Romatoid Artrit – İltihaplı Eklem Romatizması

ROMATOİD ARTRİT

ROMATOİD ARTRİT (İLTİHAPLI EKLEM ROMATİZMASI)

TEDAVİ EDİLEBİLEN BİR HASTALIKTIR!

 

Klasik Tanımı

Romatoid Artrit genellikle eklemlerde şişme, ağrı, hareket kısıtlılığı, tutuklukla başlayıp kalp, böbrek ve birçok organın etkilenmesi ile seyreden kronik enflamatuar bir hastalıktır.

Dr. Ceyhun NURİ’nin Geniş ROMATOİD ARTRİT Tanımı :

Romatoid Artrit, klasik söylemin dışına çıkılarak doğru tanımlanması ve yeniden yorumlanması gereken bir hastalıktır: Vücudumuzda iç (yoğun süregelen stres, ani duygu durum bozuklukları, aşırı üzüntü veya sevinç halleri vb.) ve dış iklimsel (sıcak, soğuk, nem, kuruluk) patojen faktörlerin girdisi ile hücresel / enerjisel düzeyde bozulmalar başlar. Kronik maruziyetin devam etmesi bağırsak / karaciğer gibi organlarının etkilenmesiyle enflamatuvar yükün artışına neden olur. Bu kontrolsüz artış bağışıklık sisteminin aşırı uyarılgan hale gelerek öncelikle eklemleri ve devamında tüm sistemleri etkileyen kronik otoimmün bir hastalık olan ‘Romatoid Artrit’in ortaya çıkma sürecini hızlandırır.

OLUŞUM NEDENLERİ

Klasik Bakış:

RA’da Bağışıklık Sisteminin aşırı uyarılgan hale gelmesi sonucu vücudun kendi hücrelerini yabancı kabul etmesi (otoimmünite) ile başta eklem içini döşeyen sinovyum tabakası iltihaplanır; eklem, kıkırdak, tendon, kas ve diğer iç organların tutulumu- harabiyeti eklenir.

Dr.Ceyhun NURİ’nin Oluşum Nedenlerine Bakışı:

Sağlıklı bir hücrede DNA’yı içinde barındıran çekirdek, mitokondri, sitoplazma ve birçok yapı taşları mevcuttur. Bu hücrenin canlılığını devam ettirmesi ve sağlıklı fonksiyon görmesi bir kısım şartların dengesine bağlıdır (Dolaşım paterni sağlanmalı, Oksijen saturasyonu, Element / Mineral dengesi sağlanmalı, D Vit / B12 Vit vb.). Bir kısım ihtiyaçları olduğu gibi işleyiş esnasında oluşan metabolik atıklar, yanlış nutrisyon sonrası protein agregatları, biriken ağır metaller ve yoğun stres kaynaklı oksidatif radikallerinden de kurtulmaya ihtiyacı vardır.

Bu hastalığın oluşumunda birçok komponent olmakla birlikte, bir beslenme örneği ile konuyu biraz daha anlaşılır konuma getirebiliriz:

Bu hastalığın oluşumunda birçok komponent olmakla birlikte bir beslenme örneği ile konuyu biraz daha anlaşılır konuma getirebiliriz. Bir öğle yemeğinde kebap yediğimizi düşünelim. Normalde bir lokma güzelce, yavaş-yavaş ağızda çiğnendikten, parçalandıktan, didiklendikten sonra mideye ulaşır ve oradaki bazı enzimler (proteaz) sayesinde bu parçalanmış et kimusu (mide kaba öğütme işlemini yapamaz) polipeptid denen ara forma dönüşür, ardından bu karışım ince bağırsaklara gönderilir. Bu durakta da polipeptid denen ara form buradaki enzimlerle (peptidaz) vücudumuzun istifade edebileceği aminoasit şeklini alır ve bağırsaklardan da emilerek hücrelerimizin yapı taşına dönüşür. Eğer biz bu et parçasını çiğnemeden hızlı bir şekilde yutarsak, mide bu diri-diri yutulan koca kitleyi ayrıştıramaz, çözümlenmemiş et kimusu olduğu gibi bağırsaklara geçer. Normalde aminoasit gibi, bedenimizin istifade edebileceği bir şekilde bağırsaklardan emilim gerçekleşmesi gerekirken, fizyolojimizle uyumsuz bir şekilde vücudumuza girmeye başlar. Emilmeye başlayan ve uygun olmayan bu aminoasit parçacıkları bağışıklık sistemi (Lökosit, NK, Lökotrien vs.) tarafından temizlenmek / detoksifiye edilmek üzere karaciğere götürülür. Eğer bu tarz yaşam devam eder ve sürekli bedenimize / mizacımıza zıt besin, alerjen, katkılı gıda vb. girmeye devam ederse bağırsaklarımızın sızdırmazlık duvarı bozulmaya başlar, emilmemesi gereken fizyolojimizle uyumsuz maddeler sürekli bünyemize girer. Karaciğerimiz bunların hepsi ile başa çıkamaz ve serbest dolaşan radikaller artmaya başlar. Bizi korumaya çalışan bağışıklık sistemimiz bu yabancı aminoasit, alerjenlere karşı sürekli gösterdiği tepki nedeni ile aşırı uyarılgan hale gelir ve patojen maddelere karşı gösterdiği reaksiyonu kendi hücrelerine karşı da göstermeye başlar, bu duruma ‘Otoimmün Cevap’ diyoruz.

Karaciğerin temizleyemediği birçok toksin maddeler tekrar kana verilmeye başlanır. Kan dolaşımının zayıf olduğu bölgelerde, artan alerjenlerin de etkisi ile bazı maddeler ( Histamin vb.) salgılanmaya başlar. O bölgelerde ağrı ödem, şişlik, sızı, kızarıklık belirtisi, yani kısacası enflamasyon gelişir.

Doğu Tıbbı’nın da öğretilerini bu açıklamalarımıza eklersek 'Romatoid Artrit'i sıcak, rüzgar, nem ve soğuk etkisi ile oluşan, üst ve alt vücut yarısında tutulum gösterenler, eksiklik veya fazlalık sendromu, ağrı veya ağrısız klinikle seyir gösteren şeklinde klasifiye edebiliriz.

Rüzgar baskın artralji genellikle üst vücut yarısını etkilerken; Nem egemen artraljiler ise en sık vücudun alt kısmında şişme / eklemlerde sertlik / uyuşukluk hissinin eşlik etmesi ile karakterizedir. Soğuk dominant artrit kliniği, yaşlılarda periferik (kol/bacak) dolaşım eksikliği, alt sırt bölgesinde ağrı, böbreklerin etkilenmesi ile karakterize olduğu görülmektedir.

Romatoid Artriti Diğer Eklem Hastalıklarından Ayıran Özellikleri

En sık RA ile karışan hastalık Osteoartrittir.

Osteoartritte, eklemlerden biri giderek kötüleşmeye ve sürekli keskin ağrı ile kendini gösterir.

Eklem tutulumu konusunda, RA ve Osteoartrit her hangi bir eklemden başlayabilirler  ama bununla birlikte RA’de genellikle parmaklar etkilenirken, Osteoartritte en çok kalça ve diz eklemi etkilenir.

GENETİK YATKINLIK

Romatoid Artrit hastalarında HLA-DR4 genetik belirleyici gösterilmiştir. Unutmayalım anne-babadan çocuklara aktarılan hastalık değildir. Aktarılan Anne-babaların hataları yüzünden DNA da ki okuma hatalarıdır (Fenotip yapı)

TANIDA NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR.

Hastanın Doğru Sorgulanması ve Hekimlik disiplini çerçevesinde detaylı Fizik Muayenesi tanıya götüren (% 80) en değerli teşhis aracıdır. Elde edeceğimiz veriler tetkik aşamasını doğru yönetmemizi sağlayacaktır. Eritrosit Sedimentasyon Hızı ve CRP yüksekliği, “Romatoid Faktör” testinin pozitifi oluşu teşhisi destekler. Bununla birlikte bu hastalarda mutlaka ek tetkikler (Açlık İnsulin,- 25 HidroxiDvit-, Ferritin,  Rutin Biyokimya vb.) istenmelidir.

Unutmayalım ‘Hasta-Hastalık-Tedavi’ ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurgulanması için doktorun ‘Hastayı Bir Bütün Olarak Ele Alması’ gerekir.

TEDAVİ

Klasik Yaklaşımda Neler Yapılmaktadır?

Henüz etyolojiye yönelik yani sebebi çözmeye yönelik bir tedavi yoktur. Uygulanan tedaviler ise ağrıyı gidermeye, bağışıklık sisteminin immunsupresiflerle baskılanarak iltihap oluşumu ve eklem tahribatının ilerlemesi durdurmaya yöneliktir (NSAİD, İVİG, Metotreksat, Metilprednisolon, Siklosporin, Sülfasalazin vs.).

Tedaviye Dr. Ceyhun NURİ Yaklaşımı:

  1. Vücuda dahil olan ve başta hücreyi, dokuları, sistemleri zora sokan ve fizyolojimiz açısından yabancı kabul edilen alerjen ve toksinlerin (İlaçlar, Gıda takviyeleri, Kızartmalar vs.) vücuttan atılımını sağlamak ve vücuda yeni toksin girişini olabildiğince azaltmak.
  2. Sağlıklı işleyişinin sağlanması için bedendeki eksiklikler tespit edilerek idamesi gerekmektedir (D Vit., B12 Vit., Ferritin, Su, Oksijen vb.)
  3. Özellikle Karaciğer, Bağırsak, Solunum vb. sistemlerinin düzenlenmesine yardımcı olunmalı ve vücudun kendi onarım mekanizmasının devreye girmesi sağlanmalıdır.
  4. Hastalığın tamamen bitmesi için DNA üzerinden sağlıklı bilgi akışı temin edilmeli, genetik alt yapının rejenerasyonuna destek olunmalıdır. Bilindik öğretilerin ve genel kabulün aksine genetik problemlerin çözümsüz olmadığını da belirtmek isteriz!
  5. Hasta ve hastalığa özgü kapsayıcı İNTEGRATİF tedavi protokolleri çerçevesinde;
    – Kişinin Yaşam Şekli/ Mizacı değerlendirilerek beslenme zinciri belirlenmeli
    – Çevresel faktörlerin genetik materyale etkisi doğru yönetimle pozitif yöne kanalize edilmeli
    – Metabolik Balansa uygun vitamin, mineral, element, mikro besin desteği sağlanmalı
    – Detoksifikasyon (toksinlerden arınma) ve biyotransformasyon (biyolojik / metabolik değişim) süreçleri desteklenmeli
    – Hastalığın nedeni olan ve biyolojik sistemleri bozan faktörler (asidoz, hipoksi, perfüzyon bozukluğu, atılım sistemi bozukluğu vb.) elimine edilmeli
  6. Romatolojik Hastalıklarda (SLE Lupus, Ankilozan Spondilit, Behçet, Sjögren, Vaskülit, FMF, Romatoid Artrit ve Diğer Artrit Hastalıklar) bedendeki sıvı değişim ve transportunu regüle eden dalak sisteminin tedavi planına entegrasyonu önemlidir. El ve ayaklardaki soğuklukla birlikte, beden iç ısısında / enflamatuvar tepkisinde artış olup bu ‘İç Isı’nın vücuttan uzaklaştırılması gereklidir.
  7. Hipotalamo /hipofizer/adrenal aksa etki ederek stres hormonları (nöradrenalin ve kortizol) optimal seviyede tutulmalı. ‘Ruh/Beden/Enerji Regülasyonu’ ön plana alınarak ‘Birincil Ayar Mekanizması’na geri dönüş sağlanmalı.
  8. Karaciğer, dalak ve böbrek sisteminin rantabl-organize çalışması sağlanarak kanın dokuları besleyici ‘Kalitatif ve Kantitatif Etkisi’nin optimize edilmesi önem arz etmektedir.

SONUÇ: Yazımızda çerçevesi çizilen Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) ve kendi hatalarımız kaynaklı, immün sistemin aşırı orantısız tepkisi nedeniyle ortaya çıkan diğer tüm otoimmün hastalıkların da (Astım – Ankilozan Spondilit – Migren – SLE Lupus – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroiditi – Vitiligo – MS) TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR.

ÖNLEM ALINMAZ İSE GELİŞEBİLECECEK İSE KOMPLİKASYON / YAN ETKİLER NELERDİR?

Eklem Deformiteleri

Hareket Kısıtlılığı

Kalp, Böbrek ve diğer için organların tutulumu

Otoimmün diğer hastalıkların da (Behçet, Ankylozan Spondilit, SLE, İBS vs.) eklenmesi ile tablonun kötüleşmesi vs.

HASTALARIMIZA TAVSİYELERİMİZ

1.Her gün bir kâse yoğurdun içerisine 2 tatlı kaşık öğütülmüş zerdeçal, bir tatlı kaşığı öğütülmüş zencefil, bir tatlı kaşığı öğütülmüş çörek otu, bir tatlı kaşığı öğütülmüş üzüm çekirdeği koyarak tüketimi sağlanır ise vücutta ki iltihap / enflamasyonun azalmasına yardımcı olurlar

2.Sinirli otun ıspanak gibi pişirilip tüketimi sağlanır ise bu da aynı şekildi bedende ki iltihabın azalmasına katkıda bulunur

3.Alerjen ve toksinlerin giriş kapısı sayılan bağırsak yapımızın tamiri için haftanın iki gününü tamamen sebze yemekleri ile geçirsinler. Günde üç kez aç karnına saf kantaron yağı tüketsinler

Tavsiyeler bu yazıya sığmayacak kadar çoktur.

Romatoid Artit hakkında daha fazla ve güncel bilgiyi sayfanın alt kısmındaki 'Bilgi ve Demeçler' bölümünde bulabilirsiniz.

Dr. Ceyhun NURİ     

Daha fazla bilgi için lütfen iletişim bilgilerimizden bize ulaşın.

Romatoid Artrit Dergi Yazıları

Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır

'Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır' başlıklı Dr. Ceyhun Nuri’nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi – Aralık 2017 / Life Sağlık

Aralık 2017 / Life Sağlık “Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır” başlıklı yazımız:

Romatoid Artrit, klasik söylemin dışına çıkılarak doğru tanımlanması ve yeniden yorumlanması gereken bir hastalıktır: Vücudumuzda iç (yoğun süregelen stres, ani duygu durum bozuklukları, aşırı üzüntü veya sevinç halleri vb.) ve dış iklimsel (sıcak, soğuk, nem, kuruluk) patojen faktörlerin girdisi ile hücresel / enerjisel düzeyde bozulmalar başlar. Kronik maruziyetin devam etmesi bağırsak / karaciğer gibi organlarının etkilenmesiyle enflamatuvar yükün artışına neden olur. Bu kontrolsüz artış bağışıklık sisteminin aşırı uyarılgan hale gelerek öncelikle eklemleri ve devamında tüm sistemleri etkileyen kronik otoimmün bir hastalık olan ‘Romatoid Artrit’in ortaya çıkma sürecini hızlandırır.

ROMATOİD ARTRİT OLUŞUMUNA YAKLAŞIMIMIZ
RA’da Bağışıklık Sisteminin aşırı uyarılgan hale gelmesi sonucu vücudun kendi hücrelerini yabancı kabul etmesi (otoimmünite) ile başta eklem içini döşeyen sinovyum tabakası iltihaplanır; eklem, kıkırdak, tendon, kas ve diğer iç organların tutulumu- harabiyeti eklenir.
Sağlıklı bir hücrede DNA’yı içinde barındıran çekirdek, mitokondri, sitoplazma ve birçok yapı taşları mevcuttur. Bu hücrenin canlılığını devam ettirmesi ve sağlıklı fonksiyon görmesi bir kısım şartların dengesine bağlıdır (Dolaşım paterni sağlanmalı, Oksijen saturasyonu, Element / Mineral dengesi sağlanmalı, D Vit / B12 Vit vb.). Bir kısım ihtiyaçları olduğu gibi işleyiş esnasında oluşan metabolik atıklar, yanlış nutrisyon sonrası protein agregatları, biriken ağır metaller ve yoğun stres kaynaklı oksidatif radikallerinden de kurtulmaya ihtiyacı vardır.
Bu hastalığın oluşumunda birçok komponent olmakla birlikte bir beslenme örneği ile konuyu biraz daha anlaşılır konuma getirebiliriz. Bir öğle yemeğinde kebap yediğimizi düşünelim. Normalde bir lokma güzelce, yavaş-yavaş ağızda çiğnendikten, parçalandıktan, didiklendikten sonra mideye ulaşır ve oradaki bazı enzimler (proteaz) sayesinde bu parçalanmış et kimusu (mide kaba öğütme işlemini yapamaz) polipeptid denen ara forma dönüşür, ardından bu karışım ince bağırsaklara gönderilir. Bu durakta da polipeptid denen ara form buradaki enzimlerle (peptidaz) vücudumuzun istifade edebileceği aminoasit şeklini alır ve bağırsaklardan da emilerek hücrelerimizin yapı taşına dönüşür. Eğer biz bu et parçasını çiğnemeden hızlı bir şekilde yutarsak, mide bu diri-diri yutulan koca kitleyi ayrıştıramaz, çözümlenmemiş et kimusu olduğu gibi bağırsaklara geçer. Normalde aminoasit gibi, bedenimizin istifade edebileceği bir şekilde bağırsaklardan emilim gerçekleşmesi gerekirken, fizyolojimizle uyumsuz bir şekilde vücudumuza girmeye başlar. Emilmeye başlayan ve uygun olmayan bu aminoasit parçacıkları bağışıklık sistemi (Lökosit, NK, Lökotrien vs.) tarafından temizlenmek / detoksifiye edilmek üzere karaciğere götürülür. Eğer bu tarz yaşam devam eder ve sürekli bedenimize / mizacımıza zıt besin, alerjen, katkılı gıda vb. girmeye devam ederse bağırsaklarımızın sızdırmazlık duvarı bozulmaya başlar, emilmemesi gereken fizyolojimizle uyumsuz maddeler sürekli bünyemize girer. Karaciğerimiz bunların hepsi ile başa çıkamaz ve serbest dolaşan radikaller artmaya başlar. Bizi korumaya çalışan bağışıklık sistemimiz bu yabancı aminoasit, alerjenlere karşı sürekli gösterdiği tepki nedeni ile aşırı uyarılgan hale gelir ve patojen maddelere karşı gösterdiği reaksiyonu kendi hücrelerine karşı da göstermeye başlar, bu duruma ‘Otoimmün Cevap’ diyoruz.

Karaciğerin temizleyemediği birçok toksin maddeler tekrar kana verilmeye başlanır. Kan dolaşımının zayıf olduğu bölgelerde, artan alerjenlerin de etkisi ile bazı maddeler ( Histamin vb.) salgılanmaya başlar. O bölgelerde ağrı ödem, şişlik, sızı, kızarıklık belirtisi, yani kısacası enflamasyon gelişir.
Doğu Tıbbı’nın da öğretilerini bu açıklamalarımıza eklersek romatoid artritini sıcak, rüzgar, nem ve soğuk etkisi ile oluşan, üst ve alt vücut yarısında tutulum gösterenler, eksiklik veya fazlalık sendromu, ağrı veya ağrısız klinikle seyir gösteren şeklinde klasifiye edebiliriz.
Rüzgar baskın artralji genellikle üst vücut yarısını etkilerken; Nem egemen artraljiler ise en sık vücudun alt kısmında şişme / eklemlerde sertlik / uyuşukluk hissinin eşlik etmesi ile karakterizedir. Soğuk dominant artrit kliniği, yaşlılarda periferik (kol/bacak) dolaşım eksikliği, alt sırt bölgesinde ağrı, böbreklerin etkilenmesi ile karakterize olduğu görülmektedir.

TANIDA NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

Hastanın Doğru Sorgulanması ve Hekimlik disiplini çerçevesinde detaylı Fizik Muayenesi tanıya götüren (% 80) en değerli teşhis aracıdır. Elde edeceğimiz veriler tetkik aşamasını doğru yönetmemizi sağlayacaktır. Eritrosit Sedimentasyon Hızı ve CRP yüksekliği, “Romatoid Faktör” testinin pozitifi oluşu teşhisi destekler. Bununla birlikte bu hastalarda mutlaka ek tetkikler (Açlık İnsulin,- 25 HidroxiDvit-, Ferritin, Rutin Biyokimya vb.) istenmelidir.

Unutmayalım ‘Hasta-Hastalık-Tedavi’ ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurgulanması için doktorun ‘Hastayı Bir Bütün Olarak Ele Alması’ gerekir.

TEDAVİ

Klasik Yaklaşımda Neler Yapılmaktadır?

Henüz etyolojiye yönelik yani sebebi çözmeye yönelik bir tedavi yoktur. Uygulanan tedaviler ise ağrıyı gidermeğe, bağışıklık sisteminin immunsupresiflerle baskılanarak iltihap oluşumu ve eklem tahribatının ilerlemesi durdurulmaya çalışılmaktadır ( NSAİD, İVİG, Metotreksat, Metilprednisolon, Siklosporin, Sülfasalazin vs.)

Tedaviye Dr. Ceyhun NURİ Yaklaşımı:

1. Vücuda dahil olan ve başta hücreyi, dokuları, sistemleri zora sokan ve fizyolojimiz acısından yabancı kabul edilen alerjen ve toksinlerin (İlaçlar, Gıda takviyeleri, Kızartmalar vs.) vücuttan atılımını sağlamak ve vücuda yeni toksin girişini olabildiğince azaltmak.
2. Sağlıklı işleyişinin sağlanması için bedendeki eksiklikler tespit edilerek idamesi gerekmektedir (D Vit., B12 Vit., Ferritin, Su, Oksijen vb.)
3. Özellikle Karaciğer, Bağırsak, Solunum vb. sistemlerinin düzenlenmesine yardımcı olunmalı ve vücudun kendi onarım mekanizmasının devreye girmesi sağlanmalıdır.
4. Hastalığın tamamen bitmesi için DNA üzerinden sağlıklı bilgi akışı temin edilmeli, genetik alt yapının rejenerasyonuna destek olunmalıdır. Bilindik öğretilerin ve genel kabulün aksine genetik problemlerin çözümsüz olmadığını da belirtmek isteriz!
5. Hasta ve hastalığa özgü kapsayıcı İNTEGRATİF tedavi protokolleri çerçevesinde;
- Kişinin Yaşam Şekli/ Mizacı değerlendirilerek beslenme zinciri belirlenmeli
- Çevresel faktörlerin genetik materyale etkisi doğru yönetimle pozitif yöne kanalize edilmeli
- Metabolik Balansa Uygun vitamin, mineral, element, mikro besin desteği sağlanmalı
- Detoksifikasyon (toksinlerden arınma) ve biyotransformasyon (biyolojik – metabolik değişim) süreçleri desteklenmeli
- Hastalığın nedeni olan ve biyolojik sistemleri bozan faktörler (asidoz, hipoksi, perfüzyon bozukluğu, atılım sistemi bozukluğu vb.) elimine edilmeli
6. Romatolojik Hastalıklarda (SLE Lupus, Ankilozan Spondilit, Behçet, Sjögren, Vaskülit, FMF, Romatoid Artrit ve Diğer Artrit Hastalıklar) bedendeki sıvı değişim ve transportunu regüle eden dalak sisteminin tedavi planına entegrasyonu önemlidir. El ve ayaklardaki soğuklukla birlikte, beden iç ısısında / enflamatuvar tepkisinde artış olup bu ‘İç Isı’nın vücuttan uzaklaştırılması gereklidir.
7. Hipotalamo /hipofizer/adrenal aksa etki ederek stres hormonları (nöradrenalin ve kortizol) optimal seviyede tutulmalı. ‘Ruh/Beden/Enerji Regülasyonu’ ön plana alınarak ‘Birincil Ayar Mekanizması’na geri dönüş sağlanmalı.
8. Karaciğer, dalak ve böbrek sisteminin rantabl-organize çalışması sağlanarak kanın dokuları besleyici ‘Kalitatif ve Kantitatif Etkisi’nin optimize edilmesi önem arz etmektedir.

Sonuç: Yazımızda çerçevesi çizilen Romatoid Artrit (İltihaplı Eklem Romatizması) ve kendi hatalarımız kaynaklı, immün sistemin aşırı orantısız tepkisi nedeniyle ortaya çıkan diğer tüm otoimmün hastalıkların da (Astım - Ankilozan Spondilit - Migren - SLE Lupus - Çölyak - Crohn - Ülseratif Kolit - Hashimoto Tiroiditi - Vitiligo - MS) TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR.

Dr. Ceyhun Nuri
www.drceyhunnuri.com

 

Romatoid Artrit Hakkında Bilgi ve Demeçler

Balık Yağı ve Romatizmal Hastalıklar (Romatoid Artrit /Anlikozan Spondilit vb.)

Balık yağındaki potansiyel terapötik (tedavi edici)  etki Omega 3, DHA, EPA VE Alfa Linoleik Asit içerikleri ile mümkündür. Balık yağı kullanımında bu bileşiklerin yeterli seviyede olması gerekmektedir.

Balık Yağı , bağırsak yüzeyindeki inflamasyonu, bağırsak mikrobiyatasını düzenleyerek sağlayabilmektedir. Faecalibacteriumunda (zararlı bakteriler) azalmayı ve  Bacteroidetlerde (faydalı bakteriler) artışı sağlayarak inflamasyonu baskılamaktadır. Balık yağı çoğunlukla ton balığı, uskumru, somon ve sardalya balıklarından elde edilmektedir ve bu gıdaların tüketimi ile doğal yollardan balık yağı takviyesi alınabilmektedir.

Romatoid Artrit ve Romatizmal Hastalıklar / Obezite / Üzüm Çekirdeği

Obezite, sürekli ve düşük düzeyde inflamasyon oluşturarak ‘Romatizmal Hastalıklar’a neden olabilir. Aynı zamanda obezitenin metabolik sendromla beraber koroner arter hastalığı arasındaki ilişkisinde de kronik inflamasyonlar rol almaktadır. H-CRP ve homosistein düzeyinin takibi bu nedenle önemlidir.İnflamasyon genellikle bağırsak yüzeyinde ve adipoz (yağ) dokuda gerçekleşmektedir.

Probiyotiklerin inflamasyonu azalttığı bilinmektedir. Son yapılan laboratuvar çalışmalarında* probiyotik olarak ‘kefir’ ile beraber polifenolden zengin ‘Üzüm Çekirdeği’ prebiyotik amaçlı kombine edildiğinde, bağırsak geçirgenliğinin azaldığı ve bağırsak yüzeyindeki inflamasyonun inhibe olduğu (azaldığı) kanıtlanmıştır.

  • https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30392364 Published (Yayın Tarihi): 04.11.2018
    Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

 

Mitokondrial Disfonksiyon / Enflamatuar Hastalıklar

Mitokondrial Disfonksiyon / Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom

Mitokondri çok hücreli canlılarda hücre içinde bulunan enerjinin sentezlendiği organeldir. Daha kolay anlaşılabilmesi için ‘elektrik üretim santralleri’ de denilebilir. Genetik yapısı kalıtımsal olarak yalnızca anneden gelmektedir. Kendine özgü ‘mDNA’ ve ‘mRNA’sı vardır. Bu nedenle genetik alt yapısı olan gıdalardan kolaylıkla etkilenmektedir. Fenotipik genlerimiz yediğimiz gıdalardan, çevresel faktörlerden etkilendiği gibi mitokondrilerimiz de etkilenmektedir. Genetiği ile oynanmış gıdalar ve kaynağı belirsiz hayvansal ürünler genlerimiz için tehlike oluşturmaktadır. Gıdaların hazırlanmasında kullanılan koruyucu maddeler ve protein yapılı gıdalar da tehlikeli olabilmektedir. Genetiği ile oynanmış ürünleri tüketmek sorun olduğu gibi bu ürünleri tüketen hayvanların etlerinin tüketilmesi de bir o kadar sorundur.
Hücrelerimizin çalışabilmesi için -70 / -90 milivolt düzeyinde elektiriksel aktiviteye ihtiyacı vardır. Başta kalbimiz olmak üzere kaslarımızda ve tüm hücrelerimizde milyonlarca mitokondri (enerji santrali) bulunmaktadır. Total mitokondriler organizmanın %10’u kadardır. Aldığımız gıdaları oksijen yardımı ile enerjiye çevirmektedir. Aldığımız gıdalar molekülerine ayrılarak glikoz düzeyinde oksijen yardımı ile mitokondri iç zarında krebs ve elektron transport zincir enzimleri yardımı ile enerjiye çevrilmektedir. Bu nedenle enerjiye en çok ihtiyaç olan beyin kalp iskelet kası karaciğerde mitokondri sayısı daha çoktur. Enerji metabolizmasında oluşan hasar iskelet kasında halsizlik güçsüzlük miyopati, kalpte ileti problemleri kardiyomiyopatilere WPW sendromuna beyinde ataksi felç demans ve migrene neden olmaktadır.

Oksijen demiri paslandırdığı gibi uzun vadede mitokondrileri de paslandırmakta – yaşlandırmaktadır. Yaşlanmanın fizyopatolojisinde bu mekanizmanın olduğu kabul görmektedir. GDO lu ve kimyasal katkılı ürünler yetersiz oksijenlenmiş bedenimiz enerji santralinde sorun oluşturmakta kronik hastalıkların sürecini tetiklemektedir. Nasıl ki enerji üretim santralinde sorun çıktığında sanayimizde ve evlerimizde sorunlara neden oluyorsa mitokondrilerimizde de oluşan sorun bütün bedenimizi etkileyecek hasarlara neden olmaktadır. Oluşan hasarların bir kısmı geri döndürülebileceği gibi bir kısmı da kalıcı olmaktadır.

Mitokondrial disfonksiyon enerji döngüsü bozulmuş veya sağlıklı çalışmadığı anlamına gelmektedir. Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız kendini halsiz ve yorgun hissetmenin ve kronik hastalıkların ( Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom vb.) hazırlayıcı faktörlerinden en önemlisi mitokondrial disfonksiyondur.

Mitokondrial disfonksiyonu geriye döndürebilmek ve enerji döngüsünü desteklemek, sağlıklı çalışmasını sağlamak mümkündür. İnsan hücrelerinde genomik instabilite ve mitokondrial disfonksiyon sonucunda hücresel düzeyde yaşa bağlı fonksiyonel gerileme ile kronik hastalıklar ve sonrasında yaşlanma arasında sık görülen bir ilişki vardır. Yaşlanmanın yavaşlatılması ve geriye döndürülmesi üzerine çok çeşitli çalışmalar devam etmektedir. Bu alanda çeşitli dergilerde çok sayıda yayınlanmış makaleler mevcuttur. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30238623

Mitokondrial Resitütasyon (Enerji Üretiminin Desteklenmesi)

• Gereksiz kalori alımının engellenmesi
Vücudumuz kilo almaya göre programlanmamıştır. Fazla alınan kaloriler genetik alt yapımızı bozarak kronik hastalık süreçlerini aktive eden serbest radikal oluşumlarını hızlandırmaktadır. Fazlaca alınan kaloriler başta karaciğer (evre 1,2,3 ) olmak üzere vücudun çeşitli bölgelerinde yağlanmaya neden olmaktadır. Karaciğerde meydana gelen yağlanma nonalkolik hepatosteatoz (NASH) dediğimiz karaciğerin sirozuna kadar gidebilen süreçleri tetikleyebilmektedir. Önlem alınmazsa uzun vadede karaciğerde siroz meydana gelir. Bu olaylar zinciri karaciğerin detoksifikasyon mekanizmalarını bozarak kronik hastalıklara zemin hazırlar.

• Karaciğer Detoksifikasyon Mekanizmasının Desteklenmesi
Antioksidan kapasiteyi artıran moleküller detoksifikasyonu aktive edecektir. Bu moleküller:

1. Üzüm Çekirdeği (Resveratrol)
2. Zerdeçal
3. Demir
4. Magnezyum
5. Yeşil Çay
6. Vitamin D
7. B12 B6 B2 B3 B1
8. Folik Asit
9. Malik Asit
10. Vitamin C
11. Alfa Lipoik Asit
12. N-Asetilsistein
13. Deve Dikeni Tohumu Ekstresi (Silimarin)
14. Vb.

Mitokondrilerin desteklenmesi veya bozulmasına neden olan faktörlerle karşılaşmaması elimizde olan bir durumdur. Organizmanın yaşlanmasının yavaşlatmak ve kronik hastalık süreçlerini yönetmek kalıcı hasarlar oluşmasını engellemek mümkündür.

www.drceyhunnuri.com

Stres ve Otoimmün Hastalıklar

Stres ve Otoimmün Hastalıklar
(Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Sistematik Lupus (SLE), Haşimoto Tiroiditi)

Romatoid Artrit ve Disbiyozis

Romatoid Artrit ve Disbiyozis

Bağırsaklarımız en başta bağışıklık organlarıdır ve besin emilimi ve sindirimi aslında ikincil görevidir.
Hastalığın oluşmasında karşılaştığımız belirleyici unsur bağırsaklardaki ‘Fermantasyon’ ve ‘Putrifikasyon (çürüme – kokuşma)’ arasındaki farklılıktır.

ÇÜRÜME:
– Her zaman laktobasillerde eksiklik görülür.
– Karsinojen clostridium bakterilerinde çoğalma olur
– Karaciğer ve beyine yük bindiren amonyak üretilir
– İntestinal mikozların paralizi olmasına neden olur (Bu durum sanayileşmiş ülkelerde epidemik hale gelmiştir)
– İntestinal düz kasların paralizisi sonucunda konstipasyon, otointoksikasyon ve sonrasında kanser gelişim riski vardır

FERMANTASYON:
Bağırsaktaki doğal flora elemanlarının sağlıklı bir dağılımla hem beslenmesini hem de bağırsaklar için faydalı salınımlar (hormon , enzim ve vitamin ) oluşturması sürecidir.
Sanayileşmiş toplumda yaşayan bireylerde beslenme alışkanlıklarına göre toplumun önemli bir kısmında fermantasyon ciddi bir şekilde azalmış, çürüme ve yan etkileri baskın bir şekilde ağırlık kazanmıştır.
Bağırsaktaki doğal denge sağlanmadan ROMATOİD ARTRİT gibi belirgin ENFLAMATUAR hastalıkların tedavi edilmesi mümkün değildir.

Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri / Otoimmün Hastalık Oluşumu

Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri / SAKROİLEİT – SKOLYOZ – ANKİLOZAN SPONDİLİT – ROMATİZMAL HASTALIKLAR – ENFLAMATUAR HASTALIKLAR

Ayak bileğimizde lateralde (dış taraf) üç, medialde (iç taraf) ise dört bağ yapısı bulunmaktadır. Bu durum ayak bileğinin dış tarafının travmalara daha açık ve yatkın olmasına neden olur. Yani en sık burkulmalar inversiyon (ayak tabanı iç yana bakacak şekilde döndürme) burkulmalarıdır.

Ayak bileği bağlarında oluşan yaralanmalar sonucunda bu bağlarda laksisite (gevşeklik) gelişebilir. Bu laksisite giderilmediği takdirde ayak bileğinde tekrarlayan travmalar yaşanır, durum kronikleştikçe de KAS – FASYA – KEMİK zinciri üzerinden daha yukarıdaki yapılara yansıyacak klinik tabloların oluşmasına neden olacaktır.

Örneğin; kompansasyon mekanizmasının devreye girmesi ile sol ayak bileğindeki bağ gevşekliği nedeniyle yürüme paternini destekleyen kalça eklem ve kaslarımız (özellikle sağ taraf) kasılarak durumu tolere etmeye çalışacaktır. Kalça ekleminde (sakroiliak eklem) yüklenme başlar. Bağdaki gevşeklik ve enflamasyonun süreklilik arz etmesi beraberinde kalça ekleminin enflamasyonunu da (sakroileit) doğuracaktır.

İklimsel patojenik faktörler (soğuk,sıcak, nem,rüzgar), aşırı fiziksel çalışma ve aşırı egzersiz gibi enflamasyonu artıran unsurlarla birlikte, toplumda önemsenmeyen ancak yaygın olarak görülen ‘Ayak Bileği ve Kalça Bağlarındaki Gevşeklik Problemleri’ de aynı etkiyi göstererek, vücutta altyapısı var olan SAKROİLEİT, SKOLYOZ ve ANKİLOZAN SPONDİLİT gibi ROMATİZMAL hastalıklar başta olmak üzere diğer otoimmün tabanlı ‘ENFLAMATUAR HASTALIKLAR’ ın oluşum – seyir paternlerini agreve (kötüleştirme) edebilir. Bu gevşeklik giderilmeyip kronikleşirse bu hastalıkların tedavisi de zorlaşacaktır.

Romatoid Artrit ve Yaygın Ağrıların Tedavisinde Metabolik Altyapı Problemleri

Romatoid Artrit ve Yaygın Ağrıların Tedavisinde Metabolik Altyapı Problemleri

– Adrenal Yetmezlik (Böbrek üstü bezinden adrenalin ve nöradrenalin salınımında azalma.
– Hipotiroidi (Haşimoto)
– Pankreas Yetmezliği (Sindirim salgılarında azalma/ Tripsin – Kimotripsin vb.)
– Mide Hipoasiditesi (Çok yaygın kullanılan PPI nedeniyle)
– İntestinal Kandidiyazis (Bağırsakta orantısız mantar artışı)
– Hipoglisemi (Pankreas enzim yetmezliği / Glukagon)
– B12 ve D Vitamini Eksikliği
Romatoid Artrit oluşumunda, hastalık eklemler çevresinde seyrediyor gibi görünse de, daha derin bir bakış sergilendiğinde bu METABOLİK ALTYAPI problemlerinin çözülmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Ancak bu oluşum tablosu netleştikten sonra lokal semptomatik tedavi değil, tamamen İYİLEŞME evresine geçilebilecektir.

Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/

İmmün Sistemi Aktive Edici Ve Baskılayıcı Unsurlar

İMMÜN SİSTEMİ AKTİVE EDİCİ UNSURLAR (Anti – Enflamatuar)
– Düzenli ve bilinçli fiziksel aktivite (Günlük en az 30 dk tempolu yürüyüş)
– Geçmişi ve değerleriyle kendini kabullenme (Sürekli stres faktörünün ortadan kaldırılması)
– Motive edici yönde aile, arkadaş ve sosyal çevrenin desteği
– Sakin ve mutlu bir yaşam şekli benimsenmesi (Seratonin, dopamin ve melatonin gibi hormonların üretiminde etkilidir)
– Hücre polaritesini bozucu odaklardan mümkün olduğunca uzak durulması ve koruyucu önlemlerin alınması (Mobil cihazlar – WiFi Modem – Pc – TV vb. cihazlar)
– Akdeniz Diyeti, Hint Mutfağı, Asya Mutfağı gibi beslenme tarzının uygulanması

İMMÜN SİSTEMİ BASKILAYICI UNSURLAR (Pro – Enflamatuar)
– Sedanter yaşam tarzının devam etmesi
– Anlaşılamama, kendini ifade edememe, topluluklardan dışlanma ve iletişim kurma problemleri
– Toplumsal cinsiyet problemleri ve negatif ayrımcılık (İnkar veya reddetme)
– Öfke, stres, duygu – durum bozuklukları ve depresyon
– Günümüzün dayatılmış gıda formlarının tüketilmesi (Dondurulmuş, katkılı, ambalajlı ve rafine ürünler)

Besinsel Tüketim Hataları ve Enflamatuar Tabanlı Klinik Tablolar

Anne karnındaki dönemden başlayarak bebeklik – çocukluk ve gençlik evrelerinde önemsenmeyen besinsel tüketim hataları hücre seviyesinde fizyolojik fonksiyonların değişmesine ve ilerleyen süreçte Ankilozan Spodilit, Romatoid Artrit, Tiroid Hastalıkları ve diğer Enflamatuar Tabanlı Klinik Tabloların oluşumuna zemin hazırlamakla birlikte, bu tercihlerdeki ısrar, mevcut hastalıkların da derinleşmesine, yaşam kalitesinin hızlı bir şekilde düşmesine neden olmaktadır.

Sindirim Süreci ve Hastalık Oluşumu

Pepsin, protein hazmında ve vücudun yapıtaşı olan amino asit formuna dönüşümünde önemli bir enzimdir. Bu AKTİF enzim midede PASİF formu olan ‘Pepsinojen’in mide Hidroklorik Asidi (HCI) ile işlem görmesi sonrası aktif hale (Bu aktivasyon için midedeki pH değeri 3’ün altında, 1 – 2 seviyelerinde olmalıdır) gelmektedir. Mide özsuyunda bulunan hidroklorik asit (HCI), alınan besinlerin özümsenmesi için mide iç ortamını istenen seviyede tutmaktadır.
Vücuda alınan proteinin ve bu besin ögesini ayrıştıracak olan pepsin enziminin fonksiyonunu yerine getirebilmesi için mide özsuyunun optimal seviyede asidik olması gerektiği gibi esansiyel doğal asidik sular (turşu suyu, limonlu salata, sirkeli salata, şalgam suyu vb) ile de takviye edilmesi gerekir. Bu hidrolizasyon (SU eşliğinde parçalanma) sonrasında proteinler vücudun ihtiyacı olan amino asit öncesi formlara (polipeptit) dönüşür. Bu ara formlar bağırsakta peptidaz enzimi ile amino aside indirgenerek vücudun yapıtaşına dönüşmektedir.
Sindirim sürecinde MİDE doğal asit ortamı sağlanmazsa, yoğun bazik ortamda protein denatürasyonu (protein moleküler yapısının yararsız yıkımı) ile birlikte sindirim atıkların (amino asit seviyesine kadar indirgenmemiş protein agregatları) bağırsak yüzeyinde birikmesi bağırsak yüzeyine karşı enflamatuar tepkiyi artırır (Ülseratif Kolit, Crohn, Çölyak vb.)
Bağırsak yüzeyinde bu birikim sonrası sızdırmazlık duvarı bozularak geçirgenlikte aşırı artış olur ve metabolik atıklar dolaşım sistemine dahil olur. Bu süreçte bağ dokuda başlayan birikmeler tiroid bezi, kalça ve eklem gibi vücudun organlarına / alanlarına karşı reaksiyonel öz saldırının başlamasına, dolayısıyla da Haşimoto, Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit ve Astım gibi hastalıkların oluşumuna neden olur.
Hekiminizin Önerisi:
– Tuzla Başlanıp (Doğal Kaya Tuzu) Tuzla Bitirilmesi Mide Enzimatik Salınımının Regülasyonunda Önemlidir. Not: Tansiyon hastaları, doktorunun önerdiği rejime tabi olmalıdır.
– Yemekle Birlikte ve Hemen Sonrasında Su, Çay, Kahve, Meyve Suyu, Meyve, Maden Suyu, Tatlı vb.Tüketilmemeli
– Sirke ve Turşu / Turşu Suyu Tüketimi Artırılmalıdır (Mide Asidik pH’ının Korunmasında Önemlidir).
– Domates / Domates Suyu (Taze Sıkılmış) Tüketilebilir (Besinsel Ögelerin Özümsenmesinde Önemlidir).
– Yemekte Mutlaka Su İçilecekse de Limonlu Su Tüketilmelidir (pH Dengesi Alkali Olan Suyumuzun Doğal Yoldan Asitleşmesi Sağlanmalı).
– Sindirimi Zor Olan Protein Ağırlıklı Gıdaların Hazmını Kolaylaştıracak Sebze Ve Bitki (ıspanak, pazı, semizotu, brokoli, domates, biber, marul, maydanoz, roka, dereotu, tere vb.) Tüketimi Artırılmalıdır.

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit Hastalıklarının Altyapı Oluşumu

Ankilozan Spondilit ve Romatoid Artrit Hastalıklarının altyapı oluşumunda veya mevcut enflamasyonun akümülasyonunda ( iltihabın katlanması) Epstein–Barr virüsü (EBV), Üreoplazma, Sitomegalovirüs (CMV) virüslerin etkinliği yeni yayın ve literatürlerde yerini almaya başlamıştır.

Özellikle KRONİK / ENFLAMATUAR KÖKENLİ HASTALIK grubunda bu patojen mikro organizmalara karşı vücudun antikor titrelerinde % 80 civarında artış ve B lenfositlerinin yoğun aktivasyonu hayvan – insan klinik çalışmalarında bildirilmektedir. Romatoid Faktörlerin yükselmesinde rol oynayarak mevcut hastalıkların da agreve edici hale gelmesine neden olmaktadırlar.

İmmün sistemdeki dağınık ve hedef patojen ayırt etmeksizin bütün dokulara karşı tepkisel – negatif etki sonucu aşırı ancak etkin olmayan (Örnek: SU > SEL) bağışıklık tablosu ortaya çıkar. Bu durum ise enflamasyonu fizyolojik sınırların dışına taşıyacağı gibi esansiyel (dış kaynaklı) organik / inorganik girdilere karşı optimal savunma tepkisinin ortaya konamamasına neden olacaktır.

Hücre seviyesinde tedavi planı kurgularken vücut mikrobiyotası güçlendirilerek disbiyoza (faydalı canlı yaşamın yerini zararlı mikro organizmalara bırakması) engel olunmalı, immün reaktif tepki protektif (koruyucu) sınırlara çekilerek (Örnek: SEL > SU) KRONİK / ENFLAMATUAR KÖKENLİ HASTALIK'ların tedavisi önündeki engel ortadan kaldırılmalı.

Romatoid Artrit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/iltihapli-eklem-romatizmasi-tedavisi/
Ankilozan Spondilit Hakkında Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/iskelet-sistemi-hastaliklari/ankilozan-spondilit-tedavisi/

Civan Perçemi – Otoimmün Hastalıklar

CİVAN PERÇEMİ – OTOİMMÜN HASTALIKLAR

Otoimmün alt yapıya sahip hastalıklarda (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi) İLTİHABİ YÜKÜN AZALTILMASI tedavi protokolünde önemli bir aşama olmakla birlikte hastanın şikayetlerinin hafifletilmesinde yardımcı olacaktır.
Civan Perçemi (achillea millefolium) etkin ve olumlu şekilde ana tedaviye destek olur.

 

Sonbahar ve Otoimmün Hastalıklar

Sonbahar ve Otoimmün Hastalıklar

– Yaz tatili sonrası stresli dönemin başlaması
– Mevsim değişimi ile havadaki ısı ve nem değişimi
– D Vitamini değerlerinde şiddetli düşüş. Stres hormonlarının aşırı tetiklenmesiyle, D vitaminin hızla tükenmesi. Kapalı ortamda geçirilen sürenin artması

Otoimmün alt yapıya sahip hastalıklarda (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi)mevcut durumun agreve olmasına neden olur.

– KORTİZOL hormonu seviyesi sürekli takip edilmeli. Sabah 09:00’dan önce değerlere bakılmalıdır
– Ayak altı, boyun kökü ve göbek altına sıcak uygulama. Günde 1 kez akşam 20-25 dk
– D vitamini seviyesi sürekli takip edilmeli. 100 ng/ml değerinde tutulmalıdır
– Yağlı balık (somon, uskumru vb) ve yumurta tüketimi artırılmalı. D vitamini seviyesinin korunmasında destektir

Hücre seviyesinden başlayacak bir tedavi protokolü ile, orantısız enflamatuvar biyokimyasal sürecin yönetim ve takibi sağlanmalıdır.

Vücuttaki Şiddetli Kuruma ve Alınan Soğukluk

Bireysel Hatalar Nedeniyle Vücuttaki Şiddetli KURUMA ve Alınan SOĞUKLUK Bu Hastalarda (Romatolojik Hastalıklar) Kaçınılmaz Olarak İçeride İki Sonuç Doğurur:
– KURULUK iç ısıyı artırarak enflamasyonun tetiklenmesine zemin hazırlar. El ayak burun kulak gibi uç akral noktaların soğukluğu ile birlikte hastalar ‘İÇ YANGI’dan bahsederler
– Dıştan alınan SOĞUKLUK ise dalak sisteminin sıvı değişim ve naklindeki imbalansına ve transferin belli noktalarda durağanlaşarak ÖDEMLİ dokuların ortaya çıkmasına neden olur

Romatolojik Hastalıkların Gelişiminde Üç Predispozan Faktör

– Ebeveynden Aktarılan Hastalık Değil, DNA Okuma Hatasıdır .
Tüm genetik hastalıklar, vücudun hücre DNA’sını rejenere etme kapasitesi aşıldığında ortaya çıkmaktadır.

– Edinsel Etmenlerle Vücut Özünün Zaafa Düşürülmesi .
Yanlış beslenme, stres yönetimi eksikliği, asidoz, hipoxi, toksisite, ağır metallere maruziyet, otoimmünite,aşırı fiziksel aktivite, D vitamini eksikliği, uyku düzensizliği vb.

– Mutlak Şart Olarak Dış İklimsel Patojenik Faktörlere Maruziyet
Bu predispozan faktörün etkin olabilmesi için vücut özündeki zafiyetin yaşanması şarttır. Özdeki bu zafiyetle birlikte, uzun süreli olmasa bile iklimsel faktörlere kısa süreli maruziyet dahi hastalık kliniğini başlatabilir. (Çocukluk döneminde ÜSYE sıklığı ve aşırı kimyasal vb. öyküsü olan bir insanın yarım saatlik soğuk veya rüzgara maruziyeti hastalığın oluşumu için yeterli bir faktördür)

Romatolojik Hastalıkların Tedavisinde Dört Önemli Başlık

– Sıvı Değişim ve Transportunun Düzenlenmesi
Mutlaka dalak sistemi regülasyonu sağlanmalı. Sıvı viskozitesi ve akışkanlığı birincil ayara gelmesi için vücut reinforme edilmeli

– İç Isının Temizlenmesi
El ve ayak gibi akral bölgelerde soğuklukla birlikte, beden iç ısısında / enflamatuvar tepkisinde artış vardır

– Stres Yönetiminin Sağlanması
Zihni sakinleştiren enerji regülasyonu ön plana alınmalıdır. Stres ile birlikte stres hormonlarında (nöradrenalin ve kortizol) aşırı artış tespit edilmektedir

– Kanın Dokuları Besleyici Kalitatif ve Kantitatif Etkisinin Optimize Edilmesi
Karaciğer, dalak ve böbrek sisteminin rantabl – organize çalışması ile direkt ilgilidir

Romatolojik Eklem Hastalıkları – Isırgan Yaprağı

Romatolojik Eklem Hastalıkları başta olmak üzere, enflamatuar hastalıklar grubunda doku ödemi gelişimi, histamin mediatörünün ani ve erken fazda hücre membran geçirgenliğini artırmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Allerjik reaksiyonun tetiklenmesi ile birlikte eklem ve yumuşak doku iltihabı kaçınılmazdır.

Isırgan Yaprağı* 3 önemli etkisi ile bu sürecin yönetiminde (durdurulması – geriletilmesi) etkin fitoterapötik bir ajandır:


– Güçlü antioksidan etkisi (Süperoksit Dismutaz (SOD) ve Katalaz (CAT) aktivitesini indüklemede etkilidir)
– Özellikle böbrek üzerinden atılımı destekleyen güçlü detoks ajanı
– Antihistaminik etkisi ile allerjik reaksiyonun gerilemesine yardımcı

* Tedavi protokolü, reçetenin hastaya özgü hazırlanmasını gerektirdiği için,teknik ayrıntı mutlaka hekim tarafından belirlenmelidir.

Romatolojik Hastalıkların Tedavisinde En Önemli Hedef

ROMATOLOJİK hastalıkların tedavisinde en önemli hedef ‘AŞIRI ORANTISIZ ENFLAMATUAR TEPKİ’nin dengelenmesidir.

Bunun için:
– Bu orantısız tepkiye neden olan iltihabi dış yükün azaltılması,
– Dahildeki iltihabi yükü sonlandıracak sitokin ve mediatörlerin (lipoksin, IL-4, IL-10, IL-13, TGF-Beta) aktivasyonu ,
– Proinflamatuar (iltihabı artırıcı), Ağrı Yapıcı, Vazokonstriktör (damar daraltıcı), Agregan (çökmeyi, yığılmayı artırıcı) sitokinlerin (PAF, TNF-ALFA, IL-1, IL-6, IL-5) azaltılması gerekmektedir.

ZERDEÇAL – ZENCEFİL – ARDIÇ MEYVESİ – ISIRGAN YAPRAĞI –
CİVAN PERÇEMİ – MEYAN KÖKÜ kombinasyonu*
enflamasyonun önlenmesinde etkindir.

* Tedavi protokolü, reçetenin hastaya özgü hazırlanmasını gerektirdiği için, teknik ayrıntı mutlaka hekim tarafından belirlenmelidir.