+90 (312) 472 17 69

BAŞ AĞRISI VE MİGREN

MİGREN

DR.CEYHUN NURİ’NİN MİGREN HASTALIĞINA YAKLAŞIMI :

MİGREN TAMAMEN İYİLEŞECEKTİR!!!

TANIM

Migren ataklarla seyir gösteren, başın yarısını tutan çoğunlukla bir göz çevresinde yoğunlaşan zonklayıcı tarzda baş ağrısı ile karakterize bir hastalıktır. Baş ağrısına ek olarak mide bulantısı, kusma, ışıktan, kokudan ve sesten rahatsız olma gibi ek şikâyetlere de sık rastlanmaktadır.

Ülke ve fert hayatında çok önemli kayıpların yaşanmasına neden olan bir durumdur. Baş ağrısı olan bir insan da %90 yüksek oranlarda iş verimliliği düşer. Bu durum ülke ekonomisi açısından çok önemli iş kaybı nedenidir. Bir ay içerisinde 2-3 kez migren atağı geçiren insanın bir yıl içerisinde 30-45 gün verimsiz ve konforsuz hayat yaşaması demektir.

EPİDEMYOLOJİ

Belki de baş ağrısı çekmemiş insan yoktur. Herkes farklı seviyede bu rahatsız edici duyguyu tatmıştır. Toplumda migren vakalarının görülme sıklığı yaklaşık yüzde ikidir. Kadınlarda (%25) görülme sıklığı erkeklerden (%8) üç kat fazladır. Topluma baktığımızda her dört kadından biri, her 12 erkekten biri migren hastasıdır. Bu oranların altında hormon seviyelerinde ki farklar yatıyor.

Baş ağrıların %75’ni küme tipi baş ağrıları(%45) ve migren(%30) oluşturmaktadır.

Ebeveynlerin her hangi birisinde migren şikâyetinin olması bir sonra ki kuşakta görülme olasılığını %40’a çıkarırken, anne ve babanın her ikisinde de migren şikâyetlerinin bulunması bir sonra ki kuşakta olasılığı %75’lere çıkarabilmektedir.

Şikâyetlerin başlama yaşı genellikle kırk yaş altı yani hayatın en dinamik yaşandığı yıllara denk gelmektedir. Elli yaş ve menopoz sonrası migren ataklarının başlama olasılığı çok düşüktür.   

ETYOLOJİ / RİSK FAKTÖRLERİ 

Migren baş ağrısını tetikleyebilen durumlar: 

Tek bir etken yoktur. Zaten vücudumuz o kadar mükemmel yaratılmıştır ki tek bir etken çoğunlukla şikâyetin oluşması için yeterli değildir.

1.Uzun süre aç kalınması. Bu durum beraberinde kan şeker seviyesinin düşmesini de getirir.

2.Yoğun veya ağır egzersiz

3.Zihin ve bilinçaltının sürekli veya yoğun strese maruziyeti. İş yükü ağırlığının artması. Üzücü olaya maruziyet. Zihin ve bilinçaltı kirliliği nedeni ile diş sıkmaların olması. Psikolojik mobing, psikolojik travmalar, depresyon, endişe, aşırı heyecan.

4.Bazı gıdalar migreni tetikleyebilir. Mizaca zıt besinlerle beslenmek. Eski peynir türleri, Alkollü içecekler( özellikle maya ağırlıklı bira, şarap gibi vs.), bazı kuruyemişler, sakatat veya bir kısım şarküteri ürünleri, narenciye, kafeinli içecekler, çay, kahve gibi vs.

5.Uyku düzenin bozulması. Melatonin hormonunun en yüksek oluğu saatlerde ki ( 22:00-03:00) uyku aralığının kaçırılması. Çok geç saatlerde uyumak. Fizyolojimiz üzerine olumsuz tesir eden uyku saatlerinde uyumak( 05:00-07:00; 16:00-18:00 ). Çok az veya çok uyumak. Çalışma veya öğrencilik gibi gece gündüz uyku saatlerinin ve uyku ritminin bozulması gibi.

6.Dış etkenler

Sürekli seyahat (en ağır hali de kıtalar arası seyahattir). Yağmurlu ve bulutlu havalar. Rüzgâra maruziyet. Sürekli aşırı ışıklı yerde bulunmak vs. Ağrı şikâyetleri sesli ve gürültülü ortamda artarken, uyumak veya karanlık ortamda dinlenmekle azalıyor.

7.Bozucu ocak ve alanlar

Diş dibinde enfeksiyonun varlığı, amalgam dolgu, birden fazla imlant diş, vücutta skar/ ameliyat/yara izi. Sık enfeksiyon odakları(tonsillit). Çürük diş, yanlış protez, tamamlanmamış kanal tedavisi. Çene eklemi problemine bağlı temporamandibuler eklem patolojisi, ameliyatlar vs. Bu ve benzeri durumlar hücre erken depolarizasyonunu tetikleyerek vücutta parazit sinyallerin yayılmasına neden olabilir. Netice de migren ve birçok diğer hastalıklar tetiklenebilir.

8.Metabolik ve hormonal alt yapıda ki değişiklikler

Menopoz şikâyetlerine karşı kullanılan ilaçlar, gebelik, menstruasyon dönemlerinde (Adet), oral kontraseptifler (Doğum kontrol ilaçları), cinsel ilişki için kullanılan ilaçlar (geciktirici gibi), tüylenme için kullanılan hormon ilaçları vs.

9.Hassas kişilik ( Olaylar ve çevresel etkenlerden kolay etkilenebilen )

Böyle bir yapıya sahip kişilerin otonom sinir sistemi tetikleyici unsurlardan daha kolay etkilenebilmektedir ve sonuçta migren atağı başlamaktadır.

10.Kas iskelet problemleri: Boyun fıtığı, boyun kireçlenmesi ( servikal artroz), postür bozukluğu, fibromyalji, diğer yapısal bozukluklar vs.

PATOFİZYOLOJİ

Klasik Yaklaşım 

Kesin sebebi belli değil. Düşünülen odur ki beyin damarlarında ortaya çıkan önce daralma (vazokostriksiyon) sonra genişlemeler (vazodilatasyon) ve bu duruma ek olarak beyin sinir iletiminde aktif rol alan bir kısım kimyasalların (serotonin, endorfin vs.) azalması ağrıyı tetiklediğidir. 

Dr.Ceyhun NURİ’nin oluşum mekanizmasına bakış açısı:

Bizim en büyük yanılgımız bedenimizin bize sinyal olarak gönderdiği belirtileri biz hastalık zannederek onları bastırmaya çalışmamızdır. Buna en bariz örnek olarak ağrıyı verebiliriz. Eğer ağrı duygusu ile rahatsız olarak uyarıldıysak bu bizi şu soruyu yöneltmelidir. NEDEN BU AĞRI OLDU? Oysa biz hiç bir araştırmaya girmeden hemen ağrı kesicilerle ağrıyı bastırma yolunu tercih ediyoruz. Ve belki de bu davranışımızla bütün hayatımızı etkileyecek hatalara kapı açıyoruz. Bel ağrısını bastırarak fıtığın büyümesine neden oluyoruz, eklemlerde ki ağrıyı bastırarak eklemin tamamen kaybedilmesini hızlandırıyoruz. Migren de böyle klinik vakadır.

Migren sadece baş ağrısından ibaret bir hastalık değildir. Beraberinde bulantı kusma, bağırsak düzenin bozulması, ruhi bozukluğun eşlik ettiği birçok sistemin etkilenmesi ile gelişen klinik tablodur. Baş ağrısı bu geniş tablonun öne çıkan rahatsız edici bir parçasıdır.

Bu rahatsız edici geniş klinik tablonun oluşmasında etkin mekanizmalardan bazılarına göz atalım:

1.Susuzluk baş ağrısını tetikleyen en önemli mekanizmaların başında geliyor.

Baş ağrısı olan insanları dikkatle gözlemler iseniz göreceksiniz ki yeteri kadar su tüketmeyen insanlardır. Yeterli su tükettiğini iddia etseler de bu sefer hücre dengesinin sağlanmasında suyun kabulü ve osmoz dengesinin sağlanması için gerekli gerçek ( rafine edilmemiş ) tuz ile bağlarını kopardıklarını ve tüketmediklerini göreceksiniz.

Suyun yetersiz tüketimi, suyun vücuttan atılımını artıran eylemlerin (ateş, idrar atılımını artıran diüretik ilaçlar, bir kısım tansiyon ilaçları, alkol vs.) çoğalması ile birlikte vücutta kuruma ( dehidratasyon ) başlar. Vücudumuz da su regülasyonunda görevli maddelerden biriside HİSTAMİNdir. Bedenimiz de her şey hayatta kalmak üzere ayarlanmış. Eğer su girişi azalır ise, vücutta kriz yönetim durumu oluşturulur ve bu değeri artmış sıvı hayati organlara (beyin, kalp, akciğer, böbrek) gönderilir. Bir kısım hayati olmayan organlarımız bu azalmış sudan mahrum kalır (örn. Saçlarımız, kollar, bacaklar, bağırsak vs.). İşte histamin artışı bu durumu ayarlar. Siz su içmediğiniz için histamin salgısı artıyor. Histamin beyne giden damarların gevşemesini ve kafaya daha fazla su gitmesini hedeflerken ağrıyı da tetiklemiş oluyor. Alkol tüketiminde aynı durum söz konusu (histamin artışı ile birlikte yüzde kızarıklık, başta ağrı vs. ). 

Su atılımını artıran negatif sulardan uzak durulmalı: Alkol, kafeinli içecekler, hazır meyve suları, siyah çay, kahve gibi vs.)

2.Vücut asit baz dengesinin bozulması

Vücut Ph dengemiz 7,35-7,45 arasında olmalıdır. Yani vücudumuz hafif alkalidir. 1-7 arası asit, 7-14 arası alkalidir. (Bunu basit bir şekilde turnusol kâğıdı ile tükürükten ölçebilirsiniz)

Başlıca su tüketiminin azalması vücudu asitleştir.

Özellikle mizaca ters gıdaların, unlu, tahıllı, kavrulmuş çerezler, işlenmiş gıdalar, şekerli ve aşırı proteinli gıdaların alınması veya et, tahılların işlenmesi esnasında kalsiyum, potasyum, magnezyum gibi alkali yapıcı maddelerin kaybedilmesi, vücut Ph dengesini hızla aside doğru kaydırır. Bedenimizde asit-baz dengesinin ayarlanmasında en önemli görev üstlenicilerin başında böbreklerimiz geliyor. İşte asitten zengin beslenme tarzı, su tüketiminin azalması böbrek asit yükünü artırma yönünde etki eder.

Stres, üzüntü, ruh çöküntüsü de vücut Ph dengesini asit yönüne kaydırıyor.

Dokuların temelde de hücrenin asitleşmesi enflamasyonu ( iltihap ) artırır. Bu durum hızla HİSTAMİN artışına neden olur, yukarda ki klinik tekrarlar ve BAŞAĞRISI başlar.

Böbrek asit yükünü azaltmak için alkali su, meyve, sebzeden zengin beslenmemiz gerekir. Geleneksel et işleme usullerine geri dönülmelidir ( ev kavurma, pastırma ve sucukları). Fermente ev yoğurdu, kefiri, kaymağı gibi gıdaların asit yükü daha düşüktür.

Ama en önemlisi su ve gerçek tuz tüketimi ihmal edilmemelidir.

3.Alerji ve besin intoleransı MİGREN ataklarını artırıyor

Eğer sizin hazım sisteminiz bir gıdayı özümseyemiyor, sindiremiyor ise ve bu besinleri siz sürekli tüketiyor iseniz vücudumuz bunları yabancı madde gibi algılayacak. Bağışıklık sisteminin sürekli tepki göstermesi enflamasyonu (iltihap) artırır. Enflamasyonun artması HİSTAMİN seviyesini artırır ve yine BAŞ AĞRISI gelir.

Gıda uyumsuzluğu (Besin intoleransı) yaşayan insanlarda beyinden serotonin dolayısıyla melatonin salınımı düşer. Ve eğer siz bu yanlış beslenmeye devam ederseniz baş ağrılarınız artacaktır.

Ağız yolu ile beslenme alerjen girişinin en önemli kapısıdır. Özellikle alerjen olduğu bilinen bir kısım gıdalarla yapılan bir çalışmada buğday, portakal, yumurta, çay, dana eti, mısır, mantar, bezelye, kahve, çikolata verilen insanlarda baş ağrısı ataklarında artış gözlemlenmiş (20 yıllık yani kronik migren olduğu bilinen 60 hasta üzerinde yapılmış bir çalışma). Aynı hastaların diyetinden bu gıdalar çıkarılıp onun yerine bol su, sebze, meyve, hafif kuzu eti gibi gıdalarla beslenmesi sağlanınca 6-7 gün içerisinde nerede ise hiç birinde (%85) baş ağrısı atağı olmamış. 

Migreni en çok tetikleyen gıdalar: işlenmiş et ürünlerin de ki nitratlar, tiramin içeriği yüksek olan soya sosu ve peynir, feniletilaminden zengin çikolata, alkol, kırmızı şarap, kafein içerikli içecekler, sirke vs.

4.İnsülin direnci ve Migren atağı

Erişkin toplumun %50 den fazlasında insülin direnci, metabolik sendrom vardır. Bu insanları dikkatle takibe aldığınızda görülüyor ki neredeyse hepsinde sık acıkmalar, reaktif hipoglisemi ( tepkisel kan şeker düşüklüğü ). Kan şekerinin düşmesi ( hipoglisemi ) huzursuzluk, algının bozulması, yoğunluk, sersemlik, çarpıntı, titreme, soğuk terleme ve BAŞ AĞRISI vardır. Yani kısacası “Açken sen-sen değilsindir”.

Yapılan bir çalışmada 73 migrenli hastaya şeker yükleme testi yapılmış 56 hastada reaktif hipoglisemi saptanmış ( %76). Bu hastalara glisemik indeksi düşük (kana şeker geçişi yavaş zor olan) , karbonhidrattan fakir diyet verilmiş ve 55 hastada migren nöbetleri hızla azalmış ( %75). 

5.Seratonin ve Melatonin seviyesinin düşmesi

Suyun azalması, iltihabın ve histaminin artması, asit yükünün artması, alerjen ve besin intoleransının artması netice de metabolizma ve otonom sinir sisteminin disfonksiyonunu da beraberinde getirir.

Migren atağının temelinde vücut işleyişinde etkin olan otonom sinir sisteminin çalışmasında ki düzensizlikler ( disfonksiyon ) yatıyor: Damarlarda daralma / genişleme oluyor

a. Damarların duvarında ki kasılma ( vazokonstriksiyon ) sonucu aura döneminde ki bulgular ortay çıkarken ( özellikle de beyin sapında ve görme merkezinin bulunduğu oksipital bölgede ki sinirlerden zengin damarlarda daralmanın olması).

Beyin kan dolaşımı azalınca trombositlerde ( kan pulcukları ) kümelenmeler başlar. Bu durum trombosit içerisinde bulunan serotoninin serbest kalmasına neden olur. Serotonin ise damarların büzüşmesi ( vazokonstriksiyon ) yönünde etki eder.

Damarlarda ki genişlemeye ( vazodilatasyon ) bağlı ise baş ağrısı şikâyeti başlamaktadır. Ağrının başlaması ile birlikte seratonin ve ondan oluşan melatonin seviyesi gerilemeye başlar bu durumda damarların genişlemesine neden olur. Damarların duvar geçirgenliği artmaya başlıyor ve damar içerisinde ki sıvı damar dışına çıkıyor. Bu sıvı çıkışı nöron (sinir) uçlarını tahriş edince, ağrı algılayıcıları (reseptör) uyarılıyor. Hasta bu durumu göz arkasında, şakaklarda, kafa arkasında ağrı olarak hisseder.

Seratonin vücut düzeyleri gündüz yüksek iken, seratoninden oluşan melatonin seviyeleri ise daha çok akşam saatlerinin başlaması ile yükselmeye başlar. Yani en yüksek seviyesine saat 22:00 ile 03:00 arasında ulaşır. Migren atağında hastaların ışıktan kaçması ve karanlık ortamda şikâyetlerinin azalması Melatonin seviyesi ile direk ilişkili bir durumdur. Tekrar hatırlatalım migren hastalarında Melatonin seviyesi düşüktür.

b. Baş ağrısı dışında ki şikâyetlerinin gelişimi

Migren atakları ile birlikte sempatik sinir sistemi uyarılıyor

Otonom sinir sisteminin bağırsak sistemi üzerinde ki etkisinin bozulması neticesinde bağırsak peristaltizmi ( hareketi ) yavaşlar veya hızlanır. Migren ataklarına bulantı ve kusmanın eşlik etmesinin nedeni bu sempatik sinir sisteminin aktivasyonudur. Bağırsak düzensizliği nedeni ile migren tedavisinde ağızdan alınan ilaçlar mideden bağırsaklara oradan da dolaşıma geçemezler, neticede tedavi cevapsız kalır.

Aslında tüm fizyoloji etkilenir. (Nabız, kan basıncı, terleme, solunum ). Yani atak döneminde solunum / dolaşım / sindirim / metabolizma düzen ve ritmini kaybeder. Örneğin atak esnasında sempatik sinir sisteminin aktivasyonu nedeni ile damarlar büzüşür (vazokostriksiyon), ellere ve ayaklara daha az kan gider (eller ayaklar buz kesilir), cilt rengi solar vs.

6.Hormonal sistemin Migren ataklarına etkisi

Topluma baktığımızda her dört kadından biri, her 12 erkekten biri migren hastasıdır. Bu oranların altında hormon seviyelerinde ki farklar yatıyor. 

Östrojen hormonun azalması migren ataklarını artırıyor (örn. Adet kanamaları, menopoz vs.). Oral kontraseptif ( doğum kontrol hapı ) alımı esnasında verilen aralarda ilaç alınmayınca yani aniden östrojen kesilince serotonin seviyesi de düşer. Bu durum baş ağrısının tetiklenmesine neden olur.

Hamileliğin ortalarında ( 3-9 aylar arası ) östrojenin artması ile birlikte baş ağrısı şikâyetlerinde ciddi düşüş olur.

7.Vücutta bazı elementlerin azalması ( Magnezyum).

Yapılan çalışmalarda atak esnasında kan magnezyum seviye ölçümlerinin % 25 düşük olduğu gözlemlenmiştir. Eğer hücre içinde magnezyum seviyesi düşük, bununla birlikte kalsiyum seviyesi yüksek olursa hücrenin elektrik stabilitesi bozulur ve hücre polaritesi değişir. Bu durum sinir hücrelerinin aşırı uyarılgan hale gelmesini ve serotonin, melatonine cevabın bozulmasına neden olur. Sonuçta BAŞ AĞRISI başlar.

Adet kanaması, gebelik, alkol tüketimi, hipertansiyon tedavisin de kullanılan bazı idrar söktürücüler magnezyum seviyesini azaltan dolayısıyla migreni tetikleyen durumlardır.

Yapılan bir çalışmada üç bin migrenli hastaya günde 200mg magnezyum preparatı verilmiş. %85 başarı ile migren ataklarında azalma gözlemlenmiştir.   

Ayrıca migrenin akut tedavisinde de damar yolu ile magnezyum uygulaması şikâyetlerin hızla kontrol altına alınmasına yardım ediyor.

Magnezyum, ayrıca serotonin fonksiyonlarını düzelterek, hücre içi kalsiyum magnezyum oranını azaltarak ve vücut ph dengesinin alkali yöne kaymasına yardımcı olarak da migren ataklarının gerilemesine olumlu yönde tesir eder.

Not: Kan magnezyum seviyesi dokularda ki seviyeleri yansıtmıyor. Kan laboratuvar testlerimiz normal gelse bile dokularda ki magnezyum seviyeleri düşük olabilir. Daha sağlıklı sonuç elde edebilmek için lökositlerde ki düzeylerine bakmak gerekir.

KLİNİK

Migren Belirtileri

En öne çıkan şikâyetler: Baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma, hassasiyetin artması ( ışık, ses, kokuya karşı ).

Baş ağrısı Nörolojik Belirtiler Ruhsal Belirtiler Genel Belirtiler
-Zonklayıcı, şiddetli

-Tek ve çift taraflı

-Ense kökünden, şakak veya göz çevresinden başlar

-2-6 saat sürer

-Atak 72 saate kadar uzayabilir

 

-Geçici görme kaybı -Göz önünde siyah veya ışıklı noktaların uçuşması

-Çift görme

-Baş dönmesi (Vertigo)

-Kulak çınlaması

-Sersemlik, Durgunluk

-Konuşmada zorluk (Cümle kurarken zorlanma, konuşurken takılma )

-Vücutta karıncalanma

-Güçsüzlük

-Gerginlik

-Huzursuzluk

-Anksiyete

-Mutsuzluk

-Ani öfke çıkışları

 

-Bulantı / Kusma

-Halsizlik

-Kan basıncında ve nabızda iniş çıkışlar

-İshal / Kabızlık

-Ses/ Işık/Kokuya karşı duyarlılıkta artış

 

Çocuklarda gastrointestinal (sindirim) sistemine ait belirtiler ön plana çıkar: Mide bulantısı, kusma, karında kramp ağrı vs.

MİGRENİN EVRELERİ ( BEŞ EVRESİ )

1.Migren öncesinde ortaya çıkan belirtiler

Yorgunluk, bitkinlik hissinin başlaması, huzursuzluk, dikkati toparlayamama, üzüntü halinin oluşması, ışık, ses ve kokudan rahatsız olmaya başlanması, kaslarda ağrı kramp, susuzluk hissi ve sık idrara çıkma dürtüsü, bulantı, bir kısım yiyeceklere karşı aşırı istek oluşması.

2.Aura Evresi ( Migrenin habercisi, Migren Şafağı )

Baş ağrısından yaklaşık 20-25 dk önce ortaya çıkan belirtilerdir.

Göz önünde siyah veya ışıklı noktaların görülmesi, ışık çakması, ışık çevresinde renkli halkaların görülmesi, göz içinde elektrik çarpmasına benzer şikâyetlerin oluşması, gözlerde kararma, tek taraflı görme kaybı, kör nokta ( Hastalar ağrıdan önce kısmen görme kaybı yaşadıklarını ve ağrının başlaması ile birlikte görmelerinin düzeldiğini tarif ederler ). Vücutta uyuşma. Konuşmada geçici zorluk. Ekstremitelerde ( kol, bacak ) karıncalanma, uyuşma hissi. Geçici felç benzeri halin oluşması gibi nörolojik şikâyetlerle karakterize bir dönemdir. Bu dönem migrenli hastaların çok az bir kısmında görülmektedir (%10-15).

3.Gerçek Baş Ağrısı Evresi

Bu dönem 72 saate kadar sürebilmektedir ( Yani 3 gün ).

Tek veya çift taraflı zonklar tarzda. Ağrı sadece göz çevresinde olabileceği gibi, iki kaş arası, ense ve yaygın olarak tüm baş bölgesinde olabilir. Hareketle birlikte ağrı şiddetinde artış olur ( Bu nedenle migren hastaları hareketten kaçınırlar ve uzanıp istirahat etmeye meyillidirler ).

Hastalar bu dönemi şöyle anlatırlar: Kafam çatlayacak gibi oluyor. Saçlarımı yolasım geliyor.  Gözüm yerinden çıkacak gibi ağrıyor. Midem bulanıyor, kusacak gibiyim. Huzursuzum, üşüyorum gibi ifadelerle anlatır.

4.Baş ağrısının gerilemesi ile şikâyetlerin azalmaya başladığı evre

Baş ağrısı şiddetini kaybetmeye başlar. Baş saçlı deri bölgesinde hassasiyet hisseder.

Bu dönemde uyumak rahatlamayı sağlamada yardımcı olur. 

5.Atak döneminin geçmesi

Hasta sadece yorgunluk hisseder ve uyuma isteği ağır basmaktadır. Dikkat tamamen dağılmıştır. Uyuduktan sonra tamamen dinlenmiş olarak kalkar.

Migren Sınıflaması

Migren Aura döneminin varlığına göre iki farklı sınıflamada değerlendirilmektedir:

1.Basit Migren 2.Klasik Migren 

Basit Migren(Adi Migren): Migren vakalarının çoğunluğu bu türdendir(%75). Kusma nadir. Aura dönemi yoktur. Yarım baş ağrısı şeklinde gelen ataklar mevcut. Bayanlarda en sık görülen formu budur.

Klasik Migren(Auralı Migren): Migrenli vakaların çok az bir kısmını oluşturuyor (%10). Bulantı ve kusma sıktır. Aura dönemi vardır. Genellikle tek taraflı baş ağrısı mevcut. Ergenlik döneminde en sık görülen formdır. Ataklar 2-4 saat kadar devam eder. Görme alanında göremediği boş alanlar oluşur.

Status Migrenozus: Ataklar 72 saatten daha fazla sürebilir. Genellikle bu durumu boyun, sırt ve omuz çevresinde ki kasların kasılması tetikler.

En sık rastlanan türü Basit Migren şeklidir. Ama en farklı olanı ise Auralı Migren türüdür.

Migren ataklarının sıklığı ve süresi

Ağrı atakları kişiden kişiye ve tetikleyici unsurun süresi, şiddetine göre değişmektedir. Bu durum bazen ayda 1-2 atak şeklinde olabileceği gibi, hafta da bir atak şeklinde de olabilir. Atak 2-4 saat sürebileceği gibi iki-üç gün süre ile ara vermeden de devam edebilir. 

AYRICI TANI

Migren ile karışabilecek diğer baş ağrısı şikâyeti ile seyreden hastalıklar

  • Diğer baş ağrılarında kadın erkek arasında ki görülme sıklığında farklılık görülmezken, migrenli hastaların her 3-4 kişiden biri kadındır.
  • Sinüzit, diş ağrısı, görme bozukluğu, kulak ağrısı, beyin tümörleri de kendini baş ağrısı ile gösterebilirler.
  • Çocuklarda görülen baş ağrılarında ilk sırada sinüzit ve enfeksiyonlara bağlı durumları ön planda düşünmekte fayda vardır.
  • Gerilim ve Küme tipi baş ağrıları ile de mutlaka ayırıcı tanısı yapılmalıdır.
  • Gerilim tipi baş ağrısı adı da üstünde stres, gerilim sonrası tetiklenen ağrı türüdür. Bu hastalarda istemsiz diş sıkmaları, kaslarda kasılma, boyun bölgesinde kramp eşlik eder. Ağrı baş bölgesini çepeçevre kuşatmıştır. Kalabalık ortam, iş stresi, psikolojik mobing vs. ağrının tetiklenmesine neden olur. Gün boyunca zihin ve bilinçaltında ki birikimler özellikle akşama doğru ağrının şiddetlenmesine neden oluyor. Ağrı boyundan başlayarak baş bölgesine yayılır. Hastanın baş bölgesinin masajı veya ovalanması ile ağrı şiddetini kaybetmiyor bilakis artıyor. Migren ataklarında hastalar sakin ve loş ortamlar ararken gerilim tipi baş ağrısın da ise hasta yerinde duramaz temiz havaya çıkmak ister, içi içine sığmaz. Ataklar bazen birkaç saat bazen de birkaç gün sürebiliyor. Migren öncüsü belirtiler bu tipte görülmez. Migren gibi tedavisine bir bütün olarak yaklaşınca gerilim tipi baş ağrısı şikâyetleri hızla geriler.( Özellikle akupunktur uygulaması sonrası hastaların kasları gevşemekte, serotonin seviyesi yükselmekte ve hasta gevşemektedir ).
  • Küme tipi baş ağrısı migren şikâyetlerinden biraz farklılık gösteriyor. Genellikle göz çevresinde ağırlıklı olarak kendini hissettiren bir ağrı mevcuttur. 20- 40 yaş arası erkekler de görülme sıklığı ile dikkat çekiyor. Çocuklarda nadir görülür. Atak esnasında gözlerde ileri derece kanlanma, göz ve burun salgılarında artış ( gözyaşı ve burnu akar ), alın ve yüzde terleme gözlenir. Göz kapaklarında pitozis ( düşme ) ve ödem görülür. Bir gün içerisin de defalarca tekrarlayan ataklar görülebilir. Ataklar bazen birkaç dakika sürebileceği gibi (1-10 dk), saatlerce de devam edebilir (1-3 saat). Ataklar bazen aylar sürebilen dayanılmaz krizler şeklinde olabiliyor. Alkol, sigara atakların başlamasına neden olabiliyor. Migren den bir diğer farkı migren atakları uyuma ile azalırken, küme tipi baş ağrısı ise uykudan uyandıracak karakter sergiliyor. Şikâyetlerin tırmandığı anda yapılan laboratuvar testlerinde kanda HİSTAMİN seviyesini yüksek bulabilirsiniz. Yalnız aldanmamak lazım sadece bir antihistaminik (Alerji ilacı) ile bu ağrı geçmemektedir. Bu tip baş ağrısını da dört beden yapımızı düşünerek migren gibi yaklaşıp tamamen çözmek lazım.

Dr.Ceyhun NURİ TANI yaklaşımı

Öncelikle hasta hiçbir ayrıntı atlanmadan sorgulanmalı ( anamnez ) ve fiziki muayeneden geçirilmelidir. Bütün risk faktörleri, muhtemel oluşum mekanizmaları ve tedavi engelleri gözden geçirilmelidir.

Hastalığa zemin hazırlayabilecek eksiklikler gözden geçirilmeli. Bu nedenle bazı laboratuvar testler mutlaka istenmelidir.

-Tam Kan Sayımı

-Demir, Ferritin, Demir

  Bağlama Kapasitesi

-Çinko, Çinko bağlama

  kapasitesi

-B12 vitamini

-Insulin(Açlık), Açlık K.Ş.

-CRP, RF, ESHızı

-Kalsiyum, Fosfor

-Magnezyum

-Alkalen Fosfotaz

-Karaciğer enzimleri

-Total protein, albümin

-Elektrolitler

-Dışkı mikroskopisi

-PTH, D vitamini

-El-bilek grafisi

-Kemik dansitometrisi

-IgA, IgG, IgM

-PT, PTT

-Tiroid fonksiyon testleri

-Tiroid antikorları(hTG, AntiTg, Anti TPO)

-Otoantikorlar (ANA,ds-DNA, AMA, ASMA, LKM1)

-EEG

-Kafa grafisi, Kranial MR

-Servikal MR

Batı tıbbı teşhis yöntemlerinin yanında ayrıca doğu tıbbı anlayışı içerisinde bazı teşhis yöntemlerine başvurulmalı.

  • Mizaca uygun olmayan beslenme durumu var mı tespit edilmeli.
  • Akupunktur teşhis kriterlerine bakılmalı ( kollarda nabza bakarak teşhis koyma, kulak gibi mikro sistemler de noktaların cihazlarla taranması, dil üzerine bakılarak teşhisin desteklenmesi, enerji meridiyanları kontrol edilerek blokajların tespiti, radyostezi vs.)
  • Osteopati yaklaşımı içerisinde postür gözden geçirilecek ve diğer alt yapı problemleri aranacak.

TEDAVİ

Klasik Tedavi Yaklaşımı 

HASTALIĞI BİTİREN TEDAVİ YOK!!!

Tedaviden beklenti: Madem hastalığı tamamen iyileştiremiyoruz, en azından semptomları ( belirtileri ) ağrı kesicilerle ve buna benzer ilaçlarla baskılayarak normal günlük yaşantının sürdürülmesine çalışalım. Kimi zaman bu yaklaşımlar bir kısım kasların felç edilerek çözüm arayışlarına iter ( Botulinum Toxini – BOTOX).

Bu amaçla kullanılan ilaçlar

·         Sumatriptan

·         Analjezikler

·         NSAİ

·         Anti- Emetik

·         Ergotamin Tartarat

·         Dihidroergotamin

·         Nöroleptikler

·         Opioidler

NOT: Bütün tedavi yaklaşımı ağrı ve vücudun fizyolojik süreçlerinin baskılanması üzerine kurgulanmış.

Dr.Ceyhun NURİ’nin Tedaviye Yaklaşımı:

HASTALIK TAMAMEN BİTECEKTİR!!!

  • Birinci kural vücut tepkileri baskılanmayacak.
  • Hastalığı tedavi etmeye başlamadan önce hiç bir ayrıntıyı atlamadan detaylı sorgu ( anamnez) ve fizik muayene gerçekleştirilmelidir
  • Eğer baş ağrısını tetikleyen unsur baş, boyun bölgesinde ki mekanik probleme ( boyun fıtığı, omurga kayması, fibromyalji, temporamandibüler eklem dislokasyonu vs.) dayanıyorsa diğer nedenlerin tedavisine geçmeden bu durum çözüme kavuşturulmalıdır ( manuelterapi, postür düzenlenmesi, kuru iğneleme, hacamat, lokal ozon uygulaması ile vs.)
  • Tedavinin başarı ile sonuçlanması için çözüm önünde ki engel teşkil eden tüm bozucu ocak ve alanlar tedavi edilmeli ( yara, skar, ameliyat izleri, tonsillit, amalgam dolgu vs.). Bozucu alanlar tespit edilerek hızla stabilize edilmeli (amalgam dolgu uzaklaştırılacak, yara izleri sıvı enjeksiyonu ve akupunktur üzerinden stabilize edilecek vs.)
  • Tedavi planlanması yapılırken dörtlü beden ( fiziksel, duygu, bilinçaltı, ruh) yapımızı göz önünde bulundurarak tedavi yaklaşımı sergilemek gerekir. Eğer bu hastaların zihin ve bilinçaltı sürekli üzücü ve psikolojik yıkımların yaşandığı bir alan olarak kalmaya devam edecek ise siz geçici şikâyet azalmaları sağlasanız da tam anlamı ile tedavide başarıyı yakalayamazsınız. Bu durum da yapmamız gereken zihin ve bilinçaltının, olaylar karşısında dayanıklılığını artırmak için yeniden programlanması ve bilinçaltı kirliliğin temizlenmesini sağlamaktır. Ruhsal bedenin güçlendirilmesi desteklenerek tedavi başarısı artırılmalı. Bu amaçla kognitif ve davranışsal tedavi uygulanacak.
  • Özellikle otonom sinir sistemi disfonksiyonu nedeni ile gerçekleşen damar daralma ve genişlemeleri sebebi ile baş bölgesinde ki kan dolaşımı ciddi bir şekilde olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu durumun hafifletilmesi noktasında özellikle baş bölgesine yapılacak hacamat/sülük uygulaması şikâyetlerin hızla gerilemesine neden olacaktır.
  • Akupunktur ağrı oluşumunda önemli rol alan düşük serotonin seviyelerini hızla yükselterek şikâyetlerin gerilemesini ve enflamatuar sürecin bitmesini sağlar. Akupunktur, morfinden 50 kat daha güçlü bir ağrı kesici olarak kabul edilen endorfin seviyelerini yükselterek migren semptomlarının gerilemesini sağlar.
  • Uyku düzenlenerek melatonin seviyesi artırılacak.(Ayrıntı için Uyku Bozukluğu bölümüne bakınız)
  • Beslenme düzeltilecek (Bağırsak ve karaciğer rejenerasyon (tamiri) ve detoksu (temizlenmesi) sağlanacak.
  • İnsülin direnci mutlaka tedavi edilmeli.
  • Mıgnatıs alan uygulaması ile bozulmuş olan hücre polaritesi ve stabilitesi tekrar dengelenerek nöron tahrişi azaltılmalı
  • Hastanın durum ve şikayetlerinin oluşmasında rol alan bütün ayrıntılar dikkatle değerlendirilerek kişiye özel bitkisel reçeteler düzenlenmeli.
  • Hiçbir yöntem tek başına başarılı olmaya bilir. Ancak hasta, migren alt yapısını iyi anlayan hekim tarafından değerlendirildikten sonra ortak bir kısım sentezler neticesinde çözülecektir.
  • MİGREN TAMAMEN İYİLEŞECEKTİR!!!

DR.CEYHUN NURİ’nin TAVSİYELERİ:

  • Öncelikle şu bilgiyi verelim: Eğer son 3 ay içerisinde baş ağrısı şikâyeti oldu ise, ağrı ile birlikte bulantı kusma ve ışıktan rahatsızlık hissi duyduysanız ve şikâyetlerden 2-3 sizde beraberce oldu ise siz %90’nın üzerinde bir olasılıkla migren hastası olmuşsunuz demektir.
  • Kilo çarpı 30 cc su tüketimi sağlanmalıdır (Örn.70 kg olan bir insan günde 2100 ml, yani yaklaşık 11 bardak su içmelidir )
  • Gıda intoleransını ve alerjiyi tetikleyecek mizaca ters gıdaların, unlu ve şekerli ürünlerin tüketimi kesinlikle azaltılmalı.
  • Siyah çay tüketimi mutlaka azaltılmalı. Günde üç bardaktan fazla tüketimi şikâyetleri alevlendirebilir.
  • Ağrı esnasında kaş üzerinde (mikrosistem) içten dışa doğru bas bırak şeklinde ilerleyerek beş dakika masaj uygulanması hastayı ciddi bir şekilde rahatlatacaktır. Bunu yaparken hasta size bir noktaya bası uyguladığınızda oranın çivi gibi battığını tarif edecektir. İşte o noktada biraz duraksayın ve o bölgede ki bası şiddetinizi biraz artırın. Bu masaj endorfin salınımını artıracaktır.
  • Kulak akupunktur noktalarının masaj ile uyarılması hızla migren atağının gerilemesine neden olur.
  • Ayakların altına sıcak uygulanması ve aynı esnada alın ve ense bölgesine soğuk uygulanması migren atağının gerilemesine neden olacaktır.
  • Ağrının geçmeye başladığı dönemde uyumaya çalışmak rahatlamayı artırır.
  • Çocuklarda özellikle ağrı şiddetinin azaltılması noktasında kusma dürtüsünün provake edilerek kusturulması etkin bir şekilde yardımcı olur.
  • Seratonin seviyesini aşağı çekecek durumlardan kaçınılmalıdır. Açlık, yorgunluk, mizaca zıt besinlerle beslenmek, stres, ani ışık maruziyeti. Amin ve Triptofandan zengin gıdalar seratonin seviyesini artırıyor (Örn. Portakal, Yoğurt, Kaymak, Tereyağı vs.)
  • Eğer tek başına yardım alamayacağınız bir durumda iken ağrı atağı başlar ise kusmak ağrı şiddetini azaltır. Nedeni ise kusma eylemi bağırsaktaki hareketliliği artırarak serotonin seviyesini artırır. Sonuçta ağrı şiddeti düşmeye başlar.
  • Melatonin seviyesini artıracak gıdalar artırılmalı ( Örn. Lahana, badem, fındık, yer fıstığı, vişne, kızılcık, anason çayı, rezene çayı, papatya çayı )
  • Çayır Papatyası( Koyungözü) çayı melatonin seviyesinin artmasına neden olur. Ayrıca enflamasyon ( iltihap) esnasında yükselen prostaglandin ve histamin seviyesinin azaltır. Neticede baş ağrısı şikâyetinin azalmasına neden olur. Bu konuda yapılan 3 çalışmada koyungözünün migren ataklarını azalttığı tespit edilmiş. Tüketimi: bir su bardağına 1-2 tutam konarak 7 dk kaynatılması ile sağlanacaktır. Gün içerisinde maksimum 4-5 bardağa kadar tüketimi olabilir. En az 30- 45 günlük (yaklaşık 1,5 ay) tüketim sağlanmalı.
  • Gingko Biloba tüketimi yararlı olabilir. Günde iki kez (yaklaşık 150-300 mg/gün)
  • D vitamini seviyesini en az 60 ng/ml, ideali 100 ng/ml seviyesinde tutulmalıdır.
  • Yatmadan önce 3-6 mg civarında melatonin preparatı alan hastalarda ataklarda ciddi azalma olur.
  • Balık yağı (Omega 3), Zerdeçal, zencefil, üzüm çekirdeği (resveratrol) gibi iltihabi süreci azaltan, dolayısıyla histamin salgısını azaltan bir kısım besinlerde migren atağının gerilemesine neden olurlar. En az günde 2-2,5 gr olacak şekilde omega 3 preparatı olmalı. 1 tatlı kaşı ü.çekirdeği, 1 tatlı kaşığı zerdeçal, 1 tatlı kaşığı zencefil tüketilmeli.
  • Özellikle bayanlar doğal östrojen seviyelerini yükseltmek için her gün 2 tatlı kaşığı öğütülmüş keten tohumu tüketimi sağlamalıdırlar ( Dikkat! Keten tohumu aynı gün öğütülüp aynı gün tüketilmelidir).
  • Günde bir veya iki kez 420- 450 mg magnezyum alan migren hastalarında atak sıklığı ve şiddetinde memnun edecek derecede düşüş olur. Yeşil yapraklı bitkiler magnezyumdan zengindir.
  • Kırmızı pul biber tüketimini migren hastaları artırmaları gerekir. Hem antioksidan özelliği hem de mideye giren biber hızla endorfin salınımını artıracaktır.
  • Fresh ( Taze) meyve ve sebze kokusu şikâyetlerin azalmasına yardım edebilir ( örn. yeşil elma, salatalık vs.)

 VERİLECEK TAVSİYELER BU YAZIYA SIĞMAYACAK KADAR ÇOKTUR.

Dr. Ceyhun NURİ
Daha fazla bilgi için lütfen iletişim bilgilerimizden bize ulaşın.

KAYNAKLAR

1.Rozen TD, Oshinsky ML, Gebeline CA, Bradley KC, Young WB, Shechter, AL, Silberstein SD. Open label trial of coenzyme Q10 as a migraine preventative. Cephalalgia 2002; 22(2): 137-41.

2.Prof. Dr. Ahmet Aydın İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı  ve Hastalıkları ABD

3.pureprescriptions.com/health_library/healthnotes.asp?ContentID=1189003

4.Ramadan NM, Halvorson H, Vande-Linde A, et al. Low brain magnesium in migraine. Headache 1989; 29:590-3.

5.Pittler, MH, Vogler, BK, Ernst, E. Feverfew for preventing migraine. Cochrane Database Syst Rev 2000; CD002286.

6.Toglia JU. Melatonin: a significant contributor to the pathogenesis of migraine. Med Hypotheses. 2001;57(4):432-4.

7.www.avoidamigraine.com

8.www.quantumhealth.com/productgroups/migraine_studies.asp

9.www.msu.edu/user/espino11/chemical.htm

10.Dexter JD, Roberts J, Byer JA. The five hour glucose tolerance test and effect of low sucrose diet in migraine. Headache1978; 18:91-4.

11.Silberstein SD. Sex hormones and headache. Rev Neurol (Paris). 2000; 156 (Suppl 4):4S30- 41.

12.Verma SK, Singh J, Khamersa R, Bordia A. Effect of ginger on platelet aggregation in man. Indian J Med Res 1994; 98:240-2.

13.Gagnier JJ. The therapeutic potential of melatonin in migraines and other headache types. Altern Med Rev. 2001;6(4):383- 9.

14.findarticles.com/p/articles/mi_m0876/is_n70/ai_15911357/

15.D’Andrea G, Bussone G, Allais G, Aguggia M, D’Onofrio F, Maggio M, Moschiano F, Saracco MG, Terzi MG, Petretta V, Benedetto C.Efficacy of Ginkgolide B in the prophylaxis of migraine with aura. Neurol Sci. 2009;30 Suppl 1:S121-4.

16.McCarren T, Hitzemann R, Smith R, et al. Amelioration of severe migraine by fish oil (omega-3) fatty acids. Am J Clin Nutr 1985; 41:874.

17.Cianchetti C.Capsaicin jelly against migraine pain. Int J Clin Pract. 2010;64(4):457-9.

18.Grant ECG. Food allergies and migraine. Lancet 1979;i:966-9.

19.Arroyave Hernández CM, Echavarría Pinto M, Hernández Montiel HL. Food allergy mediated by IgG antibodies associated with migraine in adults. Alerg Mex. 2007;54(5):162-8.

20.Welch KM. Pathogenesis of migraine. Semin Neurol. 1997;17(4):335-41.

21.Dzugan SA, Smith RA. The simultaneous restoration of neurohormonal and metabolic integrity as a very promising method of migraine management. Bull Urg Rec Med. 2003;4(4):622-8.

22.Pfaffenrath V, Wessely P, Meyer C et al. Magnesium in the prophylaxis of migraine a double-blind, placebo-controlled study. Cephalalgia 1996; 16:436-440.

23.MauskopA,Altura BT,CraccoRQ, et al. Intravenous magnesium sulphate relieves migraine attacks in patients with low serum ionized magnesium levels: a pilot study.Clin Sci 1995; 89:633-6