Mutluluk Elimizde / Onu Keşfetmeyi Bilenler: ‘’Mavi Zone‘’

Mutluluk Elimizde / Onu Keşfetmeyi Bilenler: ‘’Mavi Zone‘’
İnsanların daha uzun ve daha sağlıklı yaşadıkları yerlerdir. Bu mavi bölgelerde insanlar 100 ve üzerine kadar yaşayabiliyorlar. Üstelik sadece uzun süre yaşamıyorlar; sakatlanmadan, hastalanmadan, sağlıklı bir şekilde bu bölgede yaşamayı başarabilmişler. Aynı çağı paylaştığımız bu insanlar bunu nasıl başarabilmiş acaba? Bu büyüleyici topluluklarda uzun ömür ve sağlıklı yaşamın sırrı nedir? Modern teknolojiye sahipler mi, çok miktarda takviye alıyorlar mı, koşu bandı üzerinde koşuyorlar mı, düzenli egzersiz yapıyorlar mı, çok özel diyet listelerine göre mi besleniyorlar, çok uzak diyarlardan özel gıdalar mı getiriyorlar, özel genleri mi var? Hayır, buradaki sırlar bambaşka:
Bu bölgeler ;
· İtalyan Adası, Sardunya
· Okinawa, Japonya
· Loma Linda, Kaliforniya
· Kosta Rika’nın izole Nicoya Yarımadası
· Ikaria, yalıtılmış bir Yunan adası
Yaşam Biçimimizde Değişim Şart !
Bu bölge insanları oldukça basit bir şekilde, sağlıklı bir diyetle besleniyorlar, doğal bir şekilde yetiştirdikleri ile besleniyorlar, gıdalarında sanayileşme yok, aile hayatına önem veriyorlar, hayata dair yaşları ne olursa olsun bir amaçları var, dini inanışlara değer veriyorlar ve düşük stresli bir yaşam tarzında yaşıyorlar. Uzun yaşamanın sırrı bu kadar basit mi? Evet, bu kadar basit.
Bu yaşam tarzını büyük şehirlerde elde etmek zor görünse de, ülkemizde kırsal kesimde sağlamak mümkündür. Büyük şehirde olsak bile sade yaşamı stressiz yaşamı yakalamak için çaba sarf edilmelidir. İnsanlar her zaman karmaşık tıbbın ve pahalı modern teknolojik tedavilerin uzun ve sağlıklı yaşamak için gerekli olduğunu düşünüyor. Uzun ve sağlıklı bir yaşam çoğunlukla bireyin elinde. Sağlıklı yaşam tarzını seçmek bizlere kalmıştır ve ne yazık ki çoğumuz bu yaşam tarzını yaşamamayı seçiyoruz. Kırsal kesimde yaşayanlar çoğunlukla büyük şehirlerin stresli hayatına özeniyorlar. Yaşam biçimi tercihimiz geleceğimizi ve neslimizi de etkiliyor.
Vücudumuzu Kirletiyoruz!
Öncelikle, sağlıklı bir diyetle ne kastediyoruz? Mavi bölge araştırmasıyla kastedilen sağlıklı bir diyet, sebzeler, meyveler, balıklar ve fındık ceviz gibi işlenmemiş kuru yemişleri çokça tüketme ve kırmızı et, her türlü şeker, katı yağları ve modern uygarlığın toksik işlenmiş gıdalarından uzak kalarak beslenmeyi kast ediyoruz.
Bu bölgelerde yapılan araştırmalarda fermente ürünleri çokça tükettikleri, bitkisel çaylardan ve keçi sütünden faydalandıkları görülmüştür. En önemlisi, genellikle iyi şeyler (meyve, sebze, balık) yemenin ve zararlı gıdaları (ticari amaçlı üretilen et, yağ, şeker) kesmenin üst düzeyde etkisi ile hareket etmektedirler.
Vücudumuz canlı bir biyolojik makinedir. Doymuş yağ ve inflamasyonu tetikleyen şekerli gıdalar ve kimyasal olarak tahrip edici diyetlerle doldurduğumuz vücudumuzun acı çekmesi şaşırtıcı olabilir mı? Literatürler, kalp hastalıkları, diyabet ve obeziteyi yalnızca diyet ile neredeyse % 100 kontrol edebileceğimizi göstermiştir. Binlerce denemede ve bilimsel çalışmada, kanser ve Alzheimer dahil olmak üzere birçok önemli hastalığın insidansının sağlıklı bir diyetle ciddi şekilde sınırlandırılabileceği belgelenmiştir. Komşumuz Ikaria adasındaki insanlarda Amerikalılara göre %50 kalp hastalığı % 20 kanser vakaları daha az görülüyor.
Harekete Geçmeliyiz !
Düzenli egzersiz, tüm mavi bölgelere göre bizim anladığımızdan farklı bir şey. Kosta Rika’nın Nicoya yarımadasında koşu bandı ve fitness merkezleri yok. Yapay olarak egzersiz programlarını hayatlarına dahil etmemişler. Halihazırda egzersizi günlük yaşamlarına dahil etmişler. Günlük hayatlarında dağlara tırmanıyor, tepelerin içinden geçiyor, toprağı işleyerek ürün elde ediyor aktivitelerini günlük hayatın içinde yaşıyorlar. Yıllar önce atalarımızın yaptığı gibi ekmeklerini taştan çıkararak daha zinde ve daha sağlıklı oluyorlar. Gün boyu düşük yoğunluklu bile olsa sürekli hareketli olmak kan dolaşımını arttırır fazla kalorileri yakar, kaslarımızı daha güçlü kılar, vücudumuz daha sert ve sağlıklı olur. Günlük rutin formda sürekli olarak hareketli olmak organizmayı zinde tutar, hastalıklarla daha rahat savaşır. Toksinleri ve atıkları parçalamak yok etmek daha kolay hale gelir.
Avrupa, Amerika ve ülkemizde nadir gördüğümüz 90 yaşındaki bireyler, genellikle zayıf ve güçsüzdürler, tekerlekli sandalyelere mahkum ve sayısız ilaçlarla desteklenirler. Mavi bölgelerdeki 90’lık dedelerin bilek güreşi yaptığına kendi işlerini rahatlıkla yapabildiklerine şahit olabilirsiniz. 90 ve hatta 100 yaşına ulaşan bireyler genellikle aktif, normal, ilaçsız, çoğunlukla sağlıklı yaşamları sonuna kadar yaşayabilirler. Bu inanılası güç durum hepimize ilham vermeli ve uzun ve sağlıklı yaşamak için gayretimiz artmalıdır.
Şayet R3bütün gün etrafta oturarak vücudunuzun düşük verimli, düşük enerjili, düşük etkili bir karkas haline gelmesine izin verirsek kemikleriniz zayıflar, kaslarımız katılaşır, toksinler ve atık birikir. Ya vücudumuzu kullanacağız, ya da kaybedeceğiz !
Stresli Hayatın Getirdikleri – Götürdükleri ?
Düşük stresli ve mutluluk dolu bir hayat. Teoride çoğumuz bunu istiyoruz, ancak gerçekte çok azımız bunu başarıyoruz. Mavi bölgelerde uzun ve sağlıklı yaşamak, düşük stresli, güçlü aile bağlarıyla zenginleştirilmiş mutlu yaşam, bir amaç duygusu ve saygın maneviyat dozu ve uyku (günlük 5-6 saat) disiplini ile mümkün olabilmektedir. Sağlıklı beslenmenin ve egzersiz yapmanın basitliğinden farklı olarak, sağlıklı bir yaşam tarzının bu üçüncü ayağını tam olarak tanımlamak zordur.
Stresi nasıl ölçeriz? Mutluluğu nasıl ölçeriz? Kişinin dindarlığını, iç dünyasındaki sükuneti nasıl ölçeriz? Her ne kadar bu durumları tanımlamak zor olsa da, ortak bir noktada hepimizin konuyu kavrayabilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Genel olarak yaşamdaki yerimizden memnunsak, uzun ömür ve sağlığı teşvik edecek şekilde davranırız. Değilsek veya kabullenmemişsek stres hormonları artmaya başlar. Bilimsel çalışmalarla, stresin ciddi zararlı etkileri olduğu kanıtlanmıştır. Vücudumuzdaki strese cevap olarak üretilen kortizol, vücuda özellikle zararlıdır. Sürekli stres, öfke ve kızgınlık dolu bir hayat yaşayanlar, bedenlerinde sürekli akan yüksek seviyede kortizollere maruz kalırlar. Bunun uzun vadeli etkileri çarpıcıdır, kan basıncını arttırır tüm dokularda kolay hasarlanmaya neden olur, kemiklerde kırılganlığı kolaylaştırır ve özellikle koroner arter hastalığına yatkın hale getirir. Yara iyileşmesinde gecikme de kortizolun gözden kaçan etkilerindendir. Uzun vadeli stres diyabet ve obeziteye yol açtığı da bilinen bir gerçektir. İltihabi durumlar, geçmeyen basit enfeksiyonlar ve romatizmal hastalıklar da görülebilir. Özetle; stresli bir yaşam vücudunuzda ateş yakmakla özdeş denilebilir. Ateşin yakarak yok ettiği gibi streste bizi yakar ve yok eder. Ne kadar az stres, o kadar sağlıklı ve uzun ömür.
Sadece Yaşam Tarzı mı?
Uzun ömürlü ve sağlıklı olmanın sırrının yaşam tarzından başka bir şey olmaması gerçekten bu kadar basit mi? Sihirli hap gerekmez mi? Gelişmiş bir makineye gerek yok mu?
Cevap: Evet!
Uzun ve sağlıklı yaşamak gizemli değildir. Bunu anlamak zor değil. Bu bir seçimdir ve ne yazık ki çoğu insanın tercihi yanlış. Seçimlerimiz para merkezli olduğundan büyükşehir yaşamını tercih ediyoruz. Ülkemizde mavi bölge yaşam tarzı ile yaşayan Ege’de, Akdeniz’de ve Karadeniz’in yayalarında birçok vatandaşımız var, bunları biliyoruz, tercihlerini doğru yapmışlar. Orantısal olarak Türkiye nüfusunun %1-5’i olabilir. Bu oran çok az, tarım ve hayvancılık memleketi olan ülkemizde kırsal kesim nüfusunun daha fazla olması gerekirdi. Büyükşehir hayatı zevk vermiyor ve sizi yoruyor ise hala geç kalmış sayılmazsınız. Tercih elinizde, imkan varsan hemen doğal yaşam tarzına dönüşmemiz kaliteli yaşam için şart, başlamak için asla geç değildir. Bazı çalışmalar, uzun ömür ve sağlıktaki çarpıcı gelişmelerin kötü bir yaşam tarzını düzelttikten kısa bir süre sonra geri dönebileceğini göstermektedir.
Uzun ve sağlıklı yaşamak, beden ve zihin için sürekli, günlük pozitif zenginleştirme yaşam tarzı gerektirir. Çoğumuz için bu zor görünebilir, hatta imkansız da olabilir. Zararın neresinden dönersek kardır misali hayatımızda, yapabiliyorsak köklü, yapamıyorsak küçük dokunuşlarla değişime başlayalım. İlk hareket her zaman zordur. Ben insanlardaki değişime karşı dirençlerinin kaynağının tercihlerimizden kaynaklandığını düşünüyorum. Mesela, güzel bir yemek için gece bile olsa üşenmeden harekete geçebiliyoruz. Para kazanma odaklı bir görüşme günün hangi saatinde olursa olsun hemen odaklanabiliyoruz. Ancak konu hareket bedensel aktivite olunca hemen yorgun oluyor ve başımızın ağrısını bahane ediyor iş stresinden bahsediyoruz. Hayata dair önceliğimiz sağlığımız değil çünkü. Genel kabulümüz hele bir para kazanalım, genciz, para makam mevki için çabalayalım sonra spor yapar, sonra sağlık için uğraşırız. Ancak unutmayalım ki; sağlık için spor da aynen öğrenme gibi erken yaşta yapılırsa ve sürekli olarak yapılırsa anlamlıdır. 50 yıl sonra öğrenmenin etkileri göreceli olarak daha az olduğu gibi sporun etkisi de o nispettedir.
Spor dışında tecihimiz sağlıklı yemekler olmalı. Önümüze gelen her şeyi yememeye dikkat etmeliyiz. Egzersizi günlük hayatımızın bir angaryası yerine anlamlı bir parçası haline getirmenin yollarını bulmalıyız. Kaliteli uykudan fedakarlık yapmamalı, onu her daim aramalıyız. Erken yatıp erken kalkmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Bedensel yorgunluk sonrası uyku hep kaliteli olmuştur. En azından hafta sonraları toprak ile uğraşmanın yolu bulunmalı ve bu yolla hafta içi biriken stres atılmalıdır.
Özetle;
Bedenimizi her zaman hareketli kılmalı
Gün içerisinde daha az oturmalı ve hareket etmek için bahane üretilmeli
Bol su içmeli sigara ve alkolden mümkün olduğunca uzak durmalı
Çay ve kahve olabildiğince az tüketilmeli
Hazır içeceklerin her türlüsünden uzak durmalı
Kırsal kesimde yaşam imkanı varsa tercihimizi bu yönde kullanmalı
Elektronik cihazlardan mümkün olduğu kadar uzak durmalı
Sosyal medya hesaplarında uzak durmalı, toprak ve sevdiklerimizle daha çok vakit geçirilmeli.
Mutlu olabilmek için mümkünse her gün değilse haftada bir gün duygu-düşüncelerimizi dost ve arkadaşlarımız ile haftada bir kez paylaşalım.
Çekirdek ailemize vakit ayırmalı onlarla daha fazla vakit geçirmeli
Aile hayatı emek ister, ev otel olmaktan çıkarılmalı
Para değil, makam değil, sağlık önceliğimiz olmalı
Spor yapmalı, hareket etmeli ve bunları sürekli ötelemekten vazgeçmeli
Spor merkezleri koşu bantları yürüyüş parkurları olmadan da hareket mümkün
Sporu hayatımızın içine merkezine almalı ve ekmek gibi su gibi ihtiyacımız olmalı
Mutlu ve Sağlıklı Olmak Elinizde …
Sağlıcakla Kalın …
www.drceyhunnuri.com