıklar, yanlış nutrisyon sonrası protein agregatları, biriken ağır metaller ve yoğun stres kaynaklı oksidatif radikallerinden de kurtulmaya ihtiyacı vardır.

Bu hastalığın oluşumunda birçok komponent olmakla birlikte, bir beslenme örneği ile konuyu biraz daha anlaşılır konuma getirebiliriz:

Bu hastalığın oluşumunda birçok komponent olmakla birlikte bir beslenme örneği ile konuyu biraz daha anlaşılır konuma getirebiliriz. Bir öğle yemeğinde kebap yediğimizi düşünelim. Normalde bir lokma güzelce, yavaş-yavaş ağızda çiğnendikten, parçalandıktan, didiklendikten sonra mideye ulaşır ve oradaki bazı enzimler (proteaz) sayesinde bu parçalanmış et kimusu (mide kaba öğütme işlemini yapamaz) polipeptid denen ara forma dönüşür, ardından bu karışım ince bağırsaklara gönderilir.

Bu durakta da polipeptid denen ara form buradaki enzimlerle (peptidaz) vücudumuzun istifade edebileceği aminoasit şeklini alır ve bağırsaklardan da emilerek hücrelerimizin yapı taşına dönüşür.

Eğer biz bu et parçasını çiğnemeden hızlı bir şekilde yutarsak, mide bu diri-diri yutulan koca kitleyi ayrıştıramaz, çözümlenmemiş et kimusu olduğu gibi bağırsaklara geçer. Normalde aminoasit gibi, bedenimizin istifade edebileceği bir şekilde bağırsaklardan emilim gerçekleşmesi gerekirken, fizyolojimizle uyumsuz bir şekilde vücudumuza girmeye başlar. Emilmeye başlayan ve uygun olmayan bu aminoasit parçacıkları bağışıklık sistemi (Lökosit, NK, Lökotrien vs.) tarafından temizlenmek / detoksifiye edilmek üzere karaciğere götürülür.

Eğer bu tarz yaşam devam eder ve sürekli bedenimize / mizacımıza zıt besin, alerjen, katkılı gıda vb. girmeye devam ederse bağırsaklarımızın sızdırmazlık duvarı bozulmaya başlar, emilmemesi gereken fizyolojimizle uyumsuz maddeler sürekli bünyemize girer. Karaciğerimiz bunların hepsi ile başa çıkamaz ve serbest dolaşan radikaller artmaya başlar.

Bizi korumaya çalışan bağışıklık sistemimiz bu yabancı aminoasit, alerjenlere karşı sürekli gösterdiği tepki nedeni ile aşırı uyarılgan hale gelir ve patojen maddelere karşı gösterdiği reaksiyonu kendi hücrelerine karşı da göstermeye başlar, bu duruma ‘Otoimmün Cevap’ diyoruz.

Karaciğerin temizleyemediği birçok toksin maddeler tekrar kana verilmeye başlanır. Kan dolaşımının zayıf olduğu bölgelerde, artan alerjenlerin de etkisi ile bazı maddeler ( Histamin vb.) salgılanmaya başlar. O bölgelerde ağrı ödem, şişlik, sızı, kızarıklık belirtisi, yani kısacası enflamasyon gelişir.

Doğu Tıbbı’nın da öğretilerini bu açıklamalarımıza eklersek 'Romatoid Artrit'i sıcak, rüzgar, nem ve soğuk etkisi ile oluşan, üst ve alt vücut yarısında tutulum gösterenler, eksiklik veya fazlalık sendromu, ağrı veya ağrısız klinikle seyir gösteren şeklinde klasifiye edebiliriz.

Rüzgar baskın artralji genellikle üst vücut yarısını etkilerken; Nem egemen artraljiler ise en sık vücudun alt kısmında şişme / eklemlerde sertlik / uyuşukluk hissinin eşlik etmesi ile karakterizedir. Soğuk dominant artrit kliniği, yaşlılarda periferik (kol/bacak) dolaşım eksikliği, alt sırt bölgesinde ağrı, böbreklerin etkilenmesi ile karakterize olduğu görülmektedir.

Romatoid Artriti Diğer Eklem Hastalıklarından Ayıran Özellikleri

En sık RA ile karışan hastalık Osteoartrittir.

Osteoartritte, eklemlerden biri giderek kötüleşmeye ve sürekli keskin ağrı ile kendini gösterir.

Eklem tutulumu konusunda, RA ve Osteoartrit her hangi bir eklemden başlayabilirler  ama bununla birlikte RA’de genellikle parmaklar etkilenirken, Osteoartritte en çok kalça ve diz eklemi etkilenir.

GENETİK YATKINLIK

Romatoid Artrit hastalarında HLA-DR4 genetik belirleyici gösterilmiştir. Unutmayalım anne-babadan çocuklara aktarılan hastalık değildir. Aktarılan Anne-babaların hataları yüzünden DNA da ki okuma hatalarıdır (Fenotip yapı)

TANIDA NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR.

Hastanın Doğru Sorgulanması ve Hekimlik disiplini çerçevesinde detaylı Fizik Muayenesi tanıya götüren (% 80) en değerli teşhis aracıdır. Elde edeceğimiz veriler tetkik aşamasını doğru yönetmemizi sağlayacaktır. Eritrosit Sedimentasyon Hızı ve CRP yüksekliği, “Romatoid Faktör” testinin pozitifi oluşu teşhisi destekler. Bununla birlikte bu hastalarda mutlaka ek tetkikler (Açlık İnsulin,- 25 HidroxiDvit-, Ferritin,  Rutin Biyokimya vb.) istenmelidir.

Unutmayalım ‘Hasta-Hastalık-Tedavi’ ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurgulanması için doktorun ‘Hastayı Bir Bütün Olarak Ele Alması’ gerekir.

TEDAVİ

Klasik Yaklaşımda Neler Yapılmaktadır?

Henüz etyolojiye yönelik yani sebebi çözmeye yönelik bir tedavi yoktur. Uygulanan tedaviler ise ağrıyı gidermeye, bağışıklık sisteminin immunsupresiflerle baskılanarak iltihap oluşumu ve eklem tahribatının ilerlemesi durdurmaya yöneliktir (NSAİD, İVİG, Metotreksat, Metilprednisolon, Siklosporin, Sülfasalazin vs.).

Tedaviye Dr. Ceyhun NURİ Yaklaşımı:

  1. Vücuda dahil olan ve başta hücreyi, dokuları, sistemleri zora sokan ve fizyolojimiz açısından yabancı kabul edilen alerjen ve toksinlerin (İlaçlar, Gıda takviyeleri, Kızartmalar vs.) vücuttan atılımını sağlamak ve vücuda yeni toksin girişini olabildiğince azaltmak.
  2. Sağlıklı işleyişinin sağlanması için bedendeki eksiklikler tespit edilerek idamesi gerekmektedir (D Vit., B12 Vit., Ferritin, Su, Oksijen vb.)
  3. Özellikle Karaciğer, Bağırsak, Solunum vb. sistemlerinin düzenlenmesine yardımcı olunmalı ve vücudun kendi onarım mekanizmasının devreye girmesi sağlanmalıdır.
  4. Hastalığın tamamen bitmesi için DNA üzerinden sağlıklı bilgi akışı temin edilmeli, genetik alt yapının rejenerasyonuna destek olunmalıdır. Bilindik öğretilerin ve genel kabulün aksine genetik problemlerin çözümsüz olmadığını da belirtmek isteriz!
  5. Hasta ve hastalığa özgü kapsayıcı İNTEGRATİF tedavi protokolleri çerçevesinde;
    – Kişinin Yaşam Şekli/ Mizacı değerlendirilerek beslenme zinciri belirlenmeli
    – Çevresel faktörlerin genetik materyale etkisi doğru yönetimle pozitif yöne kanalize edilmeli
    – Metabolik Balansa uygun vitamin, mineral, element, mikro besin desteği sağlanmalı
    – Detoksifikasyon (toksinlerden arınma) ve biyotransformasyon (biyolojik / metabolik değişim) süreçleri desteklenmeli
    – Hastalığın nedeni olan ve biyolojik sistemleri bozan faktörler (asidoz, hipoksi, perfüzyon bozukluğu, atılım sistemi bozukluğu vb.) elimine edilmeli
  6. Romatolojik Hastalıklarda (SLE Lupus, Ankilozan Spondilit, Behçet, Sjögren, Vaskülit, FMF, Romatoid Artrit ve Diğer Artrit Hastalıklar) bedendeki sıvı değişim ve transportunu regüle eden dalak sisteminin tedavi planına entegrasyonu önemlidir. El ve ayaklardaki soğuklukla birlikte, beden iç ısısında / enflamatuvar tepkisinde artış olup bu ‘İç Isı’nın vücuttan uzaklaştırılması gereklidir.
  7. Hipotalamo /hipofizer/adrenal aksa etki ederek stres hormonları (nöradrenalin ve kortizol) optimal seviyede tutulmalı. ‘Ruh/Beden/Enerji Regülasyonu’ ön plana alınarak ‘Birincil Ayar Mekanizması’na geri dönüş sağlanmalı.
  8. Karaciğer, dalak ve böbrek sisteminin rantabl-organize çalışması sağlanarak kanın dokuları besleyici ‘Kalitatif ve Kantitatif Etkisi’nin optimize edilmesi önem arz etmektedir.

SONUÇ: Yazımızda çerçevesi çizilen Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) ve kendi hatalarımız kaynaklı, immün sistemin aşırı orantısız tepkisi nedeniyle ortaya çıkan diğer tüm otoimmün hastalıkların da (Astım – Ankilozan Spondilit – Migren – SLE Lupus – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroiditi – Vitiligo – MS) TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR.

ÖNLEM ALINMAZ İSE GELİŞEBİLECECEK İSE KOMPLİKASYON / YAN ETKİLER NELERDİR?

Eklem Deformiteleri

Hareket Kısıtlılığı

Kalp, Böbrek ve diğer için organların tutulumu

Otoimmün diğer hastalıkların da (Behçet, Ankylozan Spondilit, SLE, İBS vs.) eklenmesi ile tablonun kötüleşmesi vs.

HASTALARIMIZA TAVSİYELERİMİZ

1.Her gün bir kâse yoğurdun içerisine 2 tatlı kaşık öğütülmüş zerdeçal, bir tatlı kaşığı öğütülmüş zencefil, bir tatlı kaşığı öğütülmüş çörek otu, bir tatlı kaşığı öğütülmüş üzüm çekirdeği koyarak tüketimi sağlanır ise vücutta ki iltihap / enflamasyonun azalmasına yardımcı olurlar

2.Sinirli otun ıspanak gibi pişirilip tüketimi sağlanır ise bu da aynı şekildi bedende ki iltihabın azalmasına katkıda bulunur

3.Alerjen ve toksinlerin giriş kapısı sayılan bağırsak yapımızın tamiri için haftanın iki gününü tamamen sebze yemekleri ile geçirsinler. Günde üç kez aç karnına saf kantaron yağı tüketsinler

Tavsiyeler bu yazıya sığmayacak kadar çoktur.

Romatoid Artit hakkında daha fazla ve güncel bilgiyi sayfanın alt kısmındaki 'Bilgi ve Demeçler' bölümünde bulabilirsiniz.

Dr. Ceyhun NURİ     

Daha fazla bilgi için lütfen iletişim bilgilerimizden bize ulaşın.

Romatoid Artrit Dergi Yazıları

'Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır' başlıklı Dr. Ceyhun Nuri’nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi – Aralık 2017 / Life Sağlık

Aralık 2017 / Life Sağlık “Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır” başlıklı yazımız:

Romatoid Artrit, klasik söylemin dışına çıkılarak doğru tanımlanması ve yeniden yorumlanması gereken bir hastalıktır: Vücudumuzda iç (yoğun süregelen stres, ani duygu durum bozuklukları, aşırı üzüntü veya sevinç halleri vb.) ve dış iklimsel (sıcak, soğuk, nem, kuruluk) patojen faktörlerin girdisi ile hücresel / enerjisel düzeyde bozulmalar başlar. Kronik maruziyetin devam etmesi bağırsak / karaciğer gibi organlarının etkilenmesiyle enflamatuvar yükün artışına neden olur. Bu kontrolsüz artış bağışıklık sisteminin aşırı uyarılgan hale gelerek öncelikle eklemleri ve devamında tüm sistemleri etkileyen kronik otoimmün bir hastalık olan ‘Romatoid Artrit’in ortaya çıkma sürecini hızlandırır.

ROMATOİD ARTRİT OLUŞUMUNA YAKLAŞIMIMIZ
RA’da Bağışıklık Sisteminin aşırı uyarılgan hale gelmesi sonucu vücudun kendi hücrelerini yabancı kabul etmesi (otoimmünite) ile başta eklem içini döşeyen sinovyum tabakası iltihaplanır; eklem, kıkırdak, tendon, kas ve diğer iç organların tutulumu- harabiyeti eklenir.
Sağlıklı bir hücrede DNA’yı içinde barındıran çekirdek, mitokondri, sitoplazma ve birçok yapı taşları mevcuttur. Bu hücrenin canlılığını devam ettirmesi ve sağlıklı fonksiyon görmesi bir kısım şartların dengesine bağlıdır (Dolaşım paterni sağlanmalı, Oksijen saturasyonu, Element / Mineral dengesi sağlanmalı, D Vit / B12 Vit vb.). Bir kısım ihtiyaçları olduğu gibi işleyiş esnasında oluşan metabolik atıklar, yanlış nutrisyon sonrası protein agregatları, biriken ağır metaller ve yoğun stres kaynaklı oksidatif radikallerinden de kurtulmaya ihtiyacı vardır.
Bu hastalığın oluşumunda birçok komponent olmakla birlikte bir beslenme örneği ile konuyu biraz daha anlaşılır konuma getirebiliriz. Bir öğle yemeğinde kebap yediğimizi düşünelim. Normalde bir lokma güzelce, yavaş-yavaş ağızda çiğnendikten, parçalandıktan, didiklendikten sonra mideye ulaşır ve oradaki bazı enzimler (proteaz) sayesinde bu parçalanmış et kimusu (mide kaba öğütme işlemini yapamaz) polipeptid denen ara forma dönüşür, ardından bu karışım ince bağırsaklara gönderilir. Bu durakta da polipeptid denen ara form buradaki enzimlerle (peptidaz) vücudumuzun istifade edebileceği aminoasit şeklini alır ve bağırsaklardan da emilerek hücrelerimizin yapı taşına dönüşür. Eğer biz bu et parçasını çiğnemeden hızlı bir şekilde yutarsak, mide bu diri-diri yutulan koca kitleyi ayrıştıramaz, çözümlenmemiş et kimusu olduğu gibi bağırsaklara geçer. Normalde aminoasit gibi, bedenimizin istifade edebileceği bir şekilde bağırsaklardan emilim gerçekleşmesi gerekirken, fizyolojimizle uyumsuz bir şekilde vücudumuza girmeye başlar. Emilmeye başlayan ve uygun olmayan bu aminoasit parçacıkları bağışıklık sistemi (Lökosit, NK, Lökotrien vs.) tarafından temizlenmek / detoksifiye edilmek üzere karaciğere götürülür. Eğer bu tarz yaşam devam eder ve sürekli bedenimize / mizacımıza zıt besin, alerjen, katkılı gıda vb. girmeye devam ederse bağırsaklarımızın sızdırmazlık duvarı bozulmaya başlar, emilmemesi gereken fizyolojimizle uyumsuz maddeler sürekli bünyemize girer. Karaciğerimiz bunların hepsi ile başa çıkamaz ve serbest dolaşan radikaller artmaya başlar. Bizi korumaya çalışan bağışıklık sistemimiz bu yabancı aminoasit, alerjenlere karşı sürekli gösterdiği tepki nedeni ile aşırı uyarılgan hale gelir ve patojen maddelere karşı gösterdiği reaksiyonu kendi hücrelerine karşı da göstermeye başlar, bu duruma ‘Otoimmün Cevap’ diyoruz.

Karaciğerin temizleyemediği birçok toksin maddeler tekrar kana verilmeye başlanır. Kan dolaşımının zayıf olduğu bölgelerde, artan alerjenlerin de etkisi ile bazı maddeler ( Histamin vb.) salgılanmaya başlar. O bölgelerde ağrı ödem, şişlik, sızı, kızarıklık belirtisi, yani kısacası enflamasyon gelişir.
Doğu Tıbbı’nın da öğretilerini bu açıklamalarımıza eklersek romatoid artritini sıcak, rüzgar, nem ve soğuk etkisi ile oluşan, üst ve alt vücut yarısında tutulum gösterenler, eksiklik veya fazlalık sendromu, ağrı veya ağrısız klinikle seyir gösteren şeklinde klasifiye edebiliriz.
Rüzgar baskın artralji genellikle üst vücut yarısını etkilerken; Nem egemen artraljiler ise en sık vücudun alt kısmında şişme / eklemlerde sertlik / uyuşukluk hissinin eşlik etmesi ile karakterizedir. Soğuk dominant artrit kliniği, yaşlılarda periferik (kol/bacak) dolaşım eksikliği, alt sırt bölgesinde ağrı, böbreklerin etkilenmesi ile karakterize olduğu görülmektedir.

TANIDA NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

Hastanın Doğru Sorgulanması ve Hekimlik disiplini çerçevesinde detaylı Fizik Muayenesi tanıya götüren (% 80) en değerli teşhis aracıdır. Elde edeceğimiz veriler tetkik aşamasını doğru yönetmemizi sağlayacaktır. Eritrosit Sedimentasyon Hızı ve CRP yüksekliği, “Romatoid Faktör” testinin pozitifi oluşu teşhisi destekler. Bununla birlikte bu hastalarda mutlaka ek tetkikler (Açlık İnsulin,- 25 HidroxiDvit-, Ferritin, Rutin Biyokimya vb.) istenmelidir.

Unutmayalım ‘Hasta-Hastalık-Tedavi’ ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurgulanması için doktorun ‘Hastayı Bir Bütün Olarak Ele Alması’ gerekir.

TEDAVİ

Klasik Yaklaşımda Neler Yapılmaktadır?

Henüz etyolojiye yönelik yani sebebi çözmeye yönelik bir tedavi yoktur. Uygulanan tedaviler ise ağrıyı gidermeğe, bağışıklık sisteminin immunsupresiflerle baskılanarak iltihap oluşumu ve eklem tahribatının ilerlemesi durdurulmaya çalışılmaktadır ( NSAİD, İVİG, Metotreksat, Metilprednisolon, Siklosporin, Sülfasalazin vs.)

Tedaviye Dr. Ceyhun NURİ Yaklaşımı:

1. Vücuda dahil olan ve başta hücreyi, dokuları, sistemleri zora sokan ve fizyolojimiz acısından yabancı kabul edilen alerjen ve toksinlerin (İlaçlar, Gıda takviyeleri, Kızartmalar vs.) vücuttan atılımını sağlamak ve vücuda yeni toksin girişini olabildiğince azaltmak.
2. Sağlıklı işleyişinin sağlanması için bedendeki eksiklikler tespit edilerek idamesi gerekmektedir (D Vit., B12 Vit., Ferritin, Su, Oksijen vb.)
3. Özellikle Karaciğer, Bağırsak, Solunum vb. sistemlerinin düzenlenmesine yardımcı olunmalı ve vücudun kendi onarım mekanizmasının devreye girmesi sağlanmalıdır.
4. Hastalığın tamamen bitmesi için DNA üzerinden sağlıklı bilgi akışı temin edilmeli, genetik alt yapının rejenerasyonuna destek olunmalıdır. Bilindik öğretilerin ve genel kabulün aksine genetik problemlerin çözümsüz olmadığını da belirtmek isteriz!
5. Hasta ve hastalığa özgü kapsayıcı İNTEGRATİF tedavi protokolleri çerçevesinde;
- Kişinin Yaşam Şekli/ Mizacı değerlendirilerek beslenme zinciri belirlenmeli
- Çevresel faktörlerin genetik materyale etkisi doğru yönetimle pozitif yöne kanalize edilmeli
- Metabolik Balansa Uygun vitamin, mineral, element, mikro besin desteği sağlanmalı
- Detoksifikasyon (toksinlerden arınma) ve biyotransformasyon (biyolojik – metabolik değişim) süreçleri desteklenmeli
- Hastalığın nedeni olan ve biyolojik sistemleri bozan faktörler (asidoz, hipoksi, perfüzyon bozukluğu, atılım sistemi bozukluğu vb.) elimine edilmeli
6. Romatolojik Hastalıklarda (SLE Lupus, Ankilozan Spondilit, Behçet, Sjögren, Vaskülit, FMF, Romatoid Artrit ve Diğer Artrit Hastalıklar) bedendeki sıvı değişim ve transportunu regüle eden dalak sisteminin tedavi planına entegrasyonu önemlidir. El ve ayaklardaki soğuklukla birlikte, beden iç ısısında / enflamatuvar tepkisinde artış olup bu ‘İç Isı’nın vücuttan uzaklaştırılması gereklidir.
7. Hipotalamo /hipofizer/adrenal aksa etki ederek stres hormonları (nöradrenalin ve kortizol) optimal seviyede tutulmalı. ‘Ruh/Beden/Enerji Regülasyonu’ ön plana alınarak ‘Birincil Ayar Mekanizması’na geri dönüş sağlanmalı.
8. Karaciğer, dalak ve böbrek sisteminin rantabl-organize çalışması sağlanarak kanın dokuları besleyici ‘Kalitatif ve Kantitatif Etkisi’nin optimize edilmesi önem arz etmektedir.

Sonuç: Yazımızda çerçevesi çizilen Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) ve kendi hatalarımız kaynaklı, immün sistemin aşırı orantısız tepkisi nedeniyle ortaya çıkan diğer tüm otoimmün hastalıkların da (Astım - Ankilozan Spondilit - Migren - SLE Lupus - Çölyak - Crohn - Ülseratif Kolit - Hashimoto Tiroiditi - Vitiligo - MS) TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR.

Dr. Ceyhun Nuri
www.drceyhunnuri.com

 

Bağırsak Sağlığı ve Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit hastalıklarında atılım yollarının desteklenmesi iltihabi yükün azalmasına, dolayısıyla aşırı tepkisel reaksiyonların gerileyerek patolojik dejeneratif (tahrip olmuş) değişikliklerin ortadan kalkmasına zemin hazırlar.

Bu çerçevede Bağırsak, Böbrek, Karaciğer, Lenfatik Sistem her biri ayrı bir önem arz etmektedir.
Burada mide ve bağırsaklar üzerine dikkatinizi çekeceğiz.

BAĞIRSAKLAR

Sindirim, besinlerin mekanik ve kimyasal işleme sürecidir, bunun neticesinde besinler emilir ve vücut tarafından özümsenir, buna karşılık yıkım ürünleri ve hazmedilmemiş gıdalar vücuttan atılmaktadır. Sindirim vücuttaki madde alışverişinin ilk etabıdır. Bu aşamada vücut dokuların büyüme, yenilenme ve gelişmesi için gereken maddeleri alır. Ancak gıdalarda bulunan protein, yağ, karbonhidrat ve vitamin/mineraller besinlerin içinde bir bütün olarak vücut tarafından benimsenemeyen ve yabancı görülen maddelerdir. Bu nedenle önce bu besinler küçük parçalara kadar indirgenmeli, suda çözülmeli ve emilime hazır amino asitler seviyesine kadar indirgenmeli. Eğer bu gerçekleşmezse başlıca bağırsak yüzeyinde ve diğer dokularda birikim kaçınılmazdır.

Bağırsaklarda hazmın bozulmasında en önemli etken mide salgı ve sularının yetersiz salgılanması (Bu duruma birçok neden gösterilebileceği gibi, mide koruyucu adı altında uzun süre kullanılan mide asit salgılarını bastıran parametreler de unutulmamalıdır). İkinci neden olarak ise sindirim sisteminin herhangi bir organındaki patolojik süreç nedeniyle içeriğinin tahliyesindeki ihlali gösterebiliriz.

Bağırsakların normalleşmesini hedefliyorsak 3 ana başlık ön plana çıkacaktır.
1 – Bağırsakların yüzeyi yıllar içerisinde bir çok atık katmanlarıyla kaplanmış olabilir, öncelikle bu yüzeyi sıyırarak dışa atılımı sağlanmalıdır.
2 – Bağırsak yüzeyi bir çok nedenle yaralanmış olabilir, bu pürüzlü alanlar onarılmalıdır.
3 – Bağırsak yüzeyi ancak denge halinde tutulan canlı biyolojik aktif yaşamı sayesinde gerekli enzimleri üreterek hazım, koruma fonksiyonlarını yerine getirebilir, bu maddenin de gereği olarak da bağırsak yüzeyinde ki mikroorganizmaların sayı ve çeşitliliğini artırmak gerekir.

Eğer canlı bir varlık (bu kavrama büyük, küçük insan, hatta hayvanda dahildir) dışkılama eylemini günde iki üç kez gerçekleştiremiyorsa bu başta bağırsak, karaciğer ve diğer hazım sürecinde görevli organların işleyişinin sağlam olmadığının göstergesidir

Bağırsakları Eski Dışkı Ve Zehirli Birikimlerden Arındırmak İçin Tavsiyeler:

• Öncelikle bağırsakların alttan ılık suyla yıkanması şarttır (Bunun için suyun sıcaklığı elimizle rahat temas edebileceğimiz derecede olmalı, ilk gün gece 0,5 litre suyla yapılmalı, bu işlem için satın alacağınız lavman setinin kabı istifade edilebilir, su bağırsaklara gönderdikten sonra biraz tutmaya çalışmak daha doğru olacaktır, sonrasında dışarıya çıkışına izin verilebilir, bu işlemi yatmaya yakın yapılmasını önermekteyiz)
• İkinci gece aynı işlem 1 litre suyla yapılmalıdır.
• Üçüncü gece boş, yani işlem yapmadan geçirilmeli ve 4. gece aynı işlem 1,5 litre sıcak suyla yapılmalıdır.
• Sonra 2 gece daha işlemsiz boş geçirilmeli, ardından gelen gece aynı işlem 2 litre suyla yapılmalıdır.

Bu şekilde temizlikten sonra doğal olarak günlük dışkılama dürtüleri artacaktır.
İleri yaşlarda, mide / bağırsak normal çalışıyor gözüküyor olsa bile haftada en az bir kez ılık su ile lavman uygulamak gereklidir, çünkü bağırsaklarda dışkıların kısa süreli tutulması bile herhangi bir ağrı göstermeden vücudu zehirleyebilir.

Mide ve Bağırsakların Normalleşmesinde Altın Beslenme Kuralları:

1 – TAZE TÜKETİM
Taze tüketim her zaman ilk altın kuraldır. Yemeklerin uzun süre bekletilmesi bunlarda çürümelerin başlamasına neden olmaktadır. Mümkün olmayan durumlarda en fazla iki öğünlük bekletilsin. Bu noktada özellikle narin ot niteliği (Semiz otu, ıspanak vb.) taşıyan yemekler kesinlikle bekletilmemelidir. Bu maddenin ihlali gerek bağırsak yüzeyinde gerekse de karaciğerde hazmı gerçekleşemeyen atıkların birikimine neden olarak iltihabi yükün artmasına neden olmaktadır.

2 – ÇİĞ BESLENME
Çiğ beslenmeye ağırlık verilmelidir. Çiğ besinlerde daha çok yaşamsal güç bulunmaktadır ve bu denatüre olmamış proteinler, element, iz element ve vitaminler metabolik reaksiyonlara daha aktif katılabilmektedir. Yemeklerinizi hazırlarken mümkün olduğu kadar kaynamanın son aşamalarına yakın sebzelerinizi koymaya çalışın ve onların daha az değişime maruz kalmalarına yardımcı olun.

3 – ÇEŞİTLİLİK
Yemeklerin çeşitliliği ve dengesi önemlidir. Ne kadar çok çeşit ve bir birine zıt besinler aynı öğünde tüketilirse o kadar çok fizyolojik salgı ve enzimin sindirim reaksiyon zincirlerine katılımı zorunlu olur. Sonuçta rantabıl olmayan besin ayrıştırma işlemi sonrası atılamayan yük artışı adaptif bağışıklık sisteminin uyarılganlığını artırmaktadır.

4 – TEKDÜZE BESLENME
Sürekli aynı yemek ve besinlerle beslenmek doğru değildir.

5 – MEVSİMSEL BESLENME
İlk bahar ve yazda beslenmenin ağırlıklı olarak bitki kaynaklı olması, soğuk sonbahar ve kış aylarında ise beslenmeye proteinlerden ve yağlardan besinlerin eklenmesi daha doğru olacaktır.

6 – SINIRLANDIRMA
Beslenmede mutlaka sınır konması şarttır. Çok yiyenler yorgunluk ve hastalıklara yatkın, zinde ve çalışkan olmaktan uzak oldukları her halde herkesin rahatlıkla çevresinde gördüğü bildiği bir gerçektir.

7 – LEZZET ALMA
Yemekten maksimum zevk ve lezzet almak besinlerin en üst düzeyde hazmı için gerekli ön şartlardan biridir. Yemek başında otururken negatif bir atmosfer içinde konuşma veya tartışma yapılmamalıdır, kitap veya mesajlar okunmamalıdır, sadece yavaş ve güzel çiğneyerek, tüketilen gıdadan lezzet alınmalıdır.

8 – DOĞRU KOMBİNASYON
Farklı besinlerin özel karışımı hazmın sağlıklı tamamlanması için şarttır. Doğru olmayan besin birlikteliklerinde bağırsakta fermentasyonların ve çürümelerin artışı görülmektedir ve bu durum intoksikasyona (zehirlenmeye) götürmektedir. Örneğin sütün diğer besinlerden ayrı tüketimine dikkat edilmelidir.

9 – BESLENME ARALIĞI
Yemek arası aralıkların ortalama 6-8 saat olması gerektiğini unutmayın, çünkü mide hazmı 2 saat, bağırsak hazmı 2 saat, karaciğer hazmı 2 saat, dolaşıma geçen besin maddelerinin dokulara taşınması ve aktarımı yine yaklaşık 2 saat sürmektedir. Unutmayın bağırsakların en büyük ilacı onların dinlendirilmesidir. Bunun için bize çok eski bir sağlık tavsiyesi olarak Gündüzünde bir Akşamında bir kez yenmesi bilgisi önerilmiştir.

Bağırsak Problemlerinde İstifade Edilebilecek Bazı Çay Ve Karışımlar

• Bağırsak Regülasyon Çayı
– Barut ağacı kabuğu / 2 Tatlı kaşığı
– Anason meyvesi / 2 Tatlı kaşığı
– Civanperçemi / 1 Tatlı kaşığı
– Hardal tohumu / 2 Tatlı kaşığı
– Meyan kökü / 3 Tatlı kaşığı
– 1 su bardağı Kaynar su
10 dk ağzı kapalı kaynatın ve süzün
Sabah ve akşam yarım bardak çay olarak için, bağırsaklarınızın düzene girmesinde yardımcı olacaktır.
• Meteorizm, bağırsak şişkinlik / gaz çayı
– Kediotu kökü
– Nane
– Mayıs papatyası toprak üstü kısmı
– Nergiz çiçeği
Bütün bu bitkileri eşit oranda karıştırın. Bu karışımdan 1 yemek kaşığı alın ve bir su bardağı kaynar su ile bir gece boyunca termosta bekletin, sonra süzün. Özellikle şişkinlikte günde 3 kez yemekten yarım saat sonra üçte bir su bardağı alın.
• Uzun süren hıçkırıklarda: Bunun için dere otu tohumu önerilebilir. Bu aynı zamanda hazmın kolaylaşmasına ve şişkinliğin giderilmesinde yardımcı olmaktadır. 1 yemek kaşığı dere otu tohumu, 1 su bardağı kaynar su ile ağzı kapalı şekilde 30 dakika bekletin ve süzün. Yemekten 15 dakika önce günde 3 – 4 kez 1 yemek kaşığı tüketin.
• Özellikle yağmur suyu ile yapılan çay tüketimi bağırsak hücre yenilenmesini hızlandıracaktır.
• Eğer mide ve bağırsak şikayetleriniz artış gösterdiyse özellikle orta yaş (20 – 40 yaş) hastalarda kayısı veya fıstık ağacının reçinesini yaklaşık 20 gram olarak sabah ve akşam 2 – 3 ay süreyle tüketin. Tüketimin balla birlikte ve yumuşatılmış halde olması faydasını artıracaktır.
• Ayrıca yine mide ve bağırsak yüzeyinin onarımında elimizin altında güçlü bir İLAÇ olan zeytin yağını sabah aç karnına, akşam yatmadan bir yemek kaşığı kadar tüketimi lezyonların (yaraların) hızlı kapanmasına yardım edecektir.
• Eğer siz genel olarak yüksek kalorili besinler tüketiyorsanız, bu durumda özellikle hazım tam olarak bitene kadar kesinlikle kuşburnu çayı içmemeniz gerekiyor, çünkü bu durum pankreas fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumun belirtisi olarak cilt renginde özellikle yüz renginde sararma görülecektir (yüksek kalorili yiyecek sonrası fazla kuşburnu çayı tüketimi gerçekleşirse).
• 3 – 4 gram doğranmış kereviz sapı üzerine 1 litre su dökün, 8 saat ağzı kapalı bekletin ve sonra süzün, günde 3 defa 1 tatlı kaşığı alın.
• Sindirimin iyileştirilmesi için, özellikle yüksek kalorili yağlı proteinli yemeklerden sonra mercanköşk ile kimyon alınması olumlu etki oluşturacaktır. Bu karışımın hazırlanmasında, öğütülmüş birer yemek kaşığı kimyon ve mercanköşk tohumlarının üzerine 1 su bardağı kaynar su ekleyin ve ağzı kapalı 15 dakika bekletin, günde 2 kez yarım fincan tüketin.
• Bütün sindirim alışverişlerinin gerçekleşmesinde aşağıdaki karışımın hazırlanması iyi etki oluşturacaktır:
Bal 625 gram, Aloe Vera 375 gram, Kara/kırmızı üzüm suyu 675 gram. Aloe Vera robotta öğütülecek (aloe dalını kesmeden önce 5 gün boyunca su vermeyin). Hepsini karıştırın. İlk 5 gün günde 1 tatlı kaşı alın, sonra günde 3 kez 1 yemek kaşığı yemekten 1 saat önce almaya başlayın. Kürü 2 hafta ile 1,5 ay arasında devam ettirin.
• 10 g rezene meyvesi bir bardak kaynar suya dökülür, 15 dakika su dolu bir tencerede (benmari usulü) ısıtılır, oda sıcaklığına kadar soğutulur, süzülür ve elde edilen mayi hacmini 200 ml’ye (bir su bardağı) suyla tamamlanacak. Mide hazımsızlıkları düzelene kadar gün boyunca eşit miktarlarda içilir.
• Bağırsakların regülasyonunda bir başka karışım olarak:
15 gram rezene meyvesi
15 gram eğir otu rizomu
20 gram kediotu kökü
20 gram nane yaprağı
30 gram mayıs papatyasını karıştır. Bu toplam karışımdan 10 gram alın ve üzerine bir bardak kaynar su dökün ve kapalı bir emaye kapta 15 dakika boyunca bir su banyosunda (benmari usulü) tutun. Elde edilen hacmi bir bardağa ulaşana kadar suyla tamamlayın. Yemeklerden sonra günde 3 defa 3/4 su bardağı içilir. Elde edilen bu sıvı vücutta ki iltihabı azaltır, sindirimi normalleştirir. Bağırsaklardaki ağrı / kramp 2 hafta sonra duracaktır.
• Hangi hastalık olursa olsun tedavi öncelikle mide ve bağırsaklarının temizlenmesinden başlanmalıdır. Bunun için kesilmiş sütün arta kalan suyunu bol tüketerek bağırsak yüzeyinin normalleşmesine yardım edebiliriz.

Bu bilgi ve tavsiyeler Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit hastaların özelinde olmakla birlikte genelinde tüm hastalık ve hastaları bilgilendirme- bilinçlendirme noktasında besin bazlı yapılan hatalar üzerine dikkat çekmek içindir. Çünkü eğer biz bu hastalıklarda ne kadar da kalça, eklem gibi bölgelerde sorun olduğunu söylesek de, bu durumun sindirim sistemi ile irtibatını bilmeyen ve duymayan kalmamıştır diye düşünüyoruz. Unutmayalım ki bu klinik vakalarda enflamatuar bağırsak tutulumu (ülseratif kolit vb.) neredeyse kaçınılmazdır. Tedaviyi elbette ki sadece bu tavsiyeler üzerine kurgulayamayız. Tüm bilgilerin paylaşımı için geniş zaman ve zemine ihtiyaç vardır. Dikkatinizi sağlığınıza çektiysek bu bile yeterlidir.

Unutmayalım Mide / Bağırsak yani sindirim sisteminin bakımı bu tavsiyelerin ötesindedir.

Bir sonraki eğitim bölümünde Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit vakalarında diğer önemli atılım yollarından olan karaciğer ve böbrek üzerinde durulacaktır.

İleriki eğitimde iç organların mekanik yapılarımız, özellikle kalça, boyun ve diz üzerine etkileri üstünde duracağız.

www.drceyhunnuri.com

 

Romatoid Artrit Hakkında Bilgi ve Demeçler

Bağırsak Sağlığı ve Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit hastalıklarında atılım yollarının desteklenmesi iltihabi yükün azalmasına, dolayısıyla aşırı tepkisel reaksiyonların gerileyerek patolojik dejeneratif (tahrip olmuş) değişikliklerin ortadan kalkmasına zemin hazırlar.

Bu çerçevede Bağırsak, Böbrek, Karaciğer, Lenfatik Sistem her biri ayrı bir önem arz etmektedir.
Burada mide ve bağırsaklar üzerine dikkatinizi çekeceğiz.

BAĞIRSAKLAR

Sindirim, besinlerin mekanik ve kimyasal işleme sürecidir, bunun neticesinde besinler emilir ve vücut tarafından özümsenir, buna karşılık yıkım ürünleri ve hazmedilmemiş gıdalar vücuttan atılmaktadır. Sindirim vücuttaki madde alışverişinin ilk etabıdır. Bu aşamada vücut dokuların büyüme, yenilenme ve gelişmesi için gereken maddeleri alır. Ancak gıdalarda bulunan protein, yağ, karbonhidrat ve vitamin/mineraller besinlerin içinde bir bütün olarak vücut tarafından benimsenemeyen ve yabancı görülen maddelerdir. Bu nedenle önce bu besinler küçük parçalara kadar indirgenmeli, suda çözülmeli ve emilime hazır amino asitler seviyesine kadar indirgenmeli. Eğer bu gerçekleşmezse başlıca bağırsak yüzeyinde ve diğer dokularda birikim kaçınılmazdır.

Bağırsaklarda hazmın bozulmasında en önemli etken mide salgı ve sularının yetersiz salgılanması (Bu duruma birçok neden gösterilebileceği gibi, mide koruyucu adı altında uzun süre kullanılan mide asit salgılarını bastıran parametreler de unutulmamalıdır). İkinci neden olarak ise sindirim sisteminin herhangi bir organındaki patolojik süreç nedeniyle içeriğinin tahliyesindeki ihlali gösterebiliriz.

Bağırsakların normalleşmesini hedefliyorsak 3 ana başlık ön plana çıkacaktır.
1 – Bağırsakların yüzeyi yıllar içerisinde bir çok atık katmanlarıyla kaplanmış olabilir, öncelikle bu yüzeyi sıyırarak dışa atılımı sağlanmalıdır.
2 – Bağırsak yüzeyi bir çok nedenle yaralanmış olabilir, bu pürüzlü alanlar onarılmalıdır.
3 – Bağırsak yüzeyi ancak denge halinde tutulan canlı biyolojik aktif yaşamı sayesinde gerekli enzimleri üreterek hazım, koruma fonksiyonlarını yerine getirebilir, bu maddenin de gereği olarak da bağırsak yüzeyinde ki mikroorganizmaların sayı ve çeşitliliğini artırmak gerekir.

Eğer canlı bir varlık (bu kavrama büyük, küçük insan, hatta hayvanda dahildir) dışkılama eylemini günde iki üç kez gerçekleştiremiyorsa bu başta bağırsak, karaciğer ve diğer hazım sürecinde görevli organların işleyişinin sağlam olmadığının göstergesidir

Bağırsakları Eski Dışkı Ve Zehirli Birikimlerden Arındırmak İçin Tavsiyeler:

• Öncelikle bağırsakların alttan ılık suyla yıkanması şarttır (Bunun için suyun sıcaklığı elimizle rahat temas edebileceğimiz derecede olmalı, ilk gün gece 0,5 litre suyla yapılmalı, bu işlem için satın alacağınız lavman setinin kabı istifade edilebilir, su bağırsaklara gönderdikten sonra biraz tutmaya çalışmak daha doğru olacaktır, sonrasında dışarıya çıkışına izin verilebilir, bu işlemi yatmaya yakın yapılmasını önermekteyiz)
• İkinci gece aynı işlem 1 litre suyla yapılmalıdır.
• Üçüncü gece boş, yani işlem yapmadan geçirilmeli ve 4. gece aynı işlem 1,5 litre sıcak suyla yapılmalıdır.
• Sonra 2 gece daha işlemsiz boş geçirilmeli, ardından gelen gece aynı işlem 2 litre suyla yapılmalıdır.

Bu şekilde temizlikten sonra doğal olarak günlük dışkılama dürtüleri artacaktır.
İleri yaşlarda, mide / bağırsak normal çalışıyor gözüküyor olsa bile haftada en az bir kez ılık su ile lavman uygulamak gereklidir, çünkü bağırsaklarda dışkıların kısa süreli tutulması bile herhangi bir ağrı göstermeden vücudu zehirleyebilir.

Mide ve Bağırsakların Normalleşmesinde Altın Beslenme Kuralları:

1 – TAZE TÜKETİM
Taze tüketim her zaman ilk altın kuraldır. Yemeklerin uzun süre bekletilmesi bunlarda çürümelerin başlamasına neden olmaktadır. Mümkün olmayan durumlarda en fazla iki öğünlük bekletilsin. Bu noktada özellikle narin ot niteliği (Semiz otu, ıspanak vb.) taşıyan yemekler kesinlikle bekletilmemelidir. Bu maddenin ihlali gerek bağırsak yüzeyinde gerekse de karaciğerde hazmı gerçekleşemeyen atıkların birikimine neden olarak iltihabi yükün artmasına neden olmaktadır.

2 – ÇİĞ BESLENME
Çiğ beslenmeye ağırlık verilmelidir. Çiğ besinlerde daha çok yaşamsal güç bulunmaktadır ve bu denatüre olmamış proteinler, element, iz element ve vitaminler metabolik reaksiyonlara daha aktif katılabilmektedir. Yemeklerinizi hazırlarken mümkün olduğu kadar kaynamanın son aşamalarına yakın sebzelerinizi koymaya çalışın ve onların daha az değişime maruz kalmalarına yardımcı olun.

3 – ÇEŞİTLİLİK
Yemeklerin çeşitliliği ve dengesi önemlidir. Ne kadar çok çeşit ve bir birine zıt besinler aynı öğünde tüketilirse o kadar çok fizyolojik salgı ve enzimin sindirim reaksiyon zincirlerine katılımı zorunlu olur. Sonuçta rantabıl olmayan besin ayrıştırma işlemi sonrası atılamayan yük artışı adaptif bağışıklık sisteminin uyarılganlığını artırmaktadır.

4 – TEKDÜZE BESLENME
Sürekli aynı yemek ve besinlerle beslenmek doğru değildir.

5 – MEVSİMSEL BESLENME
İlk bahar ve yazda beslenmenin ağırlıklı olarak bitki kaynaklı olması, soğuk sonbahar ve kış aylarında ise beslenmeye proteinlerden ve yağlardan besinlerin eklenmesi daha doğru olacaktır.

6 – SINIRLANDIRMA
Beslenmede mutlaka sınır konması şarttır. Çok yiyenler yorgunluk ve hastalıklara yatkın, zinde ve çalışkan olmaktan uzak oldukları her halde herkesin rahatlıkla çevresinde gördüğü bildiği bir gerçektir.

7 – LEZZET ALMA
Yemekten maksimum zevk ve lezzet almak besinlerin en üst düzeyde hazmı için gerekli ön şartlardan biridir. Yemek başında otururken negatif bir atmosfer içinde konuşma veya tartışma yapılmamalıdır, kitap veya mesajlar okunmamalıdır, sadece yavaş ve güzel çiğneyerek, tüketilen gıdadan lezzet alınmalıdır.

8 – DOĞRU KOMBİNASYON
Farklı besinlerin özel karışımı hazmın sağlıklı tamamlanması için şarttır. Doğru olmayan besin birlikteliklerinde bağırsakta fermentasyonların ve çürümelerin artışı görülmektedir ve bu durum intoksikasyona (zehirlenmeye) götürmektedir. Örneğin sütün diğer besinlerden ayrı tüketimine dikkat edilmelidir.

9 – BESLENME ARALIĞI
Yemek arası aralıkların ortalama 6-8 saat olması gerektiğini unutmayın, çünkü mide hazmı 2 saat, bağırsak hazmı 2 saat, karaciğer hazmı 2 saat, dolaşıma geçen besin maddelerinin dokulara taşınması ve aktarımı yine yaklaşık 2 saat sürmektedir. Unutmayın bağırsakların en büyük ilacı onların dinlendirilmesidir. Bunun için bize çok eski bir sağlık tavsiyesi olarak Gündüzünde bir Akşamında bir kez yenmesi bilgisi önerilmiştir.

Bağırsak Problemlerinde İstifade Edilebilecek Bazı Çay Ve Karışımlar

• Bağırsak Regülasyon Çayı
– Barut ağacı kabuğu / 2 Tatlı kaşığı
– Anason meyvesi / 2 Tatlı kaşığı
– Civanperçemi / 1 Tatlı kaşığı
– Hardal tohumu / 2 Tatlı kaşığı
– Meyan kökü / 3 Tatlı kaşığı
– 1 su bardağı Kaynar su
10 dk ağzı kapalı kaynatın ve süzün
Sabah ve akşam yarım bardak çay olarak için, bağırsaklarınızın düzene girmesinde yardımcı olacaktır.
• Meteorizm, bağırsak şişkinlik / gaz çayı
– Kediotu kökü
– Nane
– Mayıs papatyası toprak üstü kısmı
– Nergiz çiçeği
Bütün bu bitkileri eşit oranda karıştırın. Bu karışımdan 1 yemek kaşığı alın ve bir su bardağı kaynar su ile bir gece boyunca termosta bekletin, sonra süzün. Özellikle şişkinlikte günde 3 kez yemekten yarım saat sonra üçte bir su bardağı alın.
• Uzun süren hıçkırıklarda: Bunun için dere otu tohumu önerilebilir. Bu aynı zamanda hazmın kolaylaşmasına ve şişkinliğin giderilmesinde yardımcı olmaktadır. 1 yemek kaşığı dere otu tohumu, 1 su bardağı kaynar su ile ağzı kapalı şekilde 30 dakika bekletin ve süzün. Yemekten 15 dakika önce günde 3 – 4 kez 1 yemek kaşığı tüketin.
• Özellikle yağmur suyu ile yapılan çay tüketimi bağırsak hücre yenilenmesini hızlandıracaktır.
• Eğer mide ve bağırsak şikayetleriniz artış gösterdiyse özellikle orta yaş (20 – 40 yaş) hastalarda kayısı veya fıstık ağacının reçinesini yaklaşık 20 gram olarak sabah ve akşam 2 – 3 ay süreyle tüketin. Tüketimin balla birlikte ve yumuşatılmış halde olması faydasını artıracaktır.
• Ayrıca yine mide ve bağırsak yüzeyinin onarımında elimizin altında güçlü bir İLAÇ olan zeytin yağını sabah aç karnına, akşam yatmadan bir yemek kaşığı kadar tüketimi lezyonların (yaraların) hızlı kapanmasına yardım edecektir.
• Eğer siz genel olarak yüksek kalorili besinler tüketiyorsanız, bu durumda özellikle hazım tam olarak bitene kadar kesinlikle kuşburnu çayı içmemeniz gerekiyor, çünkü bu durum pankreas fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumun belirtisi olarak cilt renginde özellikle yüz renginde sararma görülecektir (yüksek kalorili yiyecek sonrası fazla kuşburnu çayı tüketimi gerçekleşirse).
• 3 – 4 gram doğranmış kereviz sapı üzerine 1 litre su dökün, 8 saat ağzı kapalı bekletin ve sonra süzün, günde 3 defa 1 tatlı kaşığı alın.
• Sindirimin iyileştirilmesi için, özellikle yüksek kalorili yağlı proteinli yemeklerden sonra mercanköşk ile kimyon alınması olumlu etki oluşturacaktır. Bu karışımın hazırlanmasında, öğütülmüş birer yemek kaşığı kimyon ve mercanköşk tohumlarının üzerine 1 su bardağı kaynar su ekleyin ve ağzı kapalı 15 dakika bekletin, günde 2 kez yarım fincan tüketin.
• Bütün sindirim alışverişlerinin gerçekleşmesinde aşağıdaki karışımın hazırlanması iyi etki oluşturacaktır:
Bal 625 gram, Aloe Vera 375 gram, Kara/kırmızı üzüm suyu 675 gram. Aloe Vera robotta öğütülecek (aloe dalını kesmeden önce 5 gün boyunca su vermeyin). Hepsini karıştırın. İlk 5 gün günde 1 tatlı kaşı alın, sonra günde 3 kez 1 yemek kaşığı yemekten 1 saat önce almaya başlayın. Kürü 2 hafta ile 1,5 ay arasında devam ettirin.
• 10 g rezene meyvesi bir bardak kaynar suya dökülür, 15 dakika su dolu bir tencerede (benmari usulü) ısıtılır, oda sıcaklığına kadar soğutulur, süzülür ve elde edilen mayi hacmini 200 ml’ye (bir su bardağı) suyla tamamlanacak. Mide hazımsızlıkları düzelene kadar gün boyunca eşit miktarlarda içilir.
• Bağırsakların regülasyonunda bir başka karışım olarak:
15 gram rezene meyvesi
15 gram eğir otu rizomu
20 gram kediotu kökü
20 gram nane yaprağı
30 gram mayıs papatyasını karıştır. Bu toplam karışımdan 10 gram alın ve üzerine bir bardak kaynar su dökün ve kapalı bir emaye kapta 15 dakika boyunca bir su banyosunda (benmari usulü) tutun. Elde edilen hacmi bir bardağa ulaşana kadar suyla tamamlayın. Yemeklerden sonra günde 3 defa 3/4 su bardağı içilir. Elde edilen bu sıvı vücutta ki iltihabı azaltır, sindirimi normalleştirir. Bağırsaklardaki ağrı / kramp 2 hafta sonra duracaktır.
• Hangi hastalık olursa olsun tedavi öncelikle mide ve bağırsaklarının temizlenmesinden başlanmalıdır. Bunun için kesilmiş sütün arta kalan suyunu bol tüketerek bağırsak yüzeyinin normalleşmesine yardım edebiliriz.

Bu bilgi ve tavsiyeler Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit hastaların özelinde olmakla birlikte genelinde tüm hastalık ve hastaları bilgilendirme- bilinçlendirme noktasında besin bazlı yapılan hatalar üzerine dikkat çekmek içindir. Çünkü eğer biz bu hastalıklarda ne kadar da kalça, eklem gibi bölgelerde sorun olduğunu söylesek de, bu durumun sindirim sistemi ile irtibatını bilmeyen ve duymayan kalmamıştır diye düşünüyoruz. Unutmayalım ki bu klinik vakalarda enflamatuar bağırsak tutulumu (ülseratif kolit vb.) neredeyse kaçınılmazdır. Tedaviyi elbette ki sadece bu tavsiyeler üzerine kurgulayamayız. Tüm bilgilerin paylaşımı için geniş zaman ve zemine ihtiyaç vardır. Dikkatinizi sağlığınıza çektiysek bu bile yeterlidir.

Unutmayalım Mide / Bağırsak yani sindirim sisteminin bakımı bu tavsiyelerin ötesindedir.

Bir sonraki eğitim bölümünde Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit vakalarında diğer önemli atılım yollarından olan karaciğer ve böbrek üzerinde durulacaktır.

İleriki eğitimde iç organların mekanik yapılarımız, özellikle kalça, boyun ve diz üzerine etkileri üstünde duracağız.

www.drceyhunnuri.com

Romatizmal Hastalıklar için Bayram Diyet Önerileri

Merhabalar,
Kurban bayramı dayanışma birlik ve beraberlik duygularının en üst seviye olduğu kutlu günlerimizdendir. Bu vesile ile birlik duygularımızın zirvede yaşanması dileği ile kurban bayramınızı tebrik ederiz.

Bayramlar diyet anlamında “bir kereden bir şey olmaz” duygusu ile diyetimizi bozduğumuz günlerdir. Bu nedenle sizlere bayram günleri için diyet önerimizi sunmak isteriz;

Aşırı Et Tüketiminin Etkileri:
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları ile balık ve kümes hayvanlarında doğal olarak ürik asitin öncü maddesi pürin (etin moleküler yapısındaki yıkılım ürünü) bolca bulunur. Aşırı protein tüketimi sonrasında pürin yıkılım ürünü olan ürik asit kanda ve eklemlerde kristal şeklinde çokça birikmeye başlar. Eğer protein ve insülin metabolik süreçlerinde anormallikler varsa ve bağlı olarak üretim çok veya idrar ile atılım azsa, eklem ve çevresindeki dokularda iğneli ürik asit kristalleri birikir ve ağrı, iltihaplanma – şişmeye neden olabilir. Bu duruma gut hastalığı denir. Yoğun protein tüketiminden sonra eklemlerde ürik asit kristalleri dışında kalsiyum pirofosfat dihidrat birikimi de olabilir. Özellikle dizler, bilekler ve ayak bilekleri gibi büyük eklemlerde ağrı hissedilir. Romatoid Artrit özelinde eklem tutulumu olan tüm romatizmal hastalar için kalsiyum pirofosfat dihidrat birikimi eklemlerde alevlenmeye neden olur. Yalancı gut olarak adlandırılan bu durumun teşhisi de kan ürik asit düzeyine bakarak mümkün değildir. Kaldı ki gut hastalığında bile kan ürik asit düzeyi normal olabilir. Sedim ve CRP RF değerleri çoğunlukla normaldir. Romatizmal hastalığı olmayan bireylerde de anlamsız eklem ağrılarının nedeni bu olabilir.

Temelinde eklem iltihaplanması olan hastalar için et tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Eklemlerde sıkça iltihaplanma olması eklemin diğer risklere de açık olmasına neden olur. Bu nedenle romatizmal hastaların yiyeceklerinde et tüketimine diğerlerinden daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir.

Bayram Günleri için Romatizmal-Enflamatuar Hastalıklara Özel Diyet Önerileri;

1- Kurban kesildikten hemen sonra aynı gün et tüketiminden kaçınılmalı.
2- 4 günlük bayram tatilinde 2 günden fazla et tüketilmemeli.
3- Et tüketilecek ise küçük baş tercih edilmeli.
4- Et tükettiğimiz günlerde baklava ve şeker tüketimi oldukça azaltılmalı.
5- Her gün büyük tuvalete çıkıldığından emin olunmalı, değilse Magnezi Kalsine gibi ürünler yardımı ile tuvalete çıkılmalı.
6- Et tüketimi ile beraber yoğurt ayran tüketilmemeli.
7- Et tüketimi ile bolca soğan, sarımsak, nane, kekik vb. sebze tüketimi unutulmamalı.
8- Yeterli ve bol miktarda su tüketilmeli, çay tüketilecekse de açık, taze limonlu ve az miktarda olmalı.
9- Gazlı içecekler ve meşrubat tüketiminden kaçınılmalı.

Romatizmal Hastalıklarda ‘Kansızlık’ Etkisi ve Beslenme Önerileri

Özellikle Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit gibi hastalıklarda enflamatuar reaksiyonların kontrolünün sağlanmasında oksijen taşıma kapasitesi ve kanın nitelik – niceliği önemlidir. Bölgesel kan dolaşımı ve dokulara oksijen girdisi, enflamasyonu fizyolojik sınırlarda tutan en önemli metabolik etkenlerden biridir.

Kan hemoglobin ve eritrosit sayısının yükseltilmesinde ve demir, dolayısıyla da oksijen taşıma kapasitesinde artış sağlayabilmek için beslenmede bazı parametrelere dikkat edilmelidir.
• Kansızlıkla mücadelede özellikle ‘Yüksek Kalorili Yiyecekler’in tüketimi önemlidir:
a) Mizaca uygun et tüketimi
b) Sakatat tüketimi
c) Hayvansal yağların (tereyağı, kuyruk yağı vb.) tüketimi artırılmalıdır.

• Süt tüketimi artırılmalıdır (Dikkat edilmesi gerekenler: Sütün tek ve otlayan hayvandan alınmış, çiğden pişirilmiş olması tercihtir. Mizaca uygun olmalıdır. Ayrıca tüketirken yudum yudum tüketilmelidir, eğer hızlı içilirse mide – bağırsaklarda ağrı ve hareketlerinde düzensizliğe neden olabilir.)
• Havuç, kırmızı pancar ve turpun sıkılmış suyu eritrosit üretim ve demir elementinin desteklenmesinde önemlidir (Her bir sebzenin suyu eşit miktarda sıkılacak, koyu şişe içerisinde sıvı kısmının buharlaşmasına izin verecek şekilde ağzı kapatılacak ve 3 saat kısık ateşte fırına konacak. Bu karışımdan yemekten 30 – 40 dk önce günde 3 kez 1 yemek kaşığı alınacak. Bu küre 3 ay devam edilmesi önemlidir.)
• Çok ciddi zafiyetlerde balla bekletilmiş sarımsaktan yemekten önce bir yemek kaşığı alınması gerekir.
• Karabuğday lapası, özellikle bal kabağı ile hazırlanması faydalıdır.
• Mısır tüketimi kan kalite artırımında doğal seçeneklerden biridir (Yerli ve değişime uğratılmamış tohumlardan elde edilmiş olması önemlidir). Bütün sarı sebze, meyve ve kök besinler yüksek miktarda vitamin içermektedir.
• Her sabah aç karnına 100 gr rendelenmiş havucun süzme ev yoğurdu veya zeytin yağı ile tüketimi önerilebilir.
• Patates, bal kabağı, kızılcık, soğan, sarımsak, dereotu, karabuğday, bektaşi üzümü, dağ çileği, kara üzüm demir ve bileşenlerini ihtiva eden besinlerden bazılarıdır.

Kansızlığı olan hastaların beslenmesine meyve ve sebzeler dahil edilmesinin sebebi, bunların kan üretiminde etkili olan element, mineralleri içermeleri nedeniyledir. İzole olarak bu önerilerle tedavi protokolü uygulanamaz, kapsamlı bakış açısı sergilenmek zorundadır.

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Romatoid Artrit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

Ankilozan Spondilit ve Artrit hastalıkların ana nedenlerinden biri de bağırsak hareketlerinin kısıtlılığıdır. Hamlilelik, oturma bozukluğu, yanlış egzersiz, genetik yatkınlık, yanlış beslenme gibi patolojik faktörlerin yanında iki etken de göz ardı edilmemelidir:

• İLİOPSOAS Kasının Gerginliği
• Vücuda Yapılan Operasyonel Müdahaleler

İLİOPSOAS Kasının Gerginliği:
Diyafram, İliopsoas kası ve bağırsakların fasya denen zar tabakası birbiri ile çok yakın ilişki içerisindedir. Diyafram kası gevşek olduğu anda İLİOPSOAS Kası otomatik olarak kendini kasar. Bu, vücudun kendini koruma sistemidir. Bu esnada İLİOPSOAS Kası gergin hale geçince bağırsak fasyalarını da kendine çeker, bağırsağın doğal hareketi kısıtlanır. İLİOPSOAS kasının uzun zaman spazm halinde yaşaması, hastalarda eklem ağrılarına (ilk yansıma sağ kalça çevresinde gözükmektedir) neden olabilir. Hasta ne kadar sağlıklı beslenirse beslensin ve beslenme yönüyle dikkat ederse etsin bunların hiçbiri hastalığı önlemez, ta ki İLİOPSOAS kasını gevşetene kadar. İLİOPSOAS kası kinezyolojik bilgilere göre RUH KASI (Can Kası) diye de adlandırılır.

Tüm eklem ve omurga ağrılarının tedavilerinde bu kasın fonksiyonel durumuna önem verilmelidir. Maalesef genel hasta muayenelerinde İLİOPSOAS kası muayenesi eksik bırakılmaktadır. Bu kasın muayenesi ve bu kasa yönelik tedavi ihmal edilmemelidir.

Duygu ve bilinç altı durum ve düzeyimiz kas metabolizmasını yakından etkilemektedir. Duygu durumumuzda ki değişimin en çok etkilediği bölgelerden biriside batın boşluğumuzdur. İLİOPSOAS kasımızda bu duygu labilitesinden (aşırı öfke ve korku) etkilenmeye yatkın kas gruplarımızdandır. İnsan aşırı korku halinde nefesini keser ve hareketsiz kalır. O an İLİOPSOAS kasının kasılma ve diyaframın gevşeme anıdır. (Bu kasların doğal şekilde gevşemesi için mevcut olayın – durumun kabullenilip geçiştirilmesi gerekir. Ancak insanların yüksek ego durumları bu olaylarda kabullenmeye ve iyileşmeye geçit vermez. Benzer olaylarda bu durum sürekli hatırlanarak bu kas üzerindeki gerginleştirici ve bozucu etki de tekrarlanarak güçlenir).

Osteopatik yaklaşım, İLİOPSOAS kasını gevşetici egzersizlerinin yanında hastanın psikolojik yönünün iyileştirilmesi de önermektedir.

Not: İLİOPSOAS kasının tonusun arttığı durumda tüm kalça kasları ve uyluk çekici kasların gevşemesi olur. Bu durum bağırsak hastalıklarına ilave olarak mesane, prostat, rahim ve yumurtalık hastalıklarının oluşmasına neden olur.
Örnek: Romatoid Artrit hastası bayanlarda bu hastalığa ek olarak rahim, mesane ve yumurtalık, erkeklerde ise mesane ve prostat sorunları oluşabilmektedir.

Vücuda Yapılan Operasyonel Müdahaleler:
Her girişimsel işlem gerek dışta gerekse iç dokularda yapışıklıklara, yara izlerine neden olmaktadır. Açık cerrahi ameliyatların tamamında bölgesine bakılmaksızın mutlaka vücudun değişik lokasyonlarında kasılmalar, kısıtlılıklar ve gerginlikler olabilmektedir. Operasyon sonrası organların 3 eksende ve 3 düzlemde dinamizmine (Matriste, Mobilite, Motilite) yönelik protokol ve egzersiz programları ihmal edildiğinde bunun zarar verici etkisi artarak devam etmekte ve lokasyondan (yerel olmaktan) çıkarak farklı organ ve bölgelere de zarar vermektedir. Laparoskopik operasyonlarda cilt tahribatının azlığı sevindirici olsa da, içte kısmi olarak bu tip yapışıklık, kasılma ve gerginlik gibi istenmeyen ve fark edilmeyen komplikasyonlara neden olmaktadır. Örneğin, Laparoskopik safra kesesi ameliyatı sonrası hastanın aşırı hassasiyetle kendini korumaya yönelik hareket kısıtlılığına gitmesi sonucunda da bağırsağın doğal hareketi (Matriste, Mobilite) kısıtların, yüzey atılımı, doku beslenmesi bozularak sürekli enflamasyona bağlı ikincil – üçüncül hastalıklara neden olur. Eğer cerrahi kaçınılmaz ise operasyonel işlemler bittikten sonra kontrollü şekilde yara çevresi dokuların rezorbsiyonuna (emilimine) ve elastikiyet / esnekliğinin kaybedilmemesi için VİSSERAL mobilizasyonlara mutlaka başlanmalıdır.

Artrit çoğunlukla tüm romatizmal hastalıklarda ataklar halinde gelen bazen de gelip hiç gitmeyen, günlük konforu altüst eden klinik bir durumdur. Tedavisi birçok hekime göre farklılık gösterebilir. İlaç olarak kullanılan formların ağrıyı kesmede yetersiz olduğu durumlar az değildir. Bu tarz ilaçların yan etkileri eklem ağrısı kadar rahatsız edici olabilir. En sık yan etkileri gastrointestinal sistem üzerinde olmaktadır. Özellikle midede ve duedonumda ülserlere neden olabilirler. Bunun yanında yüzyılların gözlemsel çalışmaları ile gelen tıbbi bitkilerde tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Son yüzyılda en sık kullanılan bitkisel bileşenlerle ilgili bilimsel çalışmalar dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılmıştır. Örneğin bu bitkilerden en sık bilineni olan zerdeçal hakkında sadece bir bilimsel platformdaki çalışma sayısı 3632’dir. Diğer sık kullanılan bitkilerle ilgili de bir o kadar çalışma yapılmıştır. Çalışma sonuçlarında görülmüştür ki kadim bitkisel tedavilerde elde edilen gözlemsel çalışmalar gerçek anlamda bilimsel çalışmalarda çelişmemektedir.

Birçok bitkisel ilaç, anti-enflamatuar özelliklere sahip olabilir. Enflamasyon, vücudun enfeksiyonlara, yaralara ve diğer vücuda zararlı durumlara karşı birincil savunma mekanizmasıdır. Bununla birlikte, bazı durumlarda inflamasyonun kendisi zararlı olabilir. Örneğin, birçok durum iltihaplanmanın uzun ve şiddetli sürmesine bağlı olarak doku hasarına neden olabilir.

Bazı bitkisel ilaçlarda bulunan doğal bileşikler aynı zamanda anti-inflamatuvar olma potansiyeline sahiptir. Ancak, bu alanda halen birçok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Anti-inflamatuvar özellikleri en fazla kanıtlanmış bitkisel bileşenler aşağıda sıralanmıştır.

Zerdeçal
Zerdeçal tipik olarak zerdeçal bitkisinin kökünden elde edilen sarı renkli toz şeklindeki kök bitkisidir. Anti-inflamatuvar özelliklere sahip curcumin adı verilen bir kimyasal içerir. Bazı çalışmalar zerdeçalın, romatizmal hastalıklara bağlı akut ve kronik artrit bulgularını azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir. İnflamasyonun ana mediatörü olan Nf-KB adı verilen molekülün üretimini sınırlayarak etkinliğini gösterir. Birçok romatizmal hastalıklarda curcuminin anti-inflamatuvar özelliğini araştıran çalışmalar halen devam etmektedir. Özellikle ülseratif kolit ve crohn gibi inflamatuvar hastalıklarda anti-inflamatuvar etkisinin daha fazla olduğunu orta koyan çalışmalar yapılmıştır. Zerdeçal uzak doğu mutfağında ve son yıllarda da bizim mutfağımızda kullanılmaktadır. Bunun dışında tedavi maksatlı toz kapsül macun ve çay şeklinde kullanılmaktadır.

Zencefil
Zencefil veya Zingiber Officinale, geleneksel ilaçlarda uzun zamandır yeri olan tropikal bir bitkidir.
Zencefil, anti-inflamatuvar özelliklere sahip olabilir. Zencefilin bileşenlerinin çoğunun, sitokinlerin üretimini ve iltihaplanmayı teşvik eden siklooksijenaz enzimlerinin aktivitesini sınırlayabileceğini gösteren kanıtlar vardır. Araştırmalar, zencefilin anti-inflamatuvar özelliklerinin, artrit ve ağrı dahil olmak üzere çeşitli durumların tedavisinde faydalı olabileceğini kanıtlamıştır. Zencefil taze veya kurutulmuş bir kök tüketilebilir. Aynı zamanda tablet, kapsül ve çay olarak kullanım şekilleri bulunmaktadır.

Yeşil Çay
Yeşil çay , Camellia sinensis yapraklarından elde edilir. Yeşil çayın, sağlığa faydalarının altında anti-inflamatuvar özellikleri (kateşinler, polifenoller) yatmaktadır. Örneğin, yeşil çayın bileşenlerinin, artritte iltihaplanmaya neden olan işlemleri bozabileceğini gösteren kanıtlar vardır. Yeşil çay tipik olarak sıcak veya soğuk bir içecek olarak tüketilir. Yeşil çayın kullanım şekilleri kapsül, tablet ve krem olarak da mümkündür.
Anti-Enflamatuar Özelliğe Sahip Diğer Tıbbi Bitkiler:
• Kekik
• Beyaz Söğüt Kabuğu
• Resveratrol (Üzümde bulunan etkin bileşen) vb.

Özet
Çalışmaları derleyip özet olarak, zerdeçal, yeşil çay ve zencefilin anti-inflamatuvar özelliklere sahip olduğu belirtilebilir.
İnflamasyonun akut veya kronik koşullarına sahip kişiler için, bu bitkisel ilaçları tüketmek, iltihabı azaltmak için faydalı olabilir.

Klinik Olarak Romatizmal Hastalıkların AKUT ATAK’larında Önerdiğimiz Protokol:
• C Vitamini (3 – 4 Gr / Gün)
• D Vitamini* (1.3.7. ve 15. Günlerde Bir Amp / Gün)
• Balık Yağı (2 – 4 Gr / Gün)
• Zerdeçal (Bir Yemek Kaşığı / Gün)
• Zencefil (Bir Yemek Kaşığı / Gün)
• Yeşil Çay (2 Bardak Demleme – 10 dk)
NOT: Bu protokol mutlak olarak doktor kontrolüne tabidir. D Vitamini toksik dozu yakın takip gerektirmektedir. Rutin / gündelik kullanım protokolü değildir.

Anti-İnflamasyon / AKUT ATAK Diyet Programı:
2 günlük, mevsimine göre çiğ sebze ve meyve ile beslenme ve ev yapımı yoğurt (Günde 2-3 kase)

2 Günlük (Günde 2 Kupa) Antienflamatuar Çay Tüketimi:
• At kuyruğu
• Kiraz sapı
• Söğüt yaprağı
• Papatya
• Mısır püskülü
• Kekik

5 Gün Mevsimsel Temizleyici Gıdalar:
• Günde 5 – 6 adet salatalık
• Günde 2 – 3 dilim karpuz kabuğu suyu
• Taze ısırgan tüketimi

Tüm eklem ve sırt ağrılarının tedavisinde temel olarak sirkadyen ritim dikkate alınmalıdır. Sirkadyen ritim, vücudun güneş ışığına göre idare edilmesi sistemidir. Vücudun en aktif olduğu zaman dilimi güneşin doğuş saati, en pasif olduğu saat ise güneşin batış saatidir.
Sirkadyen ritmin idaresi iki hormon ile gerçekleşir; Melatonin – Kortizon. Bu iki hormonun dengesini bozan İnsülin hormonudur ve bu hormonun bu şekilde devreye girmesi ise beslenme tarzının bozulmasından kaynaklanır. Sirkadyen ritmi sağlamak ve tedavi sürecine yardımcı olmak için tüm beslenme süreci melatonin hormonu devreye girmeden gerçekleşmelidir, yani gün batımından önce.
Sirkadyen Ritim Beslenme Uygulaması İki Farklı Şekilde Yapılabilir :
• 10/14
10 Saat Yemek (Sabah 09:00 – 19:00)
14 Saat Açlık (Akşam 19:00 – 09:00)

• Haftada 1 gün 24 saat KURU ORUÇ
Akşam 20:00 başlangıç – Ertesi gün 20:00 bitiş

İltihabın uzun süreli ve düşük düzeyde olmasına kronik inflamasyon denir. İnflamasyonun sağlıklı bireylerde dengede olması gerekir. Kronik sürece evrilmiş inflamasyon sonucunda diyabet, infertilite, hormonal dengesizlik, obezite, kilo kaybı, hipertansiyon, kanser, alzheimer, otoimmün hastalıklar, romatizmal hastalıklar ve kalp hastalıkları riski artmaktadır.
Kronik İnflamasyon İle Mücadele Etmenin Yolu Ecza Dolabından Değil, Buzdolabından Geçer.
Kronik inflamasyona neden olan durumlar:
– Rafine şeker içeren yiyecek ve içecekler, rafine ve işlenmiş gıdalar, doymuş yağlar – Sedanter (hareketsiz) yaşam şekli
– Yaşlılık
– Stres, depresyon, uykusuzluk, aşırı güneş, elektromanyetik kirlilik (cep telefonu, bilgisayar vb.)
– Virüs, bakteri, küf, maya ve parazitlere bağlı kronik enfeksiyonlar (brucella, hepatitler, ayak mantarları, tbc vb.)
– Diş çürükleri ve hijyen sorunları, uyumsuz diş protezleri.
– Obezite
– Travmalar sonrasında oluşan kronik enfeksiyonlar (osteomiyelit).

İinflamasyon, hazır ambalajlı ürünlerin tüketimi arttıkça ve doğal beslenme sürecinden uzaklaştıkça artar.

Anti-inflamatuar Diyetler :
• Deniz Somonu
• Konserve Ton Balığı
• Soğan
• Sarımsak
• Zencefil Taze
• Zerdeçal Toz
• Havuç
• Sızma Zeytin Yağı
• Pırasa
• Brokoli
• Ceviz Badem Kavrulmamış
• Yeşil Yapraklı Bitkiler
• Domates
Anti-inflamatuvar Diyet Programları İle Atakları Kontrol Edilebilecek Hastalıklar
• Romatoid Artrit
• Sedef Hastalığı
• Astım
• Eozinofilik Özofajit
• Crohn Hastalığı
• Kolit
• Enflamatuar Bağırsak Hastalığı
• Şeker Hastalığı
• Şişmanlık
• Metabolik Sendrom
• Kalp Hastalığı
• Lupus
• Hashimoto Hastalığı

Ek olarak kolorektal kanser de dahil olmak üzere bazı kanserlerin riskini azaltmaya yardımcı olabilir .

Romatizmal Hastalıklar ve Kalp Krizi Riski

Romatizmal hastalıklarda kronik inflamasyon, damarlarda oluşan hasar ve yeniden onarım süreçleri nedeni ile damar tıkanıklığı ve kalp krizi riski oluşturur.
Kronik inflamasyonla beraber eşlik eden faktörler kriz riskini arttırır.

Bu faktörler;
• Hastalığın aktif olması ve sıklıkla ataklar geçirmesi
• Hipertansiyon
• Yüksek lipid profiline sahip olma
• Sigara
• Sürekli olarak NSAİİ (Non Steroidal Antienflamatuar İlaçlar) kullanılması

Hastalık aktivitesinin sıklığının azaltılması, hastalığın remisyon sürecine girmesine yönelik yapılan tedaviler kalp krizi riskini azaltacaktır.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Romatizmal Hastalıklar – Sistemik Lupus (SLE)
Enfeksiyon Hastalıkları AKUT ve KRONİK olarak ikiye ayılır. hayatı tehdit edecek düzeyde enfeksiyonlar viral veya bakteriyel enfeksiyonlardır. Oluşan şikayetler halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, ateş, terleme ve iştahsızlık şeklinde sıralanabilir. Laboratuvar değerlerinde CRP ve Sedim yüksekliği görülür. Bu şikayetlerle gelen hastalarda çoğunlukla enfeksiyon düşünülerek antibiyotik tedavisi verilmektedir. Yaygın görülen bakteriyel enfeksiyonlarda tedaviye yanıt 5 – 21 günde olabilmektedir. Daha nadir görülen tüberküloz, brucella, salmonella enfeksiyonlarının tedavileri özel olduğu gibi, tedavi süresi de daha uzundur. Viral enfeksiyonlarda da en sık kaşılaştığımız soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyona neden olan etkenler daha gürültülü seyreder ve yaklaşık 3 – 21 günde ancak iyileşebilir. Kronik viral enfeksiyonlar ise hepatit B, C, HIV (Aids) en sık görülen hastalıklardır.
Hastalıkların takibinde ateş, terleme, iştahsızlık, yorgunluk gibi şikayetler hekimlerin aklına ilk olarak bulaşıcı bakteriyel veya viral enfeksiyonları getirmekte ve hemen oral veya IV antibiyotik tedavisi başlanır. Takipte hastaların önemli bir kısmı iyileşir. İyileşmeyen, şikayetleri devam eden CRP ve Sedim değerlerinde gerileme olmayan hastalarda, kronikleşen enfeksiyon tablosu gibi enflamasyonda süregen seyir oluşturarak romatizmal hastalıklara zemin hazırlayabileceği unutulmamalıdır. Bu tarz hastalar büyük şehirlerde uygun tedavi ve tanıya ulaşana kadar ciddi zaman kaybına uğramaktadır. Bu zaman kaybı maddi ve manevi olarak hastaları yıpratır. Ruhsal olarak hastalarda çökmeler olur ve hastalığın kliniği şiddetlenir.
Sistemik Lupus (SLE) ve Ailesel Akdeniz Ateşi, Romatizmal hastalıklar içerisinde enfeksiyonlar ve kanserle karıştırılır. Tekrarlayan şekilde gereksiz olarak antibiyotik tedavilerine maruz kalmakta ve tanıları gecikmektedir. Her defasında farklı hekimlere ve hastanelere gidildiğinden önemli durumlar göz ardı edilerek tekrar tekrar antibiyotik tedavisi verilir.
Tekrarlayan ateş, terleme atakları, karın ağrısı, kilo kaybı gibi durumlarda enfeksiyonlar ekarte (dışlanma) edildikten sonra Romatizmal hastalıklar akla gelmelidir. Tekrarlayan tedavi ile düzelmeyen akciğer hastalıklıkları, anlamsız gögüs ağrıları ve ateş Lupus hastalığının sinsi başlangıcı olabilir. Sistemik Lupus (SLE) denilince yüzde kelebek görüntüsü ve böbrek tutulumu akla gelir ancak daha sık olan akciğerde plevral tutulum, kalpte perikard tutulumu, sinsi ateş ve ağrılar yapabileceği göz ardı edilmektedir. Bu tarz şikayetlerde hastaların bilinç düzeyi arttırılmalıdır.
Özetle; tekrarlayan ateş terleme iştahsizlik kilo kaybı anlamsız şikayetli olan hastalarda Sistemik Lupus (SLE) Ailesel Akdeniz Ateşi ve maligniteler unutulmamalıdır.

Romatoid Artrit Ankilozan Spondilit Riski Taşıyan Şikayetler

  • Halsizlik Yorgunluk
  • Eklemlerde Anlamsız Şikâyetler
  • Nedeni Bilinmeyen Ateş, Terleme
  • Uyku Bozukluğu
  • Sabah Tutukluğu
  • Anlamsız CRP, Sedim Yüksekliği
  • Sabah Tutukluğu
  • Sırt Ağrıları
  • Kalça Ekleminde ve Belde Ağrılar
  • Tekrarlayan Karın Ağrısı Atakları
  • Kronik Anlamsız Demir Eksikliği Anemisi

Romatizmal hastalıklar buz dağının görünen yüzüdür. Hastalık ortaya çıkana kadar uzun yıllar gerekir. Yukarıda saydığımız şikayetler ortaya çıktığında yapılan tetkiklerde bulguya rastlanmadığında sorun yok denilerek hastalar gönderilmektedir. Ancak bu şikayetlerimiz romatizmal hastalıkların habercisi olabilir.

Erken teşhis, hastalık ortaya çıkmadan şüpheli bulgular ortaya çıktığında laboratuvar değerleri normal bile olsa hastayı tedavi ettiğimizde anlamlı olacaktır. Hastalık ortaya çıkana kadar beklemek tedavisi zor süreçlere girmemize neden olabilir. Romatizmal hastalıklarda tedavi ne kadar erken başlarsa kalıcı kusur riski bir o kadar azalacaktır.

‘’Erken teşhis – tedavi, kalıcı kusurları önler …‘’

Homosistein kandaki bir kimyasaldır. Besin ve vücudumuzdaki proteinlerin yapı taşı olan metioninin, idrarla atılması için doğal olarak parçalandığında homosistein ve ondanda idrarla atılım ürünü sistein oluşur. Bu parçalama işlemi sırasında homosistein vücudumuz tarafından diğer proteinlerin yapımında yeniden kullanılmak üzere geri dönüştürülebilir. Bu geri dönüşüm için B12, B6 vitaminlerine ve Folatlara ihtiyacımız var. Bir insanda B12, B6 Vitamini veya Folat da eksikse, homosistein verimli bir şekilde geri dönüştürülemez ve bu nedenle kanda birikir. Ayrıca, geri dönüşümün en verimli olması için, metilentetetrahidrofolat redüktaz (MTHFR) enzimine ihtiyaç vardır. MTHFR enzimini yapan gendeki kalıtsal mutasyonlar, optimal olarak aktif olmayan bir enzime yol açabilir ve sonuçta homosistein seviyelerinin yükselmesine neden olabilir. Hafif ve orta dereceli homosistein yükselmeleri yaygındır, son derece yüksek homosistein yükselmeleri ise nadirdir.

Kalıtsal durum dışında B12, B6, Folik Asit eksikliklerinde de homosistein kanda birikerek istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Homosistein atışı arteriyel tromboz riskini arttırır. Kan kimyasının değişmesi inme, pulmoner emboli, derin ven tromboz, kalp krizi, nedeni belli olmayan infetilite ve gebelik komplikasyonları gibi birçok hastalığa kapı aralamaktadır. Normalin üstünde seyreden homosistein anlamsız bacak ağrıları, huzursuz bacak sendromları, anlamsız sırt ağrıları, görme kalitesinde bozulma ve uyku kalitesinde bozulmaya neden olabilir. Bu şikayetlerin uzun sürmesi bazı hastalarda ruhsal bozukluklara neden olabilir. Genetik kaynaklı olmayan homositein düzeyindeki yüksekliklerin en sık nedeni B12, B6 ve Folik Asit eksiklikleridir. B12 eksikliği çağımızda özellikle bağırsak düzeyinde meydana gelen bozukluklar nedeni ile gıda ile yeterli düzeyde alınmasına rağmen kana efektif oranda yansımamaktadır. Kan B12 düzeyi her ne sebeple olursa olsun 500 pg /dl değerinin altında olmamalıdır. Bu değer cinsiyet farkı gözetmeden 70 yaş üzerinde ise 700 pg /dl ve üzerine olmalıdır. Takiplerde 1000 pg /dl üzerindeki değerlerde ise takviyelere ara verilmesinde fayda vardır.

Bağırsak düzeyindeki bozulmaların en sık nedeni inflamasyondur. İnflamasyon B12 vitaminin bağırsaktan emilememesine neden olur. Kronik durumda B12 eksikliği homosistein üzerinden inflamasyon artışına neden olmakta, inflamasyonun süregen hal alması ile birlikte bağırsak yüzeyinde dejeneratif değişiklikler oluşmakta ve B12 emilimi engellenmektedir. Yeterli düzeyde beslenmeye rağmen B12 düzeyinde anlamlı artış sağlanamıyorsa bağırsak yüzeyindeki inflamasyon göz ardı edilmemelidir.

GEREK DAMAR YAPISINDAKİ ATEROSKLEROTİK DEĞİŞİKLİKLERİN ARTMASI GEREK BAĞIRSAK YÜZEYİNDEKİ ENFLAMATUAR PROÇESLERİN TIRMANMASI METABOLİZMANIN ÖNEMLİ SACAYAKLARI OLAN DOLAŞIM, EMİLİM, ELİMİNASYON MEKANİZMALARININ BOZULMASINI KAÇINILMAZ KILMAKTADIR. BUGÜN HALA ETKİ – TEPKİ BOYUTLARI ÜZERİNDE YETERİNCE DURULMAYAN HOMOSİSTEİN, B12 VİT, FOLAT, D VİT. GİBİ ELEMENT, MEDİATÖR GÖZ ARDI EDİLDİĞİNDE BİRÇOK DOLAŞIM BOZUKLUĞU, ENFLAMATUAR ZEMİNE OTURAN ANKİLOZAN SPONDİLİT, ROMATOİD ARTRİT GİBİ HASTALIKLARA ALT YAPI HAZIRLAMAKTADIR.

Öneriler:

  • Kan B12 düzeyi 500 pg /dl üzerinde olmalı
  • Kanda doğal yollarla B12 desteği sağlanmalı, buna rağmen optimal düzeylere gelinemiyorsa bağırsak yüzeyindeki inflamasyon düşünülmeli.
  • Bağırsak yüzeyindeki inflamasyon özel karaciğer ve mide bağırsak diyet programları ile azaltılmaya çalışılmalı
  • B12 doğal yollarla yükseltilmesi öncelikle hedeflenmeli, aksi durumda mide bağırsak yüzey onarım işlemi tamamlanana kadar mutlaka oral destek tedavileri alınmalıdır.
  • Homosistein artışının ve dolaylı olarak B12 eksikliğinin neden olduğu hastalıklar unutulmamalı.

 

Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümüne bağırsak sorunları eşlik etmektedir. Kronik ishal sorunları, demir, mineral, eser element ve vitamin eksiklikleri, şişkinlikler, hazımsızlık sorunları gibi semptomatik şikayetler olabileceği gibi, crohn, ülseratif kolit , ileit, akut apandisit, peritonit gibi karın bölgesinin inflamatuar problemleri de olabilir.
 
Mide bağırsak sistemi immun sistemin en güçlü olduğu sistemler bütünüdür. Humoral, hücresel ve doğal bağışıklık tüm gastro intestinal sistemde mukozal yüzeyden başlayarak periton ve lenf sistemine kadar yaygın bir ağa sahiptir. Ağız yolu ile her türlü tehlike gerek bakteri, virüs, parazit ve mantarlar gerekse toksik maddelerle ilk ve en sık maruziyet mikro düzeyde gerçekleştiğinden savunma sisteminin güçlü olması da olağandır. Romatizmal hastalıkların başlangıcı aslında bağırsak yüzeyinde başlıyor denilebilir. Bağırsak yüzeyinde yabancı maddelere karşı gösterilen reaksiyonlar uzun dönemde bağırsağın iç yüzeyinde yapısal bozulmalara neden olmaktadır. Bağırsak geçirgenliğinde bozulma, bağırsak tüm katlarında inflamasyon ve mukozal yaralanmalar, romatizmal hastalıkların kliniğinde ciddi sorunlara neden olmaktadır. Demir eksikliği, B12 eksikliği, D vitamin eksikliği en sık karşılaşılan sorunlardır.
 
A vitamin eksikliği de laboratuvar ölçeğinde olmadığından fark edilmeyen önemli bir sorundur. A Vitamin eksikliğinde romatizmal hastalıktan bağımsız olarak mukozal yüzeylerde hasara neden olur, organizma enfeksiyonlara açık hale gelir. Mukozal bariyerin oluşturduğu doğal bağışıklık ve nötrofillerin, makrofajların ve doğal öldürücü hücrelerin işlevini azaltması sonucu, doğuştan gelen bağışıklık sistemi bozulur. A vitamini ayrıca adaptif bağışıklık için gereklidir ve yardımcı T (Th) hücrelerinin ve B hücrelerinin gelişiminde rol oynar. Özellikle, A vitamini eksikliği, Th2 aracılı bağışıklığın bazı yönleri de azaldığı halde, Th2 hücrelerinin yönlendirdiği antikor aracılı tepkileri azaltır. İmmun sistem dışında A vitamini eksikliğinde cilt ve gözde kuruma, tat kaybı, çocuklarda büyüme geriliği, gece körlüğü, görmede bulanıklaşma da görülebilir.
 
A Vitamini İçerin Gıdalar:
Gündelik kullanımımızda olan yüzlerce üründe bulunur. İçeriği en çok ürünleri sıralarsak;
Yenilebilir Sakatat, Dana Karaciğer, Ebegümeci, Maydanoz, Kaymak, Tereyağı (Süt Yağı ≥ % 60), Dereotu, Ispanak, Isırgan, Havuç (Turuncu ), Nane vb.
 
A vitamini her ne kadar laburatuvar olarak ölçülmese de ve genel olarak eksikliği ile ilgili bilgi sahibi değilsek de, romatizmal hastaların ve hekimlerin bu vitamini göz ardı etmemeleri gerekir. Romatizmal hastalarda bağırsak yüzeyindeki inflamasyonu azaltmak için bağırsak yapısı nedeni ile bu gıdaları çokça tüketmeleri otoimunite ve hastalığın kliniği açısından önemlidir.
Romatoid Artrit (RA), başta sinovyal eklem ve periartiküler yapılar olmak üzere vücuttaki birçok doku ve organı etkileyen sistemik, otoimmun ve inflamatuar bir hastalıktır. RA’nın en belirgin özelliği el ve ayak gibi küçük eklemler başta olmak üzere birçok eklemde hassasiyet ve simetrik tutuluma neden olmasıdır.
 
Propriosepsiyon, Latince “proprius” (kendine ait olma) ve “ception” (algılama) kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır ve kişinin kendini algılama yeteneği anlamına gelmektedir. Propriosepsiyona katkıda bulunan mekanoreseptörler proprioseptörler olarak adlandırılır ve bunlar kas, tendon, eklem, fasya ve derideki reseptörlerde bulunmaktadır.
 
Yaşlanma ile birlikte meissner ve pacini cisimlerinin birim alandaki yoğunluğunun azalması, derideki reseptörlerde meydana gelen değişiklikler ve eklem mekanoreseptörlerindeki azalma sonucunda propriosepsiyon duyusu azalmaktadır. Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre bu duyunun RA hastalarında da azaldığı görülmektedir. Bu azalmanın muhtemel sebebi RA hastalarında eklemlerdeki ligament, kapsül ve kemik yapılarının yaygın tutulumuna bağlı olarak proprioseptörlerin etkilenmesidir. Dolayısıyla hastalık süresi arttıkça kayıp oranı da artacaktır.
 
RA hastalarının yaşı ve hastalık süresi göz önünde bulundurularak özellikle günlük işlerde önemli rol oynayan el-el bileği eklem propriosepsiyon duyusunun geliştirilmesine yönelik egzersiz programları tedavisine mutlaka eklenmelidir.

Kriller, Malacostraca sınıfından karidese benzer kabuklu bir deniz canlısıdır. Türkçe’ye, Fransızca ya da İngilizce’den geçen ‘KRİLL’ sözünün çıkış kaynağı ise Norveççe’dir.

Bu canlıdan elde edilen yağ son yıllarda balık yağlarının popülerliğinin önüne geçmiştir.

Romatizmal hatalıklar ve Alzheimer hastalığında krill yağının etkinliği birçok çalışmada araştırılmıştır.

Kronik hastalıkların temelinde kronik inflamasyon süreçleri olduğundan, krill yağının anti enflamatuvar özelliğini Alzheimer hastalığındaki etkisini inceleyen bir çalışmanın sonucunu sunmak istiyorum.

Alzheimer hastalığının gelişimi ve patogenezinde, oksidatif stres ve nöroinflamasyon rol oynamaktadır.

Krill yağının antienflamatuar ve antioksidan etkinliği bulunmaktadır.

Antarktika deniz türlerinden elde edilen Euphausia Superba (Antarktika Krill), eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) açısından zengindir.

Fareler üzerinde yapılan çalışmada bir ay boyunca 80 mg/kg/gün dozunda yapılan tedavi sonucunda tedavi LPS kaynaklı hafıza kaybını önlediği, ayrıca krill yağı işleminin LPS kaynaklı uyarılabilir nitrik oksit sentaz (iNOS) ve siklooksijenaz-2 (COX-2) ekspresyonunu inhibe ettiği, reaktif oksijen türlerini (ROS) ve malondialdehit seviyelerini düşürdüğü tespit edilmiştir.

Krill yağı ayrıca IκB bozulmasının yanı sıra LPS enjekte edilen farelerin beyin hücrelerinin çekirdeklerine p50 ve p65 translokasyonunu da baskılamaktadır.

Eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosahekssaenoik asitin (DHA) (50 ve 100 uM) doza bağlı olarak mikroglial BV-2 hücrelerinde LPS kaynaklı nitrik oksit, ROS oluşumu, COX-2 ve iOS ekspresyonunun yanı sıra kültürlenmiş nükleer faktör B (NF-KB ) aktivitesini azalttığı bulunmuştur.

Bu sonuçlar, krill yağının anti-enflamatuar, antioksidan ve anti-amiloidojenik mekanizmalar yoluyla Alzheimer oluşumunu azalttığını göstermektedir .

NF-KB’nin tüm romatizmal hastalıkların otoimmmun inflamasyon süreçlerinin en önemli pro -inflamatuvar sitokin (iltihabı başlatıcı/çoğaltıcı madde) olduğu göz önünde bulundurulduğunda ,NF-KB’nin inhibe edilebilmesi tüm romatizmal hastalarda klinik iyileşme sağlayacaktır.

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29182579

Sistemik Lupus Eritematozus (SLE), bimodal mortalite paterni olan sistemik inflamatuar bir hastalıktır, bu hastalık grubunda böbrek yetmezliğine bağlı ölümlerden sonra ikinci en sık ölüm nedeni kardiyovasküler hastalıklardır. SLE hastaları, hızlandırılmış ateroskleroz nedeniyle genel popülasyondan 4 ila 10 kat daha yüksek kardiyovasküler hastalık riskine sahiptir.
Ön çalışmalar, geleneksel kardiyovasküler risk faktörlerinin rol oynayabileceğini öne sürse de, ateroskleroz prevalansının arttığını tam olarak açıklamıyor gibi görünmektedir. SLE’li hastalarda kardiyovasküler risk faktörleri, sistemik kronik inflamasyon, immünolojik bozukluklar, SLE tedavilerinin yan etkileri aterosklerozun erken gelişiminde rol oynayan faktörler olabilir. Bunun dışında diabetes mellitus, SLE’ nin ateroskleroz gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir.
D vitamini kalsiyum ve fosfor yoluyla kemik homeostazisini düzenleyen önemli hormon yapıda vitamindir. Son zamanlarda, anti inflamatuvar özelliği nedeni ile kanser, enfeksiyonlar ve kardiyovasküler hastalıklar üzerinde etkisi ve koruyucu eylemler de dahil olmak üzere diğer yeni işlevleri keşfedilmiştir.
D vitamini reseptörü, bağışıklık sistemi (makrofajlar, dendritik hücreler, antijen önleyici hücreler, T ve B hücreleri) ve kardiyovasküler sistem (kalp miyositleri, endotel hücreleri) hücrelerinde tanımlanmıştır. Epidemiyolojik çalışmalar, D vitamini eksikliği genel popülasyonda ateroskleroz ve kardiyovaskülerler hastalıklarla ilişkili olduğunu göstermiştir.
Ulusal Sağlık ve Beslenme Muayene Anketleri ile birlikte diğer kesitsel kohort çalışmaları D vitamini eksikliği ile kardiyovasküler risk faktörleri arasında ilişki bulmuştur. Ayrıca hipertansiyon, diabetes mellitus, obezite, hipertrigliseridemi ve mikroalbüminüri daha düşük serum 25-hidroksi vitamin D (25-OH D) seviyeleri ile ilişkilidir.
 
Kardiyovasküler hastalıklar oldukça artmıştır ve gelişmekte olan ülkelerde en sık ölüm nedenidir. Serebrovasküler hastalıkların (inme) kaynağının da vasküler patolojiler olduğu göz önünde bulundurulursa, vasküler (damar) patolojiler ölüm nedenlerinin temel sorumlusudur. Vasküler problemlerde fizyopatoloji damar sertliği ve buna bağlı olarak tıkanıklıklar sonucunda infakt alanları ilgili organlarda (kalp ve beyin) fonksiyon kaybına ve organın iflasına neden olur.
Bu nedenle damar sertliği ailesel yatkınlık, beslenme alışkanlıkları ve yanlış tedavi protokollerinden kaynaklı olabilir. D vitamin eksikliği son yıllarda en çok gündem olan farkındalığı yüksek olan bir vitamindir. Sıklıkla tetkikleri yapılır ve sonucunda eksiklik görüldü ise tedavi verilir. 50 yaş üstü kadın ve erkeklerde çoğunlukla D vitaminine ek olarak kalsiyum kombine olarak verilir.
Osteoporozda kalsiyum ve D vitamin kombinasyonlarının faydalı olduğu net olarak ortaya koyulamamışken, 2019 nisan ayında SLE hastalarında yapılan bir çalışmada* D Vit + Ca kombinasyonlarının damar sertliğini arttırdığı ortaya konulmuştur.
 
Romatizmal hastalıklarda hastalığın atakları nedeni ile inflamatuvar proçesler yükselir ve bu durumda inflamasyon vasküler düzeyine etkileyeceğinden kullanılan D Vit + Ca kombinasyonları bu süreçte damar sertliklerine neden olabilir.
02SLE başta olmak üzere inflamatuvar atakların yaşandığı CRP ve Sedim yüksekliğinin eşlik ettiği romatizmal hastalıkların tümünde bu risk göz önünde bulundurulmalıdır. Romatoid Artrit, Ailesel Akdeniz Ateşi ve SLE gibi toplumumuzda sık görülen hastalıklarda D vitamini takviyeleri kullanılırken kalsiyum kombinasyonları verilmemesine özen gösterilmelidir.
Brigham Kadın Hastanesi’nde (Boston / ABD) Romatoid Artritli 300 bireyin dahil edildiği ‘Gıda – Hastalık Aktivitesi Arasında İlişki Var mı ?’ anketi yapılmıştır.
300 denekten % 83’ü kadın ve ortalama RA süresi 17 yıldır. % 58’i hastalığın tedavisinde antiromatizmal ilaçlara ek olarak biyolojik ajan kullanıyordu. Deneklerin % 24’ü gıdaların RA semptomlarını etkilediğini, % 15’inde iyileşme ve % 19’unda kötüleşme olduğunu bildirdi. Yaban mersini ve ıspanak, Romatoid Artrit semptomlarını iyileştirdiği en sık bildirilen gıdalar iken, şeker ve tatlı içeren gazlı içecekler Romatoid Artrit semptomlarını daha da kötüleştirdiği bildirilmiştir. Genç hastalarda uykunun, ılık oda sıcaklığının ve vitamin / mineral takviyelerinin RA’yı iyileştirdiği bildirildi.

Romatoid Artirit - Epigenetik Faktörler

Romatoid Artrit oluşumunda genetik faktörler %50 olasılıkla etkilidir, asıl sorumlu ise EPİGENETİK faktörlerdir.

Epigenetik faktörler çevresel faktörlerden etkilenerek genomik DNA’mızı etkiler ve hastalık oluşturur.

İki sistemin (genetik ve epigenetik) birbirleriyle etkileşime girdiği ve sonuçta Romatoid Artrit gelişiminden sorumlu oldukları tespit edilmiştir.

Tedavi süreçlerinde aynı mekanizmalar üzerinden epigenetik faktörler etkilenmesi sağlanarak hastalığı geriye çevirmek mümkündür.

Hastalığa yatkın genetiğin reperasyonuna (onarım) yardımcı olunarak,a Romatoid Artrit hakkındaki ‘çaresiz bir hastalık’  düşüncesini değiştirmek olasıdır.

Romatoid Artit, poliartirt ve sistemik bulgular ile karakterize en sık görülen kronik romatizmal bir hastalıktır. Bu hasta grubunda en sık görülen durumlar ‘Uyku Bozukluğu, Yorgunluk, Depresyon, Eklem Deformiteleri’ olarak belirtilebilir. Bu durumlar aile - iş hayatını, günlük yaşamını ve sosyal yapısını olumsuz yönde etkilemektedir.

Sağlık otoritelerine göre akılcı egzersiz uygulamaları bu şikayetlerde ciddi anlamda azalma sağlayarak hastanın sosyal hayatını olumlu etkilemekte ve depresyonu geriletmektedir. Bu nedenle egzersiz, bilinenin aksine inflamatuar hastalıklarda hastanın günlük hayatında her gün olmak kaydı ile en az 30 dakika süreyle yer alması gerekir.

Not: İzometrik ve izodinamik egzersiz protokolleri hastaya özel düzenlenmelidir (Bu hasta grubunun ezgzersizlerini direkt yürüyüş veya koşu üzerine kurgulamaları her zaman doğru bir aktivite olmayabilir.)

Romatizmal hastalıklarda kronik iltihaplanma sonucu meydana gelen proinflamatuar (enflamasyona neden olan) sitokinlerdeki artış, Metabolik Sendromun gelişimine katkıda bulunan insülin reseptör aktivitesini değiştirir.
 
Romatoid Artrit (RA) hastalarında Metabolik Sendrom gelişme riski, bu hastaların AS’li hastalara göre daha ileri yaşta olması ve daha yüksek BMI (vücut kitle indeksi)’e sahip olmaları nedeniyle daha yüksektir. Bu hastalıklarda Metabolik Sendrom yönetimi için; kan basıncı, kan şekeri, lipit seviyesi ve kilo kontrolünün yanı sıra hastalık aktivitesinin kontrolü de sağlanmalıdır.

RA ve AS hastalarında adaptif bağışıklık sisteminin enflamatuar tepkisini optimize etmek için vücuttaki artık protein parçacıkları ve yabancı maddelerin atılması gerekir. Bu durum ağırlıklı olarak karaciğer ve böbreklerde gerçekleşmektedir.
Karahindiba bitkisi detoksifike edici özelliği ağır basan fitoterapötik ajanlardan biridir.

Karahindiba Yaygın Kullanım Alanları
– Mide Şikayetleri (Mide ülser, reflü ve gastritleri).
– Karaciğer ve Safra Yolları Hastalıkları (Karaciğer yağlanması, sarılık, safra çamuru ve taşları).
– İdrar Yolu Enfeksiyonları (Genç yaş bayanlarda sıklıkla görülen idrar yolu enfeksiyonları).

Romatoid Artit, Astım ve Sedef (Psoriasis) gibi kronik hastalıklarda D Vitamini seviyeleri çok düşük tespit edilmiştir. D Vitamini takviyeleri sonucunda eklem ağrılarında ve cilt lezyon bulgularında ciddi bir azalma klinik olarak ortaya konmuştur.

770 hastanın dahil edildiği 7 yıllık çalışma sonuçlarına göre D Vitamini takviyesi sonucunda hiperkalsemi gelişmemiştir. Günlük 5.000 – 50.000 ünite arasında tedavi verilmesine rağmen toksik etki de görülmemiştir*.

Kronik hastalıkların tedavisinde uygulanacak protokollerde olumlu sonuç alınabilmesi için D Vitamini uygun dozlarda (5.000 – 50.000 ünite) ihmal edilmemelidir.

D Vitamini dozu doktor takip ve değerlendirmesine tabidir.

*https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30611908/

Brokoli, enflamatuar sitokin ve mediatörlerin aşağı çekilmesinde yardımcı olabilecek SULFORAPHANE denen antioksidan içermektedir. SFN insan eklem kondrositlerinde (kıkırdak hücresi) ve fibroblast benzeri sinoviyal hücrelerde enflamatuar (iltihabi) sitokin (IL17, TNFa vb.) kaynaklı metaloproteinaz (enzim) ekspresiyonunu (kendini göstermesi) inhibe ederek kıkırdak yıkımını bloke eder. Ayrıca kronik hastalıklarla ilgili sinyal yollarını düzenlemektedir.

Brokoliyi pişirme süreci, içindeki etken madde olarak SFN’nın emilme oranını düşürmektedir. Çiğ brokolideki SFN kimyasalı %37 – %39 civarındayken, ısıl işlem görmüş sebzede bu oran %2 – %3 seviyesine gerilemektedir. Pişmemiş brokoli tüketimi sonrası Sulforaphan dolaşımda en üst düzeye 90 – 100 dk içerisinde ulaşırken, aynı seviye pişmiş brokoli sebzesinde 6-7 saat içerisinde gerçekleşmektedir.

Tohumdan yeni filizlenmiş brokoli olgunlaşmış sebzeye oranla 100 kata kadar daha fazla Sulforaphane antioksidan kimyasalını barındırabilmektedir.

Brokoli içindeki Sulforaphane kimyasalı mevsimsel etkili adaptojen besinlerdendir ve genlerdeki aktiviteyi optimize etmeye yardımcıdır (200 kadar gen immün sistemi SFN’den etkilenmektedir).

Diyet Ve Sebzeler Enflamatuar Hastalığı Bitirmese de, Enflamatuar Sürecin Etki Boyutunun Gerilemesine Yardımcı Olmaktadır.

Anti-Enflamatuar Yiyeceklere Odaklanmak Ve Bunları Beslenmenize Eklemeniz Akıllıca Olmakla Birlikte, Öncelikle Yapılması Gereken Diyetin Temizlenmesi – Sadeleşmesidir.

Not: Sulforaphane lahana, karalahana, karnabahar, brokoli gibi lahana ailesinden gelen sebzelerde bulunan bir kimyasal etken maddedir.

Kaynak:
*Ağustos 2013 Arthritis & Rheumatism Dergisi
*Sulforaphane Represses Matrix‐Degrading Proteases and Protects Cartilage From Destruction In Vitro and In Vivo

Balık yağındaki potansiyel terapötik (tedavi edici)  etki Omega 3, DHA, EPA VE Alfa Linoleik Asit içerikleri ile mümkündür. Balık yağı kullanımında bu bileşiklerin yeterli seviyede olması gerekmektedir.

Balık Yağı , bağırsak yüzeyindeki inflamasyonu, bağırsak mikrobiyatasını düzenleyerek sağlayabilmektedir. Faecalibacteriumunda (zararlı bakteriler) azalmayı ve  Bacteroidetlerde (faydalı bakteriler) artışı sağlayarak inflamasyonu baskılamaktadır. Balık yağı çoğunlukla ton balığı, uskumru, somon ve sardalya balıklarından elde edilmektedir ve bu gıdaların tüketimi ile doğal yollardan balık yağı takviyesi alınabilmektedir.

Obezite, sürekli ve düşük düzeyde inflamasyon oluşturarak ‘Romatizmal Hastalıklar’a neden olabilir. Aynı zamanda obezitenin metabolik sendromla beraber koroner arter hastalığı arasındaki ilişkisinde de kronik inflamasyonlar rol almaktadır. H-CRP ve homosistein düzeyinin takibi bu nedenle önemlidir.İnflamasyon genellikle bağırsak yüzeyinde ve adipoz (yağ) dokuda gerçekleşmektedir.

Probiyotiklerin inflamasyonu azalttığı bilinmektedir. Son yapılan laboratuvar çalışmalarında* probiyotik olarak ‘kefir’ ile beraber polifenolden zengin ‘Üzüm Çekirdeği’ prebiyotik amaçlı kombine edildiğinde, bağırsak geçirgenliğinin azaldığı ve bağırsak yüzeyindeki inflamasyonun inhibe olduğu (azaldığı) kanıtlanmıştır.

  • https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30392364 Published (Yayın Tarihi): 04.11.2018
    Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

 

Mitokondrial Disfonksiyon / Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom

Mitokondri çok hücreli canlılarda hücre içinde bulunan enerjinin sentezlendiği organeldir. Daha kolay anlaşılabilmesi için ‘elektrik üretim santralleri’ de denilebilir. Genetik yapısı kalıtımsal olarak yalnızca anneden gelmektedir. Kendine özgü ‘mDNA’ ve ‘mRNA’sı vardır. Bu nedenle genetik alt yapısı olan gıdalardan kolaylıkla etkilenmektedir. Fenotipik genlerimiz yediğimiz gıdalardan, çevresel faktörlerden etkilendiği gibi mitokondrilerimiz de etkilenmektedir. Genetiği ile oynanmış gıdalar ve kaynağı belirsiz hayvansal ürünler genlerimiz için tehlike oluşturmaktadır. Gıdaların hazırlanmasında kullanılan koruyucu maddeler ve protein yapılı gıdalar da tehlikeli olabilmektedir. Genetiği ile oynanmış ürünleri tüketmek sorun olduğu gibi bu ürünleri tüketen hayvanların etlerinin tüketilmesi de bir o kadar sorundur.
Hücrelerimizin çalışabilmesi için -70 / -90 milivolt düzeyinde elektiriksel aktiviteye ihtiyacı vardır. Başta kalbimiz olmak üzere kaslarımızda ve tüm hücrelerimizde milyonlarca mitokondri (enerji santrali) bulunmaktadır. Total mitokondriler organizmanın %10’u kadardır. Aldığımız gıdaları oksijen yardımı ile enerjiye çevirmektedir. Aldığımız gıdalar molekülerine ayrılarak glikoz düzeyinde oksijen yardımı ile mitokondri iç zarında krebs ve elektron transport zincir enzimleri yardımı ile enerjiye çevrilmektedir. Bu nedenle enerjiye en çok ihtiyaç olan beyin kalp iskelet kası karaciğerde mitokondri sayısı daha çoktur. Enerji metabolizmasında oluşan hasar iskelet kasında halsizlik güçsüzlük miyopati, kalpte ileti problemleri kardiyomiyopatilere WPW sendromuna beyinde ataksi felç demans ve migrene neden olmaktadır.

Oksijen demiri paslandırdığı gibi uzun vadede mitokondrileri de paslandırmakta – yaşlandırmaktadır. Yaşlanmanın fizyopatolojisinde bu mekanizmanın olduğu kabul görmektedir. GDO lu ve kimyasal katkılı ürünler yetersiz oksijenlenmiş bedenimiz enerji santralinde sorun oluşturmakta kronik hastalıkların sürecini tetiklemektedir. Nasıl ki enerji üretim santralinde sorun çıktığında sanayimizde ve evlerimizde sorunlara neden oluyorsa mitokondrilerimizde de oluşan sorun bütün bedenimizi etkileyecek hasarlara neden olmaktadır. Oluşan hasarların bir kısmı geri döndürülebileceği gibi bir kısmı da kalıcı olmaktadır.

Mitokondrial disfonksiyon enerji döngüsü bozulmuş veya sağlıklı çalışmadığı anlamına gelmektedir. Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız kendini halsiz ve yorgun hissetmenin ve kronik hastalıkların ( Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom vb.) hazırlayıcı faktörlerinden en önemlisi mitokondrial disfonksiyondur.

Mitokondrial disfonksiyonu geriye döndürebilmek ve enerji döngüsünü desteklemek, sağlıklı çalışmasını sağlamak mümkündür. İnsan hücrelerinde genomik instabilite ve mitokondrial disfonksiyon sonucunda hücresel düzeyde yaşa bağlı fonksiyonel gerileme ile kronik hastalıklar ve sonrasında yaşlanma arasında sık görülen bir ilişki vardır. Yaşlanmanın yavaşlatılması ve geriye döndürülmesi üzerine çok çeşitli çalışmalar devam etmektedir. Bu alanda çeşitli dergilerde çok sayıda yayınlanmış makaleler mevcuttur. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30238623

Mitokondrial Resitütasyon (Enerji Üretiminin Desteklenmesi)

• Gereksiz kalori alımının engellenmesi
Vücudumuz kilo almaya göre programlanmamıştır. Fazla alınan kaloriler genetik alt yapımızı bozarak kronik hastalık süreçlerini aktive eden serbest radikal oluşumlarını hızlandırmaktadır. Fazlaca alınan kaloriler başta karaciğer (evre 1,2,3 ) olmak üzere vücudun çeşitli bölgelerinde yağlanmaya neden olmaktadır. Karaciğerde meydana gelen yağlanma nonalkolik hepatosteatoz (NASH) dediğimiz karaciğerin sirozuna kadar gidebilen süreçleri tetikleyebilmektedir. Önlem alınmazsa uzun vadede karaciğerde siroz meydana gelir. Bu olaylar zinciri karaciğerin detoksifikasyon mekanizmalarını bozarak kronik hastalıklara zemin hazırlar.

• Karaciğer Detoksifikasyon Mekanizmasının Desteklenmesi
Antioksidan kapasiteyi artıran moleküller detoksifikasyonu aktive edecektir. Bu moleküller:

1. Üzüm Çekirdeği (Resveratrol)
2. Zerdeçal
3. Demir
4. Magnezyum
5. Yeşil Çay
6. Vitamin D
7. B12 B6 B2 B3 B1
8. Folik Asit
9. Malik Asit
10. Vitamin C
11. Alfa Lipoik Asit
12. N-Asetilsistein
13. Deve Dikeni Tohumu Ekstresi (Silimarin)
14. Vb.

Mitokondrilerin desteklenmesi veya bozulmasına neden olan faktörlerle karşılaşmaması elimizde olan bir durumdur. Organizmanın yaşlanmasının yavaşlatmak ve kronik hastalık süreçlerini yönetmek kalıcı hasarlar oluşmasını engellemek mümkündür.

www.drceyhunnuri.com

Stres ve Otoimmün Hastalıklar
(Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Sistematik Lupus (SLE), Haşimoto Tiroiditi)

Romatoid Artrit ve Disbiyozis

Bağırsaklarımız en başta bağışıklık organlarıdır ve besin emilimi ve sindirimi aslında ikincil görevidir.
Hastalığın oluşmasında karşılaştığımız belirleyici unsur bağırsaklardaki ‘Fermantasyon’ ve ‘Putrifikasyon (çürüme – kokuşma)’ arasındaki farklılıktır.

ÇÜRÜME:
– Her zaman laktobasillerde eksiklik görülür.
– Karsinojen clostridium bakterilerinde çoğalma olur
– Karaciğer ve beyine yük bindiren amonyak üretilir
– İntestinal mikozların paralizi olmasına neden olur (Bu durum sanayileşmiş ülkelerde epidemik hale gelmiştir)
– İntestinal düz kasların paralizisi sonucunda konstipasyon, otointoksikasyon ve sonrasında kanser gelişim riski vardır

FERMANTASYON:
Bağırsaktaki doğal flora elemanlarının sağlıklı bir dağılımla hem beslenmesini hem de bağırsaklar için faydalı salınımlar (hormon , enzim ve vitamin ) oluşturması sürecidir.
Sanayileşmiş toplumda yaşayan bireylerde beslenme alışkanlıklarına göre toplumun önemli bir kısmında fermantasyon ciddi bir şekilde azalmış, çürüme ve yan etkileri baskın bir şekilde ağırlık kazanmıştır.
Bağırsaktaki doğal denge sağlanmadan ROMATOİD ARTRİT gibi belirgin ENFLAMATUAR hastalıkların tedavi edilmesi mümkün değildir.

Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri / SAKROİLEİT – SKOLYOZ – ANKİLOZAN SPONDİLİT – ROMATİZMAL HASTALIKLAR – ENFLAMATUAR HASTALIKLAR

Ayak bileğimizde lateralde (dış taraf) üç, medialde (iç taraf) ise dört bağ yapısı bulunmaktadır. Bu durum ayak bileğinin dış tarafının travmalara daha açık ve yatkın olmasına neden olur. Yani en sık burkulmalar inversiyon (ayak tabanı iç yana bakacak şekilde döndürme) burkulmalarıdır.

Ayak bileği bağlarında oluşan yaralanmalar sonucunda bu bağlarda laksisite (gevşeklik) gelişebilir. Bu laksisite giderilmediği takdirde ayak bileğinde tekrarlayan travmalar yaşanır, durum kronikleştikçe de KAS – FASYA – KEMİK zinciri üzerinden daha yukarıdaki yapılara yansıyacak klinik tabloların oluşmasına neden olacaktır.

Örneğin; kompansasyon mekanizmasının devreye girmesi ile sol ayak bileğindeki bağ gevşekliği nedeniyle yürüme paternini destekleyen kalça eklem ve kaslarımız (özellikle sağ taraf) kasılarak durumu tolere etmeye çalışacaktır. Kalça ekleminde (sakroiliak eklem) yüklenme başlar. Bağdaki gevşeklik ve enflamasyonun süreklilik arz etmesi beraberinde kalça ekleminin enflamasyonunu da (sakroileit) doğuracaktır.

İklimsel patojenik faktörler (soğuk,sıcak, nem,rüzgar), aşırı fiziksel çalışma ve aşırı egzersiz gibi enflamasyonu artıran unsurlarla birlikte, toplumda önemsenmeyen ancak yaygın olarak görülen ‘Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri’ de aynı etkiyi göstererek, vücutta altyapısı var olan SAKROİLEİT, SKOLYOZ ve ANKİLOZAN SPONDİLİT gibi ROMATİZMAL hastalıklar başta olmak üzere diğer otoimmün tabanlı ‘ENFLAMATUAR HASTALIKLAR’ ın oluşum – seyir paternlerini agreve (kötüleştirme) edebilir. Bu gevşeklik giderilmeyip kronikleşirse bu hastalıkların tedavisi de zorlaşacaktır.

Romatoid Artrit ve Yaygın Ağrıların Tedavisinde Metabolik Altyapı Problemleri

– Adrenal Yetmezlik (Böbrek üstü bezinden adrenalin ve nöradrenalin salınımında azalma.
– Hipotiroidi (Haşimoto)
– Pankreas Yetmezliği (Sindirim salgılarında azalma/ Tripsin – Kimotripsin vb.)
– Mide Hipoasiditesi (Çok yaygın kullanılan PPI nedeniyle)
– İntestinal Kandidiyazis (Bağırsakta orantısız mantar artışı)
– Hipoglisemi (Pankreas enzim yetmezliği / Glukagon)
– B12 ve D Vitamini Eksikliği
Romatoid Artrit oluşumunda, hastalık eklemler çevresinde seyrediyor gibi görünse de, daha derin bir bakış sergilendiğinde bu METABOLİK ALTYAPI problemlerinin çözülmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Ancak bu oluşum tablosu netleştikten sonra lokal semptomatik tedavi değil, tamamen İYİLEŞME evresine geçilebilecektir.

Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

İMMÜN SİSTEMİ AKTİVE EDİCİ UNSURLAR (Anti – Enflamatuar)
– Düzenli ve bilinçli fiziksel aktivite (Günlük en az 30 dk tempolu yürüyüş)
– Geçmişi ve değerleriyle kendini kabullenme (Sürekli stres faktörünün ortadan kaldırılması)
– Motive edici yönde aile, arkadaş ve sosyal çevrenin desteği
– Sakin ve mutlu bir yaşam şekli benimsenmesi (Seratonin, dopamin ve melatonin gibi hormonların üretiminde etkilidir)
– Hücre polaritesini bozucu odaklardan mümkün olduğunca uzak durulması ve koruyucu önlemlerin alınması (Mobil cihazlar – WiFi Modem – Pc – TV vb. cihazlar)
– Akdeniz Diyeti, Hint Mutfağı, Asya Mutfağı gibi beslenme tarzının uygulanması

İMMÜN SİSTEMİ BASKILAYICI UNSURLAR (Pro – Enflamatuar)
– Sedanter yaşam tarzının devam etmesi
– Anlaşılamama, kendini ifade edememe, topluluklardan dışlanma ve iletişim kurma problemleri
– Toplumsal cinsiyet problemleri ve negatif ayrımcılık (İnkar veya reddetme)
– Öfke, stres, duygu – durum bozuklukları ve depresyon
– Günümüzün dayatılmış gıda formlarının tüketilmesi (Dondurulmuş, katkılı, ambalajlı ve rafine ürünler)

Anne karnındaki dönemden başlayarak bebeklik – çocukluk ve gençlik evrelerinde önemsenmeyen besinsel tüketim hataları hücre seviyesinde fizyolojik fonksiyonların değişmesine ve ilerleyen süreçte Ankilozan Spodilit, Romatoid Artrit, Tiroid Hastalıkları ve diğer Enflamatuar Tabanlı Klinik Tabloların oluşumuna zemin hazırlamakla birlikte, bu tercihlerdeki ısrar, mevcut hastalıkların da derinleşmesine, yaşam kalitesinin hızlı bir şekilde düşmesine neden olmaktadır.

Pepsin, protein hazmında ve vücudun yapıtaşı olan amino asit formuna dönüşümünde önemli bir enzimdir. Bu AKTİF enzim midede PASİF formu olan ‘Pepsinojen’in mide Hidroklorik Asidi (HCI) ile işlem görmesi sonrası aktif hale (Bu aktivasyon için midedeki pH değeri 3’ün altında, 1 – 2 seviyelerinde olmalıdır) gelmektedir. Mide özsuyunda bulunan hidroklorik asit (HCI), alınan besinlerin özümsenmesi için mide iç ortamını istenen seviyede tutmaktadır.
Vücuda alınan proteinin ve bu besin ögesini ayrıştıracak olan pepsin enziminin fonksiyonunu yerine getirebilmesi için mide özsuyunun optimal seviyede asidik olması gerektiği gibi esansiyel doğal asidik sular (turşu suyu, limonlu salata, sirkeli salata, şalgam suyu vb) ile de takviye edilmesi gerekir. Bu hidrolizasyon (SU eşliğinde parçalanma) sonrasında proteinler vücudun ihtiyacı olan amino asit öncesi formlara (polipeptit) dönüşür. Bu ara formlar bağırsakta peptidaz enzimi ile amino aside indirgenerek vücudun yapıtaşına dönüşmektedir.
Sindirim sürecinde MİDE doğal asit ortamı sağlanmazsa, yoğun bazik ortamda protein denatürasyonu (protein moleküler yapısının yararsız yıkımı) ile birlikte sindirim atıkların (amino asit seviyesine kadar indirgenmemiş protein agregatları) bağırsak yüzeyinde birikmesi bağırsak yüzeyine karşı enflamatuar tepkiyi artırır (Ülseratif Kolit, Crohn, Çölyak vb.)
Bağırsak yüzeyinde bu birikim sonrası sızdırmazlık duvarı bozularak geçirgenlikte aşırı artış olur ve metabolik atıklar dolaşım sistemine dahil olur. Bu süreçte bağ dokuda başlayan birikmeler tiroid bezi, kalça ve eklem gibi vücudun organlarına / alanlarına karşı reaksiyonel öz saldırının başlamasına, dolayısıyla da Haşimoto, Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit ve Astım gibi hastalıkların oluşumuna neden olur.
Hekiminizin Önerisi:
– Tuzla Başlanıp (Doğal Kaya Tuzu) Tuzla Bitirilmesi Mide Enzimatik Salınımının Regülasyonunda Önemlidir. Not: Tansiyon hastaları, doktorunun önerdiği rejime tabi olmalıdır.
– Yemekle Birlikte ve Hemen Sonrasında Su, Çay, Kahve, Meyve Suyu, Meyve, Maden Suyu, Tatlı vb.Tüketilmemeli
– Sirke ve Turşu / Turşu Suyu Tüketimi Artırılmalıdır (Mide Asidik pH’ının Korunmasında Önemlidir).
– Domates / Domates Suyu (Taze Sıkılmış) Tüketilebilir (Besinsel Ögelerin Özümsenmesinde Önemlidir).
– Yemekte Mutlaka Su İçilecekse de Limonlu Su Tüketilmelidir (pH Dengesi Alkali Olan Suyumuzun Doğal Yoldan Asitleşmesi Sağlanmalı).
– Sindirimi Zor Olan Protein Ağırlıklı Gıdaların Hazmını Kolaylaştıracak Sebze Ve Bitki (ıspanak, pazı, semizotu, brokoli, domates, biber, marul, maydanoz, roka, dereotu, tere vb.) Tüketimi Artırılmalıdır.

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit Hastalıklarının altyapı oluşumunda veya mevcut enflamasyonun akümülasyonunda ( iltihabın katlanması) Epstein–Barr virüsü (EBV), Üreoplazma, Sitomegalovirüs (CMV) virüslerin etkinliği yeni yayın ve literatürlerde yerini almaya başlamıştır.

Özellikle KRONİK / ENFLAMATUAR KÖKENLİ HASTALIK grubunda bu patojen mikro organizmalara karşı vücudun antikor titrelerinde % 80 civarında artış ve B lenfositlerinin yoğun aktivasyonu hayvan – insan klinik çalışmalarında bildirilmektedir. Romatoid Faktörlerin yükselmesinde rol oynayarak mevcut hastalıkların da agreve edici hale gelmesine neden olmaktadırlar.

İmmün sistemdeki dağınık ve hedef patojen ayırt etmeksizin bütün dokulara karşı tepkisel – negatif etki sonucu aşırı ancak etkin olmayan (Örnek: SU > SEL) bağışıklık tablosu ortaya çıkar. Bu durum ise enflamasyonu fizyolojik sınırların dışına taşıyacağı gibi esansiyel (dış kaynaklı) organik / inorganik girdilere karşı optimal savunma tepkisinin ortaya konamamasına neden olacaktır.

Hücre seviyesinde tedavi planı kurgularken vücut mikrobiyotası güçlendirilerek disbiyoza (faydalı canlı yaşamın yerini zararlı mikro organizmalara bırakması) engel olunmalı, immün reaktif tepki protektif (koruyucu) sınırlara çekilerek (Örnek: SEL > SU) KRONİK / ENFLAMATUAR KÖKENLİ HASTALIK'ların tedavisi önündeki engel ortadan kaldırılmalı.

Romatoid Artrit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/
Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

CİVAN PERÇEMİ – OTOİMMÜN HASTALIKLAR

Otoimmün alt yapıya sahip hastalıklarda (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi) İLTİHABİ YÜKÜN AZALTILMASI tedavi protokolünde önemli bir aşama olmakla birlikte hastanın şikayetlerinin hafifletilmesinde yardımcı olacaktır.
Civan Perçemi (achillea millefolium) etkin ve olumlu şekilde ana tedaviye destek olur.

 

Sonbahar ve Otoimmün Hastalıklar

– Yaz tatili sonrası stresli dönemin başlaması
– Mevsim değişimi ile havadaki ısı ve nem değişimi
– D Vitamini değerlerinde şiddetli düşüş. Stres hormonlarının aşırı tetiklenmesiyle, D vitaminin hızla tükenmesi. Kapalı ortamda geçirilen sürenin artması

Otoimmün alt yapıya sahip hastalıklarda (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi)mevcut durumun agreve olmasına neden olur.

– KORTİZOL hormonu seviyesi sürekli takip edilmeli. Sabah 09:00’dan önce değerlere bakılmalıdır
– Ayak altı, boyun kökü ve göbek altına sıcak uygulama. Günde 1 kez akşam 20-25 dk
– D vitamini seviyesi sürekli takip edilmeli. 100 ng/ml değerinde tutulmalıdır
– Yağlı balık (somon, uskumru vb) ve yumurta tüketimi artırılmalı. D vitamini seviyesinin korunmasında destektir

Hücre seviyesinden başlayacak bir tedavi protokolü ile, orantısız enflamatuvar biyokimyasal sürecin yönetim ve takibi sağlanmalıdır.

Bireysel Hatalar Nedeniyle Vücuttaki Şiddetli KURUMA ve Alınan SOĞUKLUK Bu Hastalarda (Romatolojik Hastalıklar) Kaçınılmaz Olarak İçeride İki Sonuç Doğurur:
– KURULUK iç ısıyı artırarak enflamasyonun tetiklenmesine zemin hazırlar. El ayak burun kulak gibi uç akral noktaların soğukluğu ile birlikte hastalar ‘İÇ YANGI’dan bahsederler
– Dıştan alınan SOĞUKLUK ise dalak sisteminin sıvı değişim ve naklindeki imbalansına ve transferin belli noktalarda durağanlaşarak ÖDEMLİ dokuların ortaya çıkmasına neden olur

– Ebeveynden Aktarılan Hastalık Değil, DNA Okuma Hatasıdır .
Tüm genetik hastalıklar, vücudun hücre DNA’sını rejenere etme kapasitesi aşıldığında ortaya çıkmaktadır.

– Edinsel Etmenlerle Vücut Özünün Zaafa Düşürülmesi .
Yanlış beslenme, stres yönetimi eksikliği, asidoz, hipoxi, toksisite, ağır metallere maruziyet, otoimmünite,aşırı fiziksel aktivite, D vitamini eksikliği, uyku düzensizliği vb.

– Mutlak Şart Olarak Dış İklimsel Patojenik Faktörlere Maruziyet
Bu predispozan faktörün etkin olabilmesi için vücut özündeki zafiyetin yaşanması şarttır. Özdeki bu zafiyetle birlikte, uzun süreli olmasa bile iklimsel faktörlere kısa süreli maruziyet dahi hastalık kliniğini başlatabilir. (Çocukluk döneminde ÜSYE sıklığı ve aşırı kimyasal vb. öyküsü olan bir insanın yarım saatlik soğuk veya rüzgara maruziyeti hastalığın oluşumu için yeterli bir faktördür)

– Sıvı Değişim ve Transportunun Düzenlenmesi
Mutlaka dalak sistemi regülasyonu sağlanmalı. Sıvı viskozitesi ve akışkanlığı birincil ayara gelmesi için vücut reinforme edilmeli

– İç Isının Temizlenmesi
El ve ayak gibi akral bölgelerde soğuklukla birlikte, beden iç ısısında / enflamatuvar tepkisinde artış vardır

– Stres Yönetiminin Sağlanması
Zihni sakinleştiren enerji regülasyonu ön plana alınmalıdır. Stres ile birlikte stres hormonlarında (nöradrenalin ve kortizol) aşırı artış tespit edilmektedir

– Kanın Dokuları Besleyici Kalitatif ve Kantitatif Etkisinin Optimize Edilmesi
Karaciğer, dalak ve böbrek sisteminin rantabl – organize çalışması ile direkt ilgilidir

Romatolojik Eklem Hastalıkları başta olmak üzere, enflamatuar hastalıklar grubunda doku ödemi gelişimi, histamin mediatörünün ani ve erken fazda hücre membran geçirgenliğini artırmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Allerjik reaksiyonun tetiklenmesi ile birlikte eklem ve yumuşak doku iltihabı kaçınılmazdır.

Isırgan Yaprağı* 3 önemli etkisi ile bu sürecin yönetiminde (durdurulması – geriletilmesi) etkin fitoterapötik bir ajandır:


– Güçlü antioksidan etkisi (Süperoksit Dismutaz (SOD) ve Katalaz (CAT) aktivitesini indüklemede etkilidir)
– Özellikle böbrek üzerinden atılımı destekleyen güçlü detoks ajanı
– Antihistaminik etkisi ile allerjik reaksiyonun gerilemesine yardımcı

* Tedavi protokolü, reçetenin hastaya özgü hazırlanmasını gerektirdiği için,teknik ayrıntı mutlaka hekim tarafından belirlenmelidir.