+90 (312) 472 17 69

ROMATOİD ARTRİT

ROMATOİD ARTRİT / İLTİHAPLI EKLEM ROMATİZMASI

TANIMI

Klasik Tanımı

Romatoid Artrit genellikle eklemlerde şişme, ağrı, hareket kısıtlılığı, tutuklukla başlayıp kalp, böbrek ve birçok organın etkilenmesi ile seyreden kronik enflamatuvar bir hastalıktır.

Dr.Ceyhun NURİ’nin Geniş Tanımı

İç (Üzüntü, Stres vs.) ve Dış ( Nem, Soğuk, Yanlış beslenme vs.) patojenlerin tesiri ile artan alerjen ve toksinlerin neticesinde başta bağırsak ve karaciğer, hücre çekirdeğinin ve DNA’nın değişmesi ile bağışıklık sisteminin aşırı uyarılgan hale gelmesi ve çoğunlukla eklemleri ama genelde bütün vücut sistemlerini tahrip eden bağışıklık sistemi tabanlı kronik otoimmün bir hastalıktır.

OLUŞUM NEDENLERİ

Klasik Bakış:

Nedeni Bilinmiyor.  Bağışıklık Sisteminin aşırı uyarılgan hale gelmesi vücudun kendi hücrelerini yabancı kabul etmesi ile başlıca eklem içini döşeyen sinovyum tabakası iltihaplanır. Eklem içerisinde iltihap hücreleri toplanmaya başlar ve bu iltihap hücrelerinden çevreye zarar verecek bir kısım maddeler (sitokin, antikor, enzim) salgılanır. Devamında eklem, kıkırdak, tendon, kas ve diğer iç organların tutulumu, harabiyeti eklenir.

Dr.Ceyhun NURİ’nin Oluşum Nedenlerine Bakışı:

Bir hücre hayal edin. Bu hücrenin DNA’yı içinde barındıran çekirdeği, mitokondrisi, sitoplazması ve birçok yapı taşları var. Bu hücrenin hayatiyeti, osmoz olayına yani hücre içi ile dışı arasında ki tuz, element ve su miktarına bağlı. Bu hücrenin duvar yapısını koruması için fosfolipid dediğimiz bir kısım yağlara ihtiyacı olduğu gibi. Hücrenin oksijen ihtiyacı doğru nefesle karşılanması gerektiği gibi, bu oksijenin hücreye ulaşması için demire de ihtiyacı vardır. Bu hücrenin D vitamini, Sinirsel uyaranların sağlıklı çalışması için B12 Vitamini gibi daha birçok eksiğin dışarıdan idame edilmeye ihtiyacı vardır.

Bu hücrenin bazı şeylere ihtiyacı olduğu gibi stres sebebi ile oluşan oksidatif stres radikallerden kurtulmaya da ihtiyacı vardır. Su içmediğimiz için, Unlu ve şekerli mamulleri sıkça tükettiğimiz için hücre içerisinde biriken alerjen ve toksinlerden de temizlenmeğe ihtiyacı vardır vs.

Bir örnekle meseleyi biraz daha akla yatkın hale getirelim. Bir parça nefis kebap paçası yediğinizi düşünün. Normalde bir lokma güzelce, yavaş-yavaş ağızda çiğnendikten, parçalandıktan, didiklendikten sonra, mideye gönderilir ve oradaki bazı enzimler (proteaz) sayesinde bu parçalanmış et parçaları (mide bu parçalama işlemini yapamaz) polipeptid denen ara forma dönüşür. Ardından bu karışım ince bağırsaklara gönderilir. Bu durakta da polipeptid denen ara form burada ki enzimlerle (peptidaz) vücudumuzun istifade edebileceği aminoasit şekline dönüşür. Ve bağırsaklardan da emilerek hücrelerimizin yapı taşına dönüşür.

Eğer siz bu et parçasını çiğnemeden hızlı bir şekilde yutarsanız, mide bu diri-diri yutulan koca kitleyi ayrıştıramaz. Çözümlenmemiş et parçası olduğu gibi bağırsaklara geçer. Normalde aminoasit gibi bedenimizin istifade edebileceği bir şekilde bağırsaklardan emilimi gerçekleşmesi gerekirken, fizyolojimizle uyumsuz bir şekilde vücudumuza girmeye başlar. Emilmeye başlayan bu aminoasit parçacıkları bağışıklık sistemi (Lökosit, NK, Lökotrien vs.) tarafından temizlenmek, detoksifiye edilmek üzere karaciğere götürülür. Eğer bu tarz yaşam devam eder ve sürekli bedenimize mizacımıza zıt gıda, alerjen, katkılı gıda vs. girmeye devam ederse bağırsaklarımızın sızdırmazlık duvarı bozulmaya başlar ve artık sürekli emilmemesi gereken fizyolojimizle uyumsuz maddeler beden yapımıza girmeye başlar. Artık karaciğerimiz bunların hepsi ile başa çıkamaz, bedenimizi korumaya çalışan bağışıklık sistemimiz bu yabancı aminoasit, alerjenlere karşı sürekli gösterdiği tepki nedeni ile aşırı uyarılgan hale gelir. Ve yabancı maddelere karşı gösterdiği reaksiyonu kendi hücrelerine karşıda göstermeye başlar. Bu duruma otoimmün cevap diyoruz.

Karaciğerin temizleyemediği birçok toksin tekrar kana verilmeye başlanır. Kan dolaşımının zayıf olduğu bölgelerde, artan alerjenlerinde etkisi ile bazı maddeler ( Histamin vs.) salgılanmaya başlar. O bölgelerde ağrı ödem, şişlik, sızı, kızarıklık yani kısacası enflamasyon gelişmeye başlar.

Doğu tıbbının da öğretilerini bu açıklamalarımıza eklersek romatoid artritin sıcak ve soğuk türleri, üst ve alt vücut yarısında tutulum gösterenler, eksiklik veya fazlalık sendromu, ağrı veya ağrısız seyreden, rüzgar, nem ve soğuğunda  etkilediği RA tiplerinden bahis etmek mümkündür.

Rüzgâr baskın artralji genellikle üst vücut yarısını etkilerken. Nem-egemen artraljiler en sık vücudun alt kısmını etkileyen ve şişme ve eklemlerde sertlik ve uyuşukluk hissinin eşlik etmesi karakterizedir. Soğuk egemen artrit, özellikle yaşlılarda ekstremitelerde dolaşım eksikliğinin hâkim olduğu ve özellikle alt sırt bölgesi, böbreklerin etkilenmesi ile karakterize

Romatoid Artriti Diğer Eklem Hastalıklarından ayıran özellikleri

En sık RA ile karışan hastalık Osteoartrittir.

Osteoartritte, eklemlerden biri giderek kötüleşmeye ve sürekli keskin ağrı ile kendini gösterir.

Eklem tutulumu konusunda, RA ve Osteoartrit her hangi bir eklemden başlayabilirler. Ama bununla birlikte RA’de genellikle parmaklar etkilenirken, Osteoartritte en çok kalça ve diz eklemi etkilenir

GENETİK YATKINLIK

Romatoid Artrit hastalarında HLA-DR4 genetik belirleyici gösterilmiştir. Unutmayalım anne-babadan çocuklara aktarılan hastalık değildir. Aktarılan Anne-babaların hataları yüzünden DNA da ki okuma hatalarıdır (Fenotip yapı)

TANIDA NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR.

Hasta detaylı bir şekilde sorgulandıktan( Anamnez) sonra, çok detaylı bir şekilde fizik muayeneye tabi tutulmalıdır. Buradan elde edeceğimiz verilerle bizim tetkik isteme listemiz oluşacak. Eritrosit Sedimentasyon Hızının ve CRP yüksekliği, “Romatoid Faktör” testinin pozitifi oluşu teşhisi destekler. Bununla birlikte bu hastalarda mutlaka ek tetkikler istenmelidir ( İnsulin, 25 Hidroxi Dvit, Ferritin,  Rutin Biyokimya vs.).

Unutmayalım Hasta-Hastalık-Tedavi ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurgulanması için, Doktorun Hastayı bir bütün olarak ele alması gerekir.

TEDAVİ

Klasik Yaklaşım

Henüz etyolojiye yönelik yani sebebi çözmeye yönelik bir tedavi yoktur. Uygulanan tedaviler ise ağrıyı gidermeğe, bağışıklık sistemini immunsupresiflerle baskılayarak iltihap oluşumu ve eklem tahribatının ilerlemesi durdurulmaya çalışılıyor.( NSAİD, İVİG, Metotreksat, Metilprednisolon, Siklosporin, Sülfasalazin vs.)

Dr.Ceyhun NURİ Yaklaşımı

Tedaviye Yaklaşımı Dört Aşamada incelemekte fayda fardı.

  1. Vücuda dâhil olan ve başta hücreyi, dokuları, sistemleri zora sokan ve fizyolojimiz acısından yabancı kabul edilen alerjen ve toksinlerin (İlaçlar, Gıda takviyeleri, Kızartmalar vs.) vücuttan atılımını sağlamak ve yenilerini eklememek lazım
  1. Bedenimizin sağlıklı işleyişinin sağlanması için bedende ki eksiklikler tespit edilerek onların yerine konması gerek (D Vit., B12 Vit., Ferritin, Su, Spor, Oksijen vs.)
  1. Vücutta, özellikle Karaciğer, Bağırsak, Solunum vs. sistemlerinin düzenlenmesine yardımcı olmak gerek. Bu vücudun kendi onarım mekanizmasının düzene girmesi demektir.
  1. Hastalığın tamamen bitmesi için DNA üzerinden sağlıklı bilgi akışı temin edilmeli. Yani genetik alt yapı çözülmelidir.(Genetik problemler çözümsüz değildir!!!!)

NOT: Unutmayalım, Tedaviye mutlaka bütün beden yapılarımızı ( Fizik, Enerji, Bilgi, Ruh )  dahil etmemiz lazım!!!

ÖNLEM ALINMAZ İSE GELİŞEBİLECECEK İSE KOPLKASYON / YAN ETKİLER NELERDİR?

Eklem Deformiteleri

Hareket Kısıtlılığı

Kalp, Böbrek ve diğer için organların tutulumu

Otoimmün diğer hastalıkların da (Behçet, Ankylozan Spondilit, SLE, İBS vs.) eklenmesi ile tablonun kötüleşmesi vs.

HASTALARIMIZA TAVSİYELERİMİZİ

1.Her gün bir kâse yoğurdun içerisine 2 tatlı kaşık öğütülmüş zerdeçal, bir tatlı kaşığı öğütülmüş zencefil, bir tatlı kaşığı öğütülmüş çörek otu, bir tatlı kaşığı öğütülmüş üzüm çekirdeği koyarak tüketimi sağlanır ise vücutta ki iltihap / enflamasyonun azalmasına yardımcı olurlar

2.Sinirli otun ıspanak gibi pişirilip tüketimi sağlanır ise bu da aynı şekildi bedende ki iltihabın azalmasına katkıda bulunur

3.Alerjen ve toksinlerin giriş kapısı sayılan bağırsak yapımızın tamiri için haftanın iki gününü tamamen sebze yemekleri ile geçirsinler. Günde üç kez aç karnına saf kantaron yağı tüketsinler

Tavsiyeler bu yazıya sığmayacak kadar çoktur.

Dr. Ceyhun NURİ     

Daha fazla bilgi için lütfen iletişim bilgilerimizden bize ulaşın.