Ankilozan Spondilit Kliniğini Provoke Edebilecek Faktörler

Ankilozan Spondilit Kliniğini Provoke Edebilecek Faktörler

1. Bağırsak ve genital bölge dahil olmak üzere her türlü enfeksiyon.
2. Kronik bademcik iltihabı.
3. Herpes virüsü (Uçuk).
4. Diş kökleri alanındaki enflamatuar süreçler ve enfeksiyonlar.
5. Stres yönetiminin yetersizliği (Stres yönetilebilen bir sorundur!)
6. Kas-iskelet sisteminin mekanik yaralanmaları.

Bu faktörler, henüz yeni başlayan veya başlamış Ankilozan Spondilit kliniğinin hastayı rahatsız edecek seyir kazanmasına neden olabilmektedir

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Bağırsak Sağlığı ve Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit

Bağırsak Sağlığı ve Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit hastalıklarında atılım yollarının desteklenmesi iltihabi yükün azalmasına, dolayısıyla aşırı tepkisel reaksiyonların gerileyerek patolojik dejeneratif (tahrip olmuş) değişikliklerin ortadan kalkmasına zemin hazırlar.

Bu çerçevede Bağırsak, Böbrek, Karaciğer, Lenfatik Sistem her biri ayrı bir önem arz etmektedir.
Burada mide ve bağırsaklar üzerine dikkatinizi çekeceğiz.

BAĞIRSAKLAR

Sindirim, besinlerin mekanik ve kimyasal işleme sürecidir, bunun neticesinde besinler emilir ve vücut tarafından özümsenir, buna karşılık yıkım ürünleri ve hazmedilmemiş gıdalar vücuttan atılmaktadır. Sindirim vücuttaki madde alışverişinin ilk etabıdır. Bu aşamada vücut dokuların büyüme, yenilenme ve gelişmesi için gereken maddeleri alır. Ancak gıdalarda bulunan protein, yağ, karbonhidrat ve vitamin/mineraller besinlerin içinde bir bütün olarak vücut tarafından benimsenemeyen ve yabancı görülen maddelerdir. Bu nedenle önce bu besinler küçük parçalara kadar indirgenmeli, suda çözülmeli ve emilime hazır amino asitler seviyesine kadar indirgenmeli. Eğer bu gerçekleşmezse başlıca bağırsak yüzeyinde ve diğer dokularda birikim kaçınılmazdır.

Bağırsaklarda hazmın bozulmasında en önemli etken mide salgı ve sularının yetersiz salgılanması (Bu duruma birçok neden gösterilebileceği gibi, mide koruyucu adı altında uzun süre kullanılan mide asit salgılarını bastıran parametreler de unutulmamalıdır). İkinci neden olarak ise sindirim sisteminin herhangi bir organındaki patolojik süreç nedeniyle içeriğinin tahliyesindeki ihlali gösterebiliriz.

Bağırsakların normalleşmesini hedefliyorsak 3 ana başlık ön plana çıkacaktır.
1 – Bağırsakların yüzeyi yıllar içerisinde bir çok atık katmanlarıyla kaplanmış olabilir, öncelikle bu yüzeyi sıyırarak dışa atılımı sağlanmalıdır.
2 – Bağırsak yüzeyi bir çok nedenle yaralanmış olabilir, bu pürüzlü alanlar onarılmalıdır.
3 – Bağırsak yüzeyi ancak denge halinde tutulan canlı biyolojik aktif yaşamı sayesinde gerekli enzimleri üreterek hazım, koruma fonksiyonlarını yerine getirebilir, bu maddenin de gereği olarak da bağırsak yüzeyinde ki mikroorganizmaların sayı ve çeşitliliğini artırmak gerekir.

Eğer canlı bir varlık (bu kavrama büyük, küçük insan, hatta hayvanda dahildir) dışkılama eylemini günde iki üç kez gerçekleştiremiyorsa bu başta bağırsak, karaciğer ve diğer hazım sürecinde görevli organların işleyişinin sağlam olmadığının göstergesidir

Bağırsakları Eski Dışkı Ve Zehirli Birikimlerden Arındırmak İçin Tavsiyeler:

• Öncelikle bağırsakların alttan ılık suyla yıkanması şarttır (Bunun için suyun sıcaklığı elimizle rahat temas edebileceğimiz derecede olmalı, ilk gün gece 0,5 litre suyla yapılmalı, bu işlem için satın alacağınız lavman setinin kabı istifade edilebilir, su bağırsaklara gönderdikten sonra biraz tutmaya çalışmak daha doğru olacaktır, sonrasında dışarıya çıkışına izin verilebilir, bu işlemi yatmaya yakın yapılmasını önermekteyiz)
• İkinci gece aynı işlem 1 litre suyla yapılmalıdır.
• Üçüncü gece boş, yani işlem yapmadan geçirilmeli ve 4. gece aynı işlem 1,5 litre sıcak suyla yapılmalıdır.
• Sonra 2 gece daha işlemsiz boş geçirilmeli, ardından gelen gece aynı işlem 2 litre suyla yapılmalıdır.

Bu şekilde temizlikten sonra doğal olarak günlük dışkılama dürtüleri artacaktır.
İleri yaşlarda, mide / bağırsak normal çalışıyor gözüküyor olsa bile haftada en az bir kez ılık su ile lavman uygulamak gereklidir, çünkü bağırsaklarda dışkıların kısa süreli tutulması bile herhangi bir ağrı göstermeden vücudu zehirleyebilir.

Mide ve Bağırsakların Normalleşmesinde Altın Beslenme Kuralları:

1 – TAZE TÜKETİM
Taze tüketim her zaman ilk altın kuraldır. Yemeklerin uzun süre bekletilmesi bunlarda çürümelerin başlamasına neden olmaktadır. Mümkün olmayan durumlarda en fazla iki öğünlük bekletilsin. Bu noktada özellikle narin ot niteliği (Semiz otu, ıspanak vb.) taşıyan yemekler kesinlikle bekletilmemelidir. Bu maddenin ihlali gerek bağırsak yüzeyinde gerekse de karaciğerde hazmı gerçekleşemeyen atıkların birikimine neden olarak iltihabi yükün artmasına neden olmaktadır.

2 – ÇİĞ BESLENME
Çiğ beslenmeye ağırlık verilmelidir. Çiğ besinlerde daha çok yaşamsal güç bulunmaktadır ve bu denatüre olmamış proteinler, element, iz element ve vitaminler metabolik reaksiyonlara daha aktif katılabilmektedir. Yemeklerinizi hazırlarken mümkün olduğu kadar kaynamanın son aşamalarına yakın sebzelerinizi koymaya çalışın ve onların daha az değişime maruz kalmalarına yardımcı olun.

3 – ÇEŞİTLİLİK
Yemeklerin çeşitliliği ve dengesi önemlidir. Ne kadar çok çeşit ve bir birine zıt besinler aynı öğünde tüketilirse o kadar çok fizyolojik salgı ve enzimin sindirim reaksiyon zincirlerine katılımı zorunlu olur. Sonuçta rantabıl olmayan besin ayrıştırma işlemi sonrası atılamayan yük artışı adaptif bağışıklık sisteminin uyarılganlığını artırmaktadır.

4 – TEKDÜZE BESLENME
Sürekli aynı yemek ve besinlerle beslenmek doğru değildir.

5 – MEVSİMSEL BESLENME
İlk bahar ve yazda beslenmenin ağırlıklı olarak bitki kaynaklı olması, soğuk sonbahar ve kış aylarında ise beslenmeye proteinlerden ve yağlardan besinlerin eklenmesi daha doğru olacaktır.

6 – SINIRLANDIRMA
Beslenmede mutlaka sınır konması şarttır. Çok yiyenler yorgunluk ve hastalıklara yatkın, zinde ve çalışkan olmaktan uzak oldukları her halde herkesin rahatlıkla çevresinde gördüğü bildiği bir gerçektir.

7 – LEZZET ALMA
Yemekten maksimum zevk ve lezzet almak besinlerin en üst düzeyde hazmı için gerekli ön şartlardan biridir. Yemek başında otururken negatif bir atmosfer içinde konuşma veya tartışma yapılmamalıdır, kitap veya mesajlar okunmamalıdır, sadece yavaş ve güzel çiğneyerek, tüketilen gıdadan lezzet alınmalıdır.

8 – DOĞRU KOMBİNASYON
Farklı besinlerin özel karışımı hazmın sağlıklı tamamlanması için şarttır. Doğru olmayan besin birlikteliklerinde bağırsakta fermentasyonların ve çürümelerin artışı görülmektedir ve bu durum intoksikasyona (zehirlenmeye) götürmektedir. Örneğin sütün diğer besinlerden ayrı tüketimine dikkat edilmelidir.

9 – BESLENME ARALIĞI
Yemek arası aralıkların ortalama 6-8 saat olması gerektiğini unutmayın, çünkü mide hazmı 2 saat, bağırsak hazmı 2 saat, karaciğer hazmı 2 saat, dolaşıma geçen besin maddelerinin dokulara taşınması ve aktarımı yine yaklaşık 2 saat sürmektedir. Unutmayın bağırsakların en büyük ilacı onların dinlendirilmesidir. Bunun için bize çok eski bir sağlık tavsiyesi olarak Gündüzünde bir Akşamında bir kez yenmesi bilgisi önerilmiştir.

Bağırsak Problemlerinde İstifade Edilebilecek Bazı Çay Ve Karışımlar

• Bağırsak Regülasyon Çayı
– Barut ağacı kabuğu / 2 Tatlı kaşığı
– Anason meyvesi / 2 Tatlı kaşığı
– Civanperçemi / 1 Tatlı kaşığı
– Hardal tohumu / 2 Tatlı kaşığı
– Meyan kökü / 3 Tatlı kaşığı
– 1 su bardağı Kaynar su
10 dk ağzı kapalı kaynatın ve süzün
Sabah ve akşam yarım bardak çay olarak için, bağırsaklarınızın düzene girmesinde yardımcı olacaktır.
• Meteorizm, bağırsak şişkinlik / gaz çayı
– Kediotu kökü
– Nane
– Mayıs papatyası toprak üstü kısmı
– Nergiz çiçeği
Bütün bu bitkileri eşit oranda karıştırın. Bu karışımdan 1 yemek kaşığı alın ve bir su bardağı kaynar su ile bir gece boyunca termosta bekletin, sonra süzün. Özellikle şişkinlikte günde 3 kez yemekten yarım saat sonra üçte bir su bardağı alın.
• Uzun süren hıçkırıklarda: Bunun için dere otu tohumu önerilebilir. Bu aynı zamanda hazmın kolaylaşmasına ve şişkinliğin giderilmesinde yardımcı olmaktadır. 1 yemek kaşığı dere otu tohumu, 1 su bardağı kaynar su ile ağzı kapalı şekilde 30 dakika bekletin ve süzün. Yemekten 15 dakika önce günde 3 – 4 kez 1 yemek kaşığı tüketin.
• Özellikle yağmur suyu ile yapılan çay tüketimi bağırsak hücre yenilenmesini hızlandıracaktır.
• Eğer mide ve bağırsak şikayetleriniz artış gösterdiyse özellikle orta yaş (20 – 40 yaş) hastalarda kayısı veya fıstık ağacının reçinesini yaklaşık 20 gram olarak sabah ve akşam 2 – 3 ay süreyle tüketin. Tüketimin balla birlikte ve yumuşatılmış halde olması faydasını artıracaktır.
• Ayrıca yine mide ve bağırsak yüzeyinin onarımında elimizin altında güçlü bir İLAÇ olan zeytin yağını sabah aç karnına, akşam yatmadan bir yemek kaşığı kadar tüketimi lezyonların (yaraların) hızlı kapanmasına yardım edecektir.
• Eğer siz genel olarak yüksek kalorili besinler tüketiyorsanız, bu durumda özellikle hazım tam olarak bitene kadar kesinlikle kuşburnu çayı içmemeniz gerekiyor, çünkü bu durum pankreas fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumun belirtisi olarak cilt renginde özellikle yüz renginde sararma görülecektir (yüksek kalorili yiyecek sonrası fazla kuşburnu çayı tüketimi gerçekleşirse).
• 3 – 4 gram doğranmış kereviz sapı üzerine 1 litre su dökün, 8 saat ağzı kapalı bekletin ve sonra süzün, günde 3 defa 1 tatlı kaşığı alın.
• Sindirimin iyileştirilmesi için, özellikle yüksek kalorili yağlı proteinli yemeklerden sonra mercanköşk ile kimyon alınması olumlu etki oluşturacaktır. Bu karışımın hazırlanmasında, öğütülmüş birer yemek kaşığı kimyon ve mercanköşk tohumlarının üzerine 1 su bardağı kaynar su ekleyin ve ağzı kapalı 15 dakika bekletin, günde 2 kez yarım fincan tüketin.
• Bütün sindirim alışverişlerinin gerçekleşmesinde aşağıdaki karışımın hazırlanması iyi etki oluşturacaktır:
Bal 625 gram, Aloe Vera 375 gram, Kara/kırmızı üzüm suyu 675 gram. Aloe Vera robotta öğütülecek (aloe dalını kesmeden önce 5 gün boyunca su vermeyin). Hepsini karıştırın. İlk 5 gün günde 1 tatlı kaşı alın, sonra günde 3 kez 1 yemek kaşığı yemekten 1 saat önce almaya başlayın. Kürü 2 hafta ile 1,5 ay arasında devam ettirin.
• 10 g rezene meyvesi bir bardak kaynar suya dökülür, 15 dakika su dolu bir tencerede (benmari usulü) ısıtılır, oda sıcaklığına kadar soğutulur, süzülür ve elde edilen mayi hacmini 200 ml’ye (bir su bardağı) suyla tamamlanacak. Mide hazımsızlıkları düzelene kadar gün boyunca eşit miktarlarda içilir.
• Bağırsakların regülasyonunda bir başka karışım olarak:
15 gram rezene meyvesi
15 gram eğir otu rizomu
20 gram kediotu kökü
20 gram nane yaprağı
30 gram mayıs papatyasını karıştır. Bu toplam karışımdan 10 gram alın ve üzerine bir bardak kaynar su dökün ve kapalı bir emaye kapta 15 dakika boyunca bir su banyosunda (benmari usulü) tutun. Elde edilen hacmi bir bardağa ulaşana kadar suyla tamamlayın. Yemeklerden sonra günde 3 defa 3/4 su bardağı içilir. Elde edilen bu sıvı vücutta ki iltihabı azaltır, sindirimi normalleştirir. Bağırsaklardaki ağrı / kramp 2 hafta sonra duracaktır.
• Hangi hastalık olursa olsun tedavi öncelikle mide ve bağırsaklarının temizlenmesinden başlanmalıdır. Bunun için kesilmiş sütün arta kalan suyunu bol tüketerek bağırsak yüzeyinin normalleşmesine yardım edebiliriz.

Bu bilgi ve tavsiyeler Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit hastaların özelinde olmakla birlikte genelinde tüm hastalık ve hastaları bilgilendirme- bilinçlendirme noktasında besin bazlı yapılan hatalar üzerine dikkat çekmek içindir. Çünkü eğer biz bu hastalıklarda ne kadar da kalça, eklem gibi bölgelerde sorun olduğunu söylesek de, bu durumun sindirim sistemi ile irtibatını bilmeyen ve duymayan kalmamıştır diye düşünüyoruz. Unutmayalım ki bu klinik vakalarda enflamatuar bağırsak tutulumu (ülseratif kolit vb.) neredeyse kaçınılmazdır. Tedaviyi elbette ki sadece bu tavsiyeler üzerine kurgulayamayız. Tüm bilgilerin paylaşımı için geniş zaman ve zemine ihtiyaç vardır. Dikkatinizi sağlığınıza çektiysek bu bile yeterlidir.

Unutmayalım Mide / Bağırsak yani sindirim sisteminin bakımı bu tavsiyelerin ötesindedir.

Bir sonraki eğitim bölümünde Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit vakalarında diğer önemli atılım yollarından olan karaciğer ve böbrek üzerinde durulacaktır.

İleriki eğitimde iç organların mekanik yapılarımız, özellikle kalça, boyun ve diz üzerine etkileri üstünde duracağız.

www.drceyhunnuri.com

Romatizmal Hastalıklar için Bayram Diyet Önerileri

Romatizmal Hastalıklar için Bayram Diyet Önerileri

Merhabalar,
Kurban bayramı dayanışma birlik ve beraberlik duygularının en üst seviye olduğu kutlu günlerimizdendir. Bu vesile ile birlik duygularımızın zirvede yaşanması dileği ile kurban bayramınızı tebrik ederiz.

Bayramlar diyet anlamında “bir kereden bir şey olmaz” duygusu ile diyetimizi bozduğumuz günlerdir. Bu nedenle sizlere bayram günleri için diyet önerimizi sunmak isteriz;

Aşırı Et Tüketiminin Etkileri:
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları ile balık ve kümes hayvanlarında doğal olarak ürik asitin öncü maddesi pürin (etin moleküler yapısındaki yıkılım ürünü) bolca bulunur. Aşırı protein tüketimi sonrasında pürin yıkılım ürünü olan ürik asit kanda ve eklemlerde kristal şeklinde çokça birikmeye başlar. Eğer protein ve insülin metabolik süreçlerinde anormallikler varsa ve bağlı olarak üretim çok veya idrar ile atılım azsa, eklem ve çevresindeki dokularda iğneli ürik asit kristalleri birikir ve ağrı, iltihaplanma – şişmeye neden olabilir. Bu duruma gut hastalığı denir. Yoğun protein tüketiminden sonra eklemlerde ürik asit kristalleri dışında kalsiyum pirofosfat dihidrat birikimi de olabilir. Özellikle dizler, bilekler ve ayak bilekleri gibi büyük eklemlerde ağrı hissedilir. Romatoid Artrit özelinde eklem tutulumu olan tüm romatizmal hastalar için kalsiyum pirofosfat dihidrat birikimi eklemlerde alevlenmeye neden olur. Yalancı gut olarak adlandırılan bu durumun teşhisi de kan ürik asit düzeyine bakarak mümkün değildir. Kaldı ki gut hastalığında bile kan ürik asit düzeyi normal olabilir. Sedim ve CRP RF değerleri çoğunlukla normaldir. Romatizmal hastalığı olmayan bireylerde de anlamsız eklem ağrılarının nedeni bu olabilir.

Temelinde eklem iltihaplanması olan hastalar için et tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar vardır. Eklemlerde sıkça iltihaplanma olması eklemin diğer risklere de açık olmasına neden olur. Bu nedenle romatizmal hastaların yiyeceklerinde et tüketimine diğerlerinden daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir.

Bayram Günleri için Romatizmal-Enflamatuar Hastalıklara Özel Diyet Önerileri;

1- Kurban kesildikten hemen sonra aynı gün et tüketiminden kaçınılmalı.
2- 4 günlük bayram tatilinde 2 günden fazla et tüketilmemeli.
3- Et tüketilecek ise küçük baş tercih edilmeli.
4- Et tükettiğimiz günlerde baklava ve şeker tüketimi oldukça azaltılmalı.
5- Her gün büyük tuvalete çıkıldığından emin olunmalı, değilse Magnezi Kalsine gibi ürünler yardımı ile tuvalete çıkılmalı.
6- Et tüketimi ile beraber yoğurt ayran tüketilmemeli.
7- Et tüketimi ile bolca soğan, sarımsak, nane, kekik vb. sebze tüketimi unutulmamalı.
8- Yeterli ve bol miktarda su tüketilmeli, çay tüketilecekse de açık, taze limonlu ve az miktarda olmalı.
9- Gazlı içecekler ve meşrubat tüketiminden kaçınılmalı.

Romatizmal Hastalıklarda ‘Kansızlık’ Etkisi ve Beslenme Önerileri

Romatizmal Hastalıklarda ‘Kansızlık’ Etkisi ve Beslenme Önerileri

Özellikle Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit gibi hastalıklarda enflamatuar reaksiyonların kontrolünün sağlanmasında oksijen taşıma kapasitesi ve kanın nitelik – niceliği önemlidir. Bölgesel kan dolaşımı ve dokulara oksijen girdisi, enflamasyonu fizyolojik sınırlarda tutan en önemli metabolik etkenlerden biridir.

Kan hemoglobin ve eritrosit sayısının yükseltilmesinde ve demir, dolayısıyla da oksijen taşıma kapasitesinde artış sağlayabilmek için beslenmede bazı parametrelere dikkat edilmelidir.
• Kansızlıkla mücadelede özellikle ‘Yüksek Kalorili Yiyecekler’in tüketimi önemlidir:
a) Mizaca uygun et tüketimi
b) Sakatat tüketimi
c) Hayvansal yağların (tereyağı, kuyruk yağı vb.) tüketimi artırılmalıdır.

• Süt tüketimi artırılmalıdır (Dikkat edilmesi gerekenler: Sütün tek ve otlayan hayvandan alınmış, çiğden pişirilmiş olması tercihtir. Mizaca uygun olmalıdır. Ayrıca tüketirken yudum yudum tüketilmelidir, eğer hızlı içilirse mide – bağırsaklarda ağrı ve hareketlerinde düzensizliğe neden olabilir.)
• Havuç, kırmızı pancar ve turpun sıkılmış suyu eritrosit üretim ve demir elementinin desteklenmesinde önemlidir (Her bir sebzenin suyu eşit miktarda sıkılacak, koyu şişe içerisinde sıvı kısmının buharlaşmasına izin verecek şekilde ağzı kapatılacak ve 3 saat kısık ateşte fırına konacak. Bu karışımdan yemekten 30 – 40 dk önce günde 3 kez 1 yemek kaşığı alınacak. Bu küre 3 ay devam edilmesi önemlidir.)
• Çok ciddi zafiyetlerde balla bekletilmiş sarımsaktan yemekten önce bir yemek kaşığı alınması gerekir.
• Karabuğday lapası, özellikle bal kabağı ile hazırlanması faydalıdır.
• Mısır tüketimi kan kalite artırımında doğal seçeneklerden biridir (Yerli ve değişime uğratılmamış tohumlardan elde edilmiş olması önemlidir). Bütün sarı sebze, meyve ve kök besinler yüksek miktarda vitamin içermektedir.
• Her sabah aç karnına 100 gr rendelenmiş havucun süzme ev yoğurdu veya zeytin yağı ile tüketimi önerilebilir.
• Patates, bal kabağı, kızılcık, soğan, sarımsak, dereotu, karabuğday, bektaşi üzümü, dağ çileği, kara üzüm demir ve bileşenlerini ihtiva eden besinlerden bazılarıdır.

Kansızlığı olan hastaların beslenmesine meyve ve sebzeler dahil edilmesinin sebebi, bunların kan üretiminde etkili olan element, mineralleri içermeleri nedeniyledir. İzole olarak bu önerilerle tedavi protokolü uygulanamaz, kapsamlı bakış açısı sergilenmek zorundadır.

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Romatoid Artrit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

Ankilozan Spondilitli Hastalarda EGZERSİZ

Egzersiz, Ankilozan Spondilitli hastalarda tedavinin en önemli tamamlayıcı unsurlarındandır. Ankilozan Spondilitli hastalar ağrıları nedeniyle genellikle egzersizden kaçınırlar. Egzersizin kaslara esneklik sağlama, ağrılarda azalma, omurganın aksında bozulmaya engel olma, psikolojik iyileşme, uykuda düzelme, günlük hareket saatinde artma gibi birçok faydası vardır. Egzersizin olumlu faydaları ile ilgili bilimsel çalışmaların ortak kanaatine göre, egzersizler düzenli takipli olmadığı sürece uygulanabilir olmaktan çıkmaktadır.

Düzenli egzersiz programları yapılmadığında ise ortaya istenmeyen sonuçlar çıkabilir:

Bunlar;
• Kardiyovasküler risk faktörleri ve iskemik kalp hastalığında artışlar.
• Akciğer fonksiyon ve kapasitesinde azalma.
• Hastalık aktivitesi ve süresi ile ilişkili % 18-67 oranında görülen Spinal Osteoporoz.
• % 14 – % 19 arasında omurilik kırığı riski.
• Spinal Ankilozis ile birlikte denge problemleri.

Egzersiz programlarında hastaya uygun olanlar seçilmelidir. Aksi durumda istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Diskitis / Psödartroz (en sık T11 / 12 seviyesinde), Anterior Total Kalça Artroplastisi Çıkığı ve Atlanto Aksiyal Subluksasyon görülür .

Egzersizin neredeyse tüm bireylerde faydası risklerinden daha fazladır. Bununla birlikte, hastalığın ciddiyetine göre UYGUN EGZERSİZ REÇETESİ daha ciddi hastalığı olanlar için çok önemlidir.

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artit Çerçevesinde Bağırsak Hareketi Kısıtlılığına Osteopatik Yaklaşım

Ankilozan Spondilit ve Artrit hastalıkların ana nedenlerinden biri de bağırsak hareketlerinin kısıtlılığıdır. Hamlilelik, oturma bozukluğu, yanlış egzersiz, genetik yatkınlık, yanlış beslenme gibi patolojik faktörlerin yanında iki etken de göz ardı edilmemelidir:

• İLİOPSOAS Kasının Gerginliği
• Vücuda Yapılan Operasyonel Müdahaleler

İLİOPSOAS Kasının Gerginliği:
Diyafram, İliopsoas kası ve bağırsakların fasya denen zar tabakası birbiri ile çok yakın ilişki içerisindedir. Diyafram kası gevşek olduğu anda İLİOPSOAS Kası otomatik olarak kendini kasar. Bu, vücudun kendini koruma sistemidir. Bu esnada İLİOPSOAS Kası gergin hale geçince bağırsak fasyalarını da kendine çeker, bağırsağın doğal hareketi kısıtlanır. İLİOPSOAS kasının uzun zaman spazm halinde yaşaması, hastalarda eklem ağrılarına (ilk yansıma sağ kalça çevresinde gözükmektedir) neden olabilir. Hasta ne kadar sağlıklı beslenirse beslensin ve beslenme yönüyle dikkat ederse etsin bunların hiçbiri hastalığı önlemez, ta ki İLİOPSOAS kasını gevşetene kadar. İLİOPSOAS kası kinezyolojik bilgilere göre RUH KASI (Can Kası) diye de adlandırılır.

Tüm eklem ve omurga ağrılarının tedavilerinde bu kasın fonksiyonel durumuna önem verilmelidir. Maalesef genel hasta muayenelerinde İLİOPSOAS kası muayenesi eksik bırakılmaktadır. Bu kasın muayenesi ve bu kasa yönelik tedavi ihmal edilmemelidir.

Duygu ve bilinç altı durum ve düzeyimiz kas metabolizmasını yakından etkilemektedir. Duygu durumumuzda ki değişimin en çok etkilediği bölgelerden biriside batın boşluğumuzdur. İLİOPSOAS kasımızda bu duygu labilitesinden (aşırı öfke ve korku) etkilenmeye yatkın kas gruplarımızdandır. İnsan aşırı korku halinde nefesini keser ve hareketsiz kalır. O an İLİOPSOAS kasının kasılma ve diyaframın gevşeme anıdır. (Bu kasların doğal şekilde gevşemesi için mevcut olayın – durumun kabullenilip geçiştirilmesi gerekir. Ancak insanların yüksek ego durumları bu olaylarda kabullenmeye ve iyileşmeye geçit vermez. Benzer olaylarda bu durum sürekli hatırlanarak bu kas üzerindeki gerginleştirici ve bozucu etki de tekrarlanarak güçlenir).

Osteopatik yaklaşım, İLİOPSOAS kasını gevşetici egzersizlerinin yanında hastanın psikolojik yönünün iyileştirilmesi de önermektedir.

Not: İLİOPSOAS kasının tonusun arttığı durumda tüm kalça kasları ve uyluk çekici kasların gevşemesi olur. Bu durum bağırsak hastalıklarına ilave olarak mesane, prostat, rahim ve yumurtalık hastalıklarının oluşmasına neden olur.
Örnek: Romatoid Artrit hastası bayanlarda bu hastalığa ek olarak rahim, mesane ve yumurtalık, erkeklerde ise mesane ve prostat sorunları oluşabilmektedir.

Vücuda Yapılan Operasyonel Müdahaleler:
Her girişimsel işlem gerek dışta gerekse iç dokularda yapışıklıklara, yara izlerine neden olmaktadır. Açık cerrahi ameliyatların tamamında bölgesine bakılmaksızın mutlaka vücudun değişik lokasyonlarında kasılmalar, kısıtlılıklar ve gerginlikler olabilmektedir. Operasyon sonrası organların 3 eksende ve 3 düzlemde dinamizmine (Matriste, Mobilite, Motilite) yönelik protokol ve egzersiz programları ihmal edildiğinde bunun zarar verici etkisi artarak devam etmekte ve lokasyondan (yerel olmaktan) çıkarak farklı organ ve bölgelere de zarar vermektedir. Laparoskopik operasyonlarda cilt tahribatının azlığı sevindirici olsa da, içte kısmi olarak bu tip yapışıklık, kasılma ve gerginlik gibi istenmeyen ve fark edilmeyen komplikasyonlara neden olmaktadır. Örneğin, Laparoskopik safra kesesi ameliyatı sonrası hastanın aşırı hassasiyetle kendini korumaya yönelik hareket kısıtlılığına gitmesi sonucunda da bağırsağın doğal hareketi (Matriste, Mobilite) kısıtların, yüzey atılımı, doku beslenmesi bozularak sürekli enflamasyona bağlı ikincil – üçüncül hastalıklara neden olur. Eğer cerrahi kaçınılmaz ise operasyonel işlemler bittikten sonra kontrollü şekilde yara çevresi dokuların rezorbsiyonuna (emilimine) ve elastikiyet / esnekliğinin kaybedilmemesi için VİSSERAL mobilizasyonlara mutlaka başlanmalıdır.

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Romatoid Artrit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

Romatizmal Hastalıklarda Can Sıkıcı Durum ‘’ARTRİT’’

Artrit çoğunlukla tüm romatizmal hastalıklarda ataklar halinde gelen bazen de gelip hiç gitmeyen, günlük konforu altüst eden klinik bir durumdur. Tedavisi birçok hekime göre farklılık gösterebilir. İlaç olarak kullanılan formların ağrıyı kesmede yetersiz olduğu durumlar az değildir. Bu tarz ilaçların yan etkileri eklem ağrısı kadar rahatsız edici olabilir. En sık yan etkileri gastrointestinal sistem üzerinde olmaktadır. Özellikle midede ve duedonumda ülserlere neden olabilirler. Bunun yanında yüzyılların gözlemsel çalışmaları ile gelen tıbbi bitkilerde tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Son yüzyılda en sık kullanılan bitkisel bileşenlerle ilgili bilimsel çalışmalar dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılmıştır. Örneğin bu bitkilerden en sık bilineni olan zerdeçal hakkında sadece bir bilimsel platformdaki çalışma sayısı 3632’dir. Diğer sık kullanılan bitkilerle ilgili de bir o kadar çalışma yapılmıştır. Çalışma sonuçlarında görülmüştür ki kadim bitkisel tedavilerde elde edilen gözlemsel çalışmalar gerçek anlamda bilimsel çalışmalarda çelişmemektedir.

Birçok bitkisel ilaç, anti-enflamatuar özelliklere sahip olabilir. Enflamasyon, vücudun enfeksiyonlara, yaralara ve diğer vücuda zararlı durumlara karşı birincil savunma mekanizmasıdır. Bununla birlikte, bazı durumlarda inflamasyonun kendisi zararlı olabilir. Örneğin, birçok durum iltihaplanmanın uzun ve şiddetli sürmesine bağlı olarak doku hasarına neden olabilir.

Bazı bitkisel ilaçlarda bulunan doğal bileşikler aynı zamanda anti-inflamatuvar olma potansiyeline sahiptir. Ancak, bu alanda halen birçok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Anti-inflamatuvar özellikleri en fazla kanıtlanmış bitkisel bileşenler aşağıda sıralanmıştır.

Zerdeçal
Zerdeçal tipik olarak zerdeçal bitkisinin kökünden elde edilen sarı renkli toz şeklindeki kök bitkisidir. Anti-inflamatuvar özelliklere sahip curcumin adı verilen bir kimyasal içerir. Bazı çalışmalar zerdeçalın, romatizmal hastalıklara bağlı akut ve kronik artrit bulgularını azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir. İnflamasyonun ana mediatörü olan Nf-KB adı verilen molekülün üretimini sınırlayarak etkinliğini gösterir. Birçok romatizmal hastalıklarda curcuminin anti-inflamatuvar özelliğini araştıran çalışmalar halen devam etmektedir. Özellikle ülseratif kolit ve crohn gibi inflamatuvar hastalıklarda anti-inflamatuvar etkisinin daha fazla olduğunu orta koyan çalışmalar yapılmıştır. Zerdeçal uzak doğu mutfağında ve son yıllarda da bizim mutfağımızda kullanılmaktadır. Bunun dışında tedavi maksatlı toz kapsül macun ve çay şeklinde kullanılmaktadır.

Zencefil
Zencefil veya Zingiber Officinale, geleneksel ilaçlarda uzun zamandır yeri olan tropikal bir bitkidir.
Zencefil, anti-inflamatuvar özelliklere sahip olabilir. Zencefilin bileşenlerinin çoğunun, sitokinlerin üretimini ve iltihaplanmayı teşvik eden siklooksijenaz enzimlerinin aktivitesini sınırlayabileceğini gösteren kanıtlar vardır. Araştırmalar, zencefilin anti-inflamatuvar özelliklerinin, artrit ve ağrı dahil olmak üzere çeşitli durumların tedavisinde faydalı olabileceğini kanıtlamıştır. Zencefil taze veya kurutulmuş bir kök tüketilebilir. Aynı zamanda tablet, kapsül ve çay olarak kullanım şekilleri bulunmaktadır.

Yeşil Çay
Yeşil çay , Camellia sinensis yapraklarından elde edilir. Yeşil çayın, sağlığa faydalarının altında anti-inflamatuvar özellikleri (kateşinler, polifenoller) yatmaktadır. Örneğin, yeşil çayın bileşenlerinin, artritte iltihaplanmaya neden olan işlemleri bozabileceğini gösteren kanıtlar vardır. Yeşil çay tipik olarak sıcak veya soğuk bir içecek olarak tüketilir. Yeşil çayın kullanım şekilleri kapsül, tablet ve krem olarak da mümkündür.
Anti-Enflamatuar Özelliğe Sahip Diğer Tıbbi Bitkiler:
• Kekik
• Beyaz Söğüt Kabuğu
• Resveratrol (Üzümde bulunan etkin bileşen) vb.

Özet
Çalışmaları derleyip özet olarak, zerdeçal, yeşil çay ve zencefilin anti-inflamatuvar özelliklere sahip olduğu belirtilebilir.
İnflamasyonun akut veya kronik koşullarına sahip kişiler için, bu bitkisel ilaçları tüketmek, iltihabı azaltmak için faydalı olabilir.

Klinik Olarak Romatizmal Hastalıkların AKUT ATAK’larında Önerdiğimiz Protokol:
• C Vitamini (3 – 4 Gr / Gün)
• D Vitamini* (1.3.7. ve 15. Günlerde Bir Amp / Gün)
• Balık Yağı (2 – 4 Gr / Gün)
• Zerdeçal (Bir Yemek Kaşığı / Gün)
• Zencefil (Bir Yemek Kaşığı / Gün)
• Yeşil Çay (2 Bardak Demleme – 10 dk)
NOT: Bu protokol mutlak olarak doktor kontrolüne tabidir. D Vitamini toksik dozu yakın takip gerektirmektedir. Rutin / gündelik kullanım protokolü değildir.

Anti-İnflamasyon / AKUT ATAK Diyet Programı:
2 günlük, mevsimine göre çiğ sebze ve meyve ile beslenme ve ev yapımı yoğurt (Günde 2-3 kase)

2 Günlük (Günde 2 Kupa) Antienflamatuar Çay Tüketimi:
• At kuyruğu
• Kiraz sapı
• Söğüt yaprağı
• Papatya
• Mısır püskülü
• Kekik

5 Gün Mevsimsel Temizleyici Gıdalar:
• Günde 5 – 6 adet salatalık
• Günde 2 – 3 dilim karpuz kabuğu suyu
• Taze ısırgan tüketimi

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Romatoid Artrit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

Bel Ağrısı – Farklılaşmamış Spondiloartrit – Ankilozan Spondilit

Bel Ağrısı – Farklılaşmamış Spondiloartrit – Ankilozan Spondilit

Farklılaşmamış Spondiloartrit (USpA)*, Ankilozan Spondilit veya ilgili bir hastalığın kesin teşhisi için kriterleri karşılamayan bir kişide spondilit semptomlarını ve belirtilerini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bazen bir doktor, eğer spondilit semptomları mevcutsa ancak spesifik bir tanı koyacak kadar belirgin değilse, “spondiloartrit” veya “sınıflandırılmamış spondiloartrit” için ilk teşhisi koyabilir.

Omurga ve kalça eklemini etkileyen rahatsızlıkların teşhisinde tüm dünyada 4-12 yıl gecikme olmaktadır. Teşhiste hekim birçok bulgunun ortaya çıkması sonrası teşhis koymaktadır. Ancak toplumda şikayetleri iyi ayırt edilmediğinden hastanelerde teşhis için uğraşan birçok hasta vardır. Hastaların önemli bir kısmında psikiyatrik olduğu düşünülerek anti depresan tedavi verilmektedir. Örneğin, bir yetişkinin sırt ağrısı, sedef hastalığı, yeni bir enfeksiyon veya bağırsak semptomları olmadan, üveit, aşil tendinit (topuk ağrısı) ve diz şişliği olabilir. Bu kişinin hastalık özelliklerinin kombinasyonu spondiloartriti gösterir, ancak ankilozan spondilit, psoriatik artrit, reaktif artrit, jüvenil spondiloartrit veya enteropatik artrit kategorilerine tam olarak uymaz. Zamanla, USpA’lı bazı insanlar Ankilozan Spondilit gibi farklılaşabilir.

USpA’lı birçok kişiye yıllar boyunca, basitçe “endişeli ve depresyonda” oldukları veya yaygın kas ve yumuşak doku ağrısı ile ilişkili kronik bir hastalık olan fibromiyalji tanısı almaktadır. Fibromiyalji teşhisi hasta tarafından da benimsendikten sonra gidilen bir çok hekim de bu teşhis kesinmiş gibi hareket ederek sorgulamadan mevcut tedavilerine devam etmektedir.

Romatizmal hastalıklar her ne kadar farklı olsalar da hastaların şikayetlerinin kişiye özel olabileceği unutulmamalıdır. Hastalığın sonraki yıllarda farklı forma da ilerleyebileceği gözardı edilmemelidir.

Özetle; romatizmal hastalıklar hastanın parmak izi gibi kişiye özeldir. Hastalığın ismi aynı olabilir, şikayetler ve şiddeti farklı olabilir. Tüm unsurlar her hastada aynı şekilde ve şiddette ortaya çıkmayabilir. Teşhiste zorlandığımız durumlarda hastalara hemen ‘psikiyatrik hasta’ muamelesi yapılmamalıdır.

Romatizmal hastalar çok farklı bile olsalar, tedavide hastalığın kökenine inilerek ana problemler tespit edip düzeltildiğinde, hastanın omurga sistemindeki aksaklıklar giderildiğinde, beslenme alışkanlıklarındaki sorunlar çözülebildiğinde tedavi çok uzağımızda değildir.
Unutulmamalıdır ki; tedavi ümidini kaybetmek iyileşmedeki en büyük engeldir.

* Spondiloartrit (USpA), kalça kemiğini oluşturan sakrum ve iliak eklem yüzeyinde kronik travmalara bağlı oluşan iltihaplanma olarak tanımlanır.

Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: https://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Ağrı Tedavisinde Sirkadyen Ritim Beslenme Modeli

Tüm eklem ve sırt ağrılarının tedavisinde temel olarak sirkadyen ritim dikkate alınmalıdır. Sirkadyen ritim, vücudun güneş ışığına göre idare edilmesi sistemidir. Vücudun en aktif olduğu zaman dilimi güneşin doğuş saati, en pasif olduğu saat ise güneşin batış saatidir.
Sirkadyen ritmin idaresi iki hormon ile gerçekleşir; Melatonin – Kortizon. Bu iki hormonun dengesini bozan İnsülin hormonudur ve bu hormonun bu şekilde devreye girmesi ise beslenme tarzının bozulmasından kaynaklanır. Sirkadyen ritmi sağlamak ve tedavi sürecine yardımcı olmak için tüm beslenme süreci melatonin hormonu devreye girmeden gerçekleşmelidir, yani gün batımından önce.
Sirkadyen Ritim Beslenme Uygulaması İki Farklı Şekilde Yapılabilir :
• 10/14
10 Saat Yemek (Sabah 09:00 – 19:00)
14 Saat Açlık (Akşam 19:00 – 09:00)

• Haftada 1 gün 24 saat KURU ORUÇ
Akşam 20:00 başlangıç – Ertesi gün 20:00 bitiş

Sarı Kantaron – St John’s Wort – Quebec Ulusal Bayramı

Sarı Kantaron – St John’s Wort – Quebec Ulusal Bayramı
Kanada’nın Quebec Eyaletinde 24 haziran günü ”ST. JOHN GÜNÜ” olarak bilinir ve ulusal bayram olarak kutlanır, 1925 yılında Kanada’da ulusal bayram ilan edilmiştir. Dini bir bayram olarak Hz. Yahya Peygamber’le ilişkilendirilmiştir. Fransız halkı tarafından kutsal bir gün olarak kabul edilir. Quebec Eyaleti de çoğunlukla Fransızlardan oluşmaktadır.
Batı toplumlarında sarı kantaron bitkisi adını ve popülaritesini ST. JOHN GÜNÜ’den alır. Binlerce yıl önce, insanlar gerçek St. John’s Wort ya da sarı kantaronun iyileştirici gücünü biliyorlardı. Hem fiziksel, hem de ruhsal hastalıkları tedavi etmek için bir çok hastalıkta kullanıyorlardı. En uzun gün olarak bilinen 24 Haziran’da yaşlı çiftçiler sarı kantaronu toplar, kurutur ve yıl içerisinde kullanırlardı.
Dünyada sarı kantaron olarak bilinen birçok çeşit vardır. Türkiye’de yaygın olarak bilinen türü depresyon , anksiyete ve mide bağırsak şikayetleri üzerinde etkili iken St. John’s Wort olarak bilinen tür ise daha çok yara, romatizmal hastalıklar ve enfeksiyon hastalıklarında etkilidir.
St. John’s Wort, Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya’da yaygındır. Yol kenarında, çayırlarda ve kısmen ormanlarda bol miktarda görülmektedir. Haziran sonunda çiçeklerini açar, altın sarısı çiçekleri ile karakterizedir. Çiçekler parmakların arasına ezildiğinde kırmızımsı bir sıvı ortaya çıkar. Böylece gerçekten bir St. John’s Wort olup olmadığı test edilebilir.
Bitkide birçok etkili bileşen bulunmaktadır. Çiçekler bitkinin en etkili parçasıdır. Kullanım için genellikle sapları ve yaprakları birlikte kurutulur. % 2 – 4 oranında flavonoidler ve hiperforin gibi fitokimyasallar içerir. Antioksidan, antienflamatuvar ve antidepresan etkilidir. St. John’s Wort genellikle hafif depresyonda kullanılır. Ayrıca bitkiden esansiyel yağı da çıkarılarak yaralarda kullanılmaktadır.
St John’s Wort’un tedavi mekanizması bilim adamları için hala net değildir. John’s Wort, ruh hali dalgalanmaları ve hafif depresyonda etkili olduğu birçok bilimsel raporda açıkça ispatlanmıştır. Ancak, bitkinin etki mekanizması halen net değildir. Etkisini yaygın kanaate göre, mutluluk ve konsantrasyon hormonu olarak bilinen serotonin ve dopaminin sinaptik boşlukta daha uzun süre kalmasını sağlayarak gösterir. Ayrıca sağlıklı bir uyku ritmi sağlayan melatonin hormonunun dengeli ve düzenli salınımı üzerinde pozitif etkilerinin olduğu da bilinen bir gerçektir.
Nasıl Kullanmalıyız ?
Çeşitli kullanım alanlarında ve farklı şekillerde kullanılmaktadır. Oral ve yüzeyel kullanımı çoğunlukla tercih edilir. Özellikle kronik hastalıklar ve depresyonda etkinliğinin oluşabilmesi için 3 – 6 ay düzenli olarak kullanılmalıdır. Yüzeyel ve derin yaralarda ozonlanmış formları kullanılır.