Haşimoto Tiroiditi Tedavisi

Hashimoto Tiroiditi Dergi Yazıları

Hashimoto Hastalığı Oluşum Nedenleri

HASHİMOTO HASTALIĞI / OLUŞUM NEDENLERİ başlıklı Dr. Ceyhun Nuri’nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi – Şubat 2018 / Life Sağlık

HASHİMOTO HASTALIĞI OLUŞUM NEDENLERİ

Haşimoto tedavisinde ana maksat tiroit bezine karşı oluşan aşırı ve orantısız enflamatuvar tepki silsilesini durdurmaktır. Oluşum nedenini anladığımızda hastalık kronik seyrini terk ederek iyileşme sürecine girecektir.

Haşimoto Tiroiditi: Genelde tüm vücudun özelde de tiroit bezinin sürekli iltihaplanması (enflamasyon) ve salgıladığı hormonların azalması (Hipotiroidi) ile birlikte karakterize otoimmün bir hastalıktır. Bu bir tiroidit vakasıdır, yani tiroid bezinin iltihabıdır.

Bu hastalığın klasik anlayış içerisinde tedavi edilememesinin sebebini şu yaklaşımda ararsak daha doğru olacağı kanaatindeyim; Bizzat tiroit disfonksiyonu mu var yoksa bu bezin fizyolojik dengesini koruyabilmesi için diğer sistemlerin gereken desteği sağlayamaması nedeniyle mi hasta. O zaman “Tiroit bezimiz neden fonksiyonlarını icra edemiyor?” sorusunun cevabını verebiliriz.

Tüm sorun bu iltihabın, daha doğrusu da tiroit bezine karşı oluşan enflamasyonun sadece ona has olmadığı gerçeğinin bilinmeyişidir.

Hashimoto her ne kadar tiroit bezini ilgilendiren bir hastalık gibi görünse de temelinde bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi yatmaktadır, bu duruma ‘Otoimmün Cevap’ deriz.

Vücutta tüm metabolik süreçler yaşamı koruma üzerine ayarlanmış durumdadır. Hastalıkların seyri öncelikle önemsizden önemliye, aşağıdan yukarı, dıştan içe doğrudur. Bu durumda öncelikle cilt, saç, eklem, kol, bacak gibi hayati olmayan organlar etkilenir. 2.Aşamada safra kesesi, yumurtalıklar, tiroid gibi hayati olmayan ancak önem arz eden organlar etki görmeye başlar. 3.aşamada ise hayati organlar da dejeneratif / destruktif (yıkıcı) reaksiyona katılacaklardır.

Bu, yaşamı tehdit eden bir süreçtir ve sadece sizin daha ne kadar kronikleşme eylemine izin vereceğinize bakmaktadır.

Oluşum Nedenlerinden Bazıları

1. Susuzluk, enflamasyonu (iltihap) tetikleyen en önemli mekanizmaların başında geliyor.

Yetersiz su tüketimi ve suyun vücuttan atılımını artıran eylemlerin (ateş, idrar atılımını artıran diüretik ilaçlar, bir kısım tansiyon ilaçları, alkol vb.) çoğalması ile birlikte vücutta kuruma (dehidratasyon) başlar. Bedenimizde her şey hayatta kalmak üzere ayarlanmıştır. Su girişi azalırsa bu değeri artmış sıvı hayati organlara (beyin, kalp, akciğer, böbrek) yönlendirilir. Bir kısım hayati olmayan organlarımız bu azalmış sudan mahrum kalır (saçlar, kollar, bacaklar, bağırsak, tiroit vb.). Vücutta suyun organlar arasındaki bu regülasyon mekanizmasından görevli maddelerden birisi de HİSTAMİN’dir. Histaminin aşırı salınımı suyun dağılım oranlarına etki ederek enflamasyon (iltihap) artışını hızlandırır. Su atılımını artıran negatif sıvılardan (alkol, kafeinli içecekler, hazır meyve suları, siyah çay, kahve vb.) uzak durulmalı.

2. Vücut asit-baz dengesinin bozulması

Vücudumuz hafif alkalidir, vücut Ph dengemiz 7,35-7,45 değerleri arasında olmalıdır. Su tüketiminin azalması vücudu asitleştirir. Özellikle, mizaca ters gıdalar, unlu-tahıllı gıdalar, kavrulmuş çerezler, işlenmiş gıdalar, şekerli ve aşırı proteinli gıdaların alınması veya et/tahılların işlenmesi esnasında kalsiyum, potasyum, magnezyum gibi alkali yapıcı maddelerin kaybedilmesi, vücut Ph dengesini hızla aside doğru kaydırır. Stres, üzüntü, ruh çöküntüsü de vücut Ph dengesini asit yönüne kaydırmaktadır.

Dokuların, temelde de hücrenin asitleşmesi enflamasyonu (iltihap) artırır, bu durum otoimmün tepkiyi derinleştirir.

3. Alerji ve besin intoleransı ‘Hashimoto Tiroidit’ riskini artırıyor

Tiroid hormonlarının normal olması bağırsak duvarındaki sıkı bağlantıları destekler. Bağırsak canlı mikroorganizma yüzeyinin sağlam olması tiroid hormonlarının aktifleşmesi için gereklidir (T4’ün yaklaşık 1/5’i bağırsak probiyotik bakterilerin yardımı ile bağırsak hücrelerinde aktif formu olan T3’e dönüşür). Bu durumda aktif T3 seviyesi düşecektir.

Eğer hazım sisteminiz bir gıdayı özümseyemiyor, sindiremiyor ve bu besinleri sürekli tüketiyorsanız vücudunuz bunları yabancı madde gibi algılayacak. Bağışıklık sisteminin sürekli tepki göstermesi enflamasyonu (iltihap) artırır. Enflamasyonun artması HİSTAMİN seviyesini artırır ve yine sonuç: Otoimmün Tepki!

4. İnsülin direnci ve Hashimoto

Tiroid işleyişinin baskılanması glikoz metabolizmasını olumsuz etkilemektedir:

– Glikozun kandan alınarak hücre içine girişini azaltır, sonuçta kan şeker düzeyi yükselir.
– Bağırsaktan kan glikoz emilimini azaltır ve kan şeker seviyesi düşer.
– Dokuların insüline cevabını azaltır. Netice dolaşımdaki glikoz hücrelere sokulamaz ve kandaki şeker değeri artar.

Metabolik sendromda (insülin direnci) sık-sık kan şeker düzeylerinde iniş-çıkışları yaşanmaktadır. Bu durumda stres hormonlarından kortizolün salgılanması artmaktadır.

Kortizol yüksekliği tiroid fonksiyonlarını azaltır.

5.Stres

Stres, üretilen tiroid hormonuna karşı hücrelerin cevabını azaltıyor / zorlaştırıyor.
Kronik strese maruziyet vücutta kortizol seviyesini aşırı yükseltir, ayrıca 5’-deiyodinase enziminin işleyişini azaltır. Bu durumda tiroid hormonun aktifleşmesi durur (T4 hormonu T3’e dönüşemez). Tiroit fonksiyonlarının optimal olması için böbrek üstü bezinin sağlıklı olması gerekir, çünkü stres hormonları (adrenalin, kortizol) buradan salgılanır.

6. Doğu Tıbbı’nda tiroid organının işleyişi kalp regülatuar sistemine ve enerjisine bağlıdır. Kalp enerjisi birçok emosyonel travmalardan etkilenmektedir. Doğu Tıbbı anlayışına göre vücuda giren soğuk ve yetersiz sıvı alımı dalak sisteminin regülasyonunu bozmaktadır. Bu durum kan üretimi ve sıvıların nakil/değişim sürecini olumsuz etkilemektedir. Dalak sistemi birçok organın (kalp, akciğer, kalın bağırsak, karaciğer vb.) işleyişinde aktif rol oynamaktadır. Regülasyon mekanizmasında ki aksaklık kalp/tiroit disfonksiyonu ile sonuçlanmaktadır. Özetle bedende öncelikle ’NEM’, sürecin ilerlemesi ile birlikte ‘SICAĞIN’ azalması, vücuttaki yaşamsal gücün/kanın yavaşlamasına ve sıvıların koyulaşarak bir kısım organların beslenmesini olumsuz yönde etkilemesini netice vermektedir.

Hashimoto / Hipotiroidi Bir Tükenmişlik Tablosudur!

Hashimoto tiroiditi otoimmün bir hastalık olduğu için beraberinde aynı alt yapıya sahip hastalıklar da (Tip I DM, çölyak, adrenal yetmezlik, behçet, sistemik lupus, vitiligo vb.) gelişir.

Evet bu bir otoimmün hastalık ve diğer otoimmün hastalıklarla birliktelik kaçınılmazdır. Kimse kendini “Hiçbir problemim yok, sadece Haşimoto hastalığım var” diye rahatlatmasın. Bu süreç devam edecektir, yaşamı koruma adına vücutta bir kısım organların feda edilmesiyle seyreden 1.2.3. adaptasyon evreleri işleyecektir.

Hashimoto uzun süren iltihabi (enflamayonun) sürecin neticesidir. İnsan kendi eli ve isteği ile ürettiği iltihabın içerisinde BATMA yoluna girmektedir.

Kendi bağışıklık sistemimizi yine kendi tiroid hücremize karşı saldırtmayalım!

Dr. Ceyhun NURİ

Hashimoto Hastalığını Ağırlaştıran Faktörler

HASHİMOTO HASTALIĞINI AĞIRLAŞTIRAN FAKTÖRLER başlıklı Dr. Ceyhun NURİ'nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi - Mart 2018 / Life Sağlık

HASHİMOTO HASTALIĞINI AĞIRLAŞTIRAN FAKTÖRLER

Genelde tüm vücudun, özelde de tiroit bezinin sürekli iltihaplanması (enflamasyon) ve salgıladığı hormonların azalması (hipotiroidi) ile birlikte karakterize otoimmün bir hastalıktır Hashimoto.

‘Tiroid bezine karşı enflamatuar tepkiyi tetikleyen süreç nedir?’ sorusu, etyolojik alt yapıyı gözden geçirirken hep aklımızda tutmamız gereken noktadır. Bu durumu açıklarken ise tıbbi otörler ikiye ayrılır:

1.grup; hastalık oluşum nedenini açıklamamakla birlikte, hastalık başladıktan sonra durumu agreve eden faktörlerin üstünde durur ve bunları engellemeye çalışır.
2.grup ise - ki bizde kendimizi bu ekip içerisinde görmekteyiz- hastalık oluşumu ve kliniği ağırlaştıran etyoloji üstünde durmaktadır.

Bir önceki yazımızda hastalığın oluşum nedenleri üzerinde durmaya çalışmıştık, bugün ise ağırlıklı olarak agreve (kötüleştirme) edici nedenlere dikkatinizi çekmeye çalışacağız.

HASHİMOTO HASTALIĞINI AĞIRLAŞTIRAN FAKTÖRLERDEN BAZILARI

Bozucu Ocak ve Alanlar

Hücre aktiviteden uzak/istirahat halindeyken, hücre zarı ile ayrılmış olan iç ve dış alanları arasında potansiyel farkı (hücrenin içi dışından daha negatiftir) korunmaktadır. İstirahat halindeki bu farka ‘İstirahat Membran Potansiyeli’ denir. Hücrelerin bu fizyolojik voltaj farkı hücrenin yapısı ve tipine göre -10 ile -100 mV arasında korunmaktadır. İstirahat halinde polarize durumda olan hücre zarı eşik değerini geçecek uyarana (stimulusa) maruz kaldığında depolarize olarak aktive olmaktadır. Membran potansiyelindeki iniş / çıkışlar hücrenin gereğinden daha erken veya daha geç uyarılmasına neden olur. Sonuçta hücre seviyesinde başlayan süreç metabolik regülasyon mekanizmalarınında (konumuz olan tiroid fonksiyonları da dahil) olumsuz yönde etkilenmesini netice verecektir.

Bu bilgi çerçevesinde, diş dibinde enfeksiyonun varlığı, amalgam dolgu, birden fazla implant diş, vücutta skar/ ameliyat/yara izi, sık enfeksiyon odakları(tonsillit), çürük diş, yanlış protez, tamamlanmamış kanal tedavisi, çene eklemi problemine bağlı temporamandibuler eklem patolojisi, ameliyatlar vb. durumlar sürekli/gereksiz stimuluslar (uyaran) yayarak hücre zarını etkileyecek uyarılma eşik değerinin geçilmesine ve erken depolarizasyonun (hücrenin harekete geçmesini sağlayacak tetikleme) oluşmasına neden olacaktır. Vücutta yılları kapsayacak sürede parazit sinyallerin yayılması, hücresel disfonksiyonu ve enflamatuar tepkinin fizyolojik sınırların dışına çıkışını hızlandıracaktır. Konumuz olan Haşimoto ve diğer birçok enflamatuar /dejeneratif hastalık bu sürecin sonucu olabilir.

D Vitamini Eksikliği

Eksikliği Hashimoto dâhil birçok otoimmün hastalığın oluşmasında risk faktörü olarak gösterilmektedir.

Konumuzla ilgili metabolik/hormonal süreçlere etkisi:

- Enflamasyonun (iltihap) artmasında etkili olan Th2 hücrelerinin aşırı uyarılmasını önleyerek otoimmün tepkinin fizyolojik sınırlara çekilmesini sağlar.

- D vitaminin optimal seviyeden sapması, bağırsak yüzey florasının bozulması ve yüzey geçirgenliğinin artmasını agreve eden faktörlerdendir.Tiroid hormon aktivasyonunun (T4'ün T3'e dönüşümü) %20'sinin bağırsak yüzey hücrelerinde gerçekleştiği bilgisinden hareketle D vitamini seviyesindeki yetersizlik tiroid fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

- Tiroid hormonlarının normal olması D vitaminin aktivitesini destekler. Hashimoto tiroiditi gibi otoimmün tiroid hastalıklarında D vitamininin etki edeceği reseptörlerin yapısı değişime uğraması (polimorfizm) sonucu metabolik reaksiyonlardaki aktif fonksiyonunu yerine getiremez.

Selenyum Eksikliği

Selenyum vücutta eser miktarda bulunan bir elementtir. Özellikle E vitamini ile birleşir ise antioksidan etkisi artar ve vücudumuza zarar veren serbest radikallere karşı koruyucu etkisi potansiyalize edilmiş olur.

Konumuzla ilgili metabolik süreçler:

- Selenyum 5’ deiyodinaz enziminin (T4’den T3 sentezini gerçekleştirir) aktivitesini artırır. Netice de T4’den T3 oluşumu yani tiroid hormon aktivitesi artar. Eksikliğin de bu dönüşüm azalır.

- Selenyum ayrıca tiroid bezini aşırı iyot yüklenmesine karşı korur, bunu tiroid hormon yapımında görevli tiroid peroksidaz enziminin aktivitesini azaltarak yapar.

Stres

Tiroid bezinin sağlıklı olması için öncelikle stres hormonlarının (adrenalin, kortizol) salgılandığı böbrek üstü bezinin sağlıklı olması gerekir.

Stres, vücutta üretilen tiroid hormonuna hücrelerin cevabını azaltıyor ve zorlaştırıyor. Hücrelerin cevap vermesi için reseptörlerinin fonksiyonları normal olmalı. İşte stres esnasında vücutta oluşan metabolik süreçler bu cevap mekanizmasını kötü yönde etkiler.

Kronik strese maruziyet vücutta kortizol seviyesini aşırı yükseltir, ayrıca 5’-deiyodinase enziminin işleyişini azaltır, bu durumda tiroid hormonun aktifleşmesi durur (T4 T3’e dönüşemez).

Adrenalin / Noradrenalin gibi diğer stres hormonları ise insanın iyi veya kötü yönde başlattığı somut/soyut eylemini sürdürme yetisini artırırken, bu esnada hayati organların korunması için periferik damarlarda vazokonstrüktör (damarları daraltıcı) etkiyi artırarak kanın merkezde tutulmasını sağlamaktadır. Bu adaptif ve regülatuvar mekanizmanın çalışması vital (yaşamsal) fonksiyonların korunması için bir kısım organların (tiroid, saç, tırnak, cilt, kol, bacak vb.) kan ve diğer besleyici faktörlerden eksik yararlanımı sonucunu doğuracaktır.

Glüten Enteropatisi- Çölyak

Birçok toplumsal çalışmada otoimmün tiroid hastalıkları ( Hashimoto, Graves vb.) ile glüten intoleransı arasında güçlü bir ilişki tespit edilmiştir.

Bağırsak doğal florası tahrip olunca doğal olarak sindirim işlevi de bozulmaktadır. Bu vakalarda buğday içerisindeki glüten, sindirime ve değişime uğramadan kan dolaşımına geçer. İmmün sistem bu sindirilmemiş protein parçacıklarını yabancı, alerjen, toksin olarak kabul eder. Ve bu maruziyet kronikleşirse savunmanın bunlara karşı gösterdiği tepki (otoimmün) kendi hücrelerimize karşı da gösterilmeye başlar, konumuz olan tiroid bezini de tahrip eder.

Hasta / hastalık değerlendirilirken agreve (zorlaştırıcı) eden faktörler gözardı edilmeden iyileşme süreci doğru yönetilerek başta Hashimoto olmak üzere birçok enflamatuar/dejeneratif hastalığın iyileşme paterni hızlandırılabilir.

Dr. Ceyhun Nuri

Dr. Ceyhun NURİ’nin Hashimoto Hastalığına Yaklaşımı:

HASHİMOTO TAMAMEN İYİLEŞECEKTİR !

İnsanlık ve tıp tarihine dikkatli bakıldığında enfeksiyona bağlı hastalıklar azalırken, genetik ve kronik hastalıkların arttığı görülmektedir. Yaklaşık yüz yıl önce astım, hashimoto, kalp damar hastalığı gibi çok nadir rastlanan hastalıklar bugün çığ gibi artış gösteriyor; ACABA NEDEN ?

 TANIM

Hashimoto, genelde tüm vücudun özelde de tiroit bezinin sürekli iltihaplanması (enflamasyon) ve salgıladığı hormonların azalması (Hipotiroidi) ile birlikte karakterize otoimmün bir hastalıktır .

 TİROİD BEZİNİN ANATOMİSİ

Tiroid bezimiz boğaz olarak bildiğimiz bölgede, 'Adem Elması' tabir edilen gırtlak çıktısının hemen altında iki yanda yerleşim gösteren uzvumuzdur. İki parçadan oluşan bu bez birbirine bağlantılıdır.

TİROİD BEZİNİN NORMAL İŞLEYİŞİ ( FİZYOLOJİSİ )

Tiroid bezinden 'Kalsitonin' ve 'Tiroksin' olarak adlandırılan iki farklı hormon salgılanır. Tiroksin hormonu da iki şekilde bulunuyor:

T4 ( Tetraiodotironin ) %93

T3 (Triiodotironin ) %7 ( Az miktarda üretilmesine rağmen T4’den daha aktiftir )

Bu hormonlar tiroit bezi çalışmasa da yaklaşık üç ay idare edecek şekilde yaratılmışlardır (tiroid bezi içerisinde tiroglobulin denen proteine bağlanarak depolanıyorlar ).

Kanda tiroid hormonları azalınca başlıca hipotalamus denen beyin bölgesinden TRH hormonu salgılanır. Bu zincirleme olarak hipofiz bezindeki TSH hormonunu tetikler. Sonuçta tiroid bezinden yeniden hormon üretimi başlar.

Tiroid hormonlarının fizyolojimiz üzerine etkileri:

  • Bir kısım organlar (beyin, dalak, testis) hariç bütün vücut dokularında ısı üretimini ve oksijen tüketimini artırıyor.
  • Bazal metabolizma hızını ayarlıyor. Azaldığında vücut fonksiyonları yavaşlar (örn: kilo verme durur, sürekli üşür). Aşırı arttığında ise fonksiyonlar gereksiz hızlanır (örn: sürekli aşırı sıcaklıktan şikâyet eder )
  • Beyin gelişimi ve iskelet sisteminin gelişmesinde önemli rol üstleniyor (Özellikle anne karnında ve gelişim çağındaki çocuklarda).
  • Kalp kasının kasılma fonksiyonlarını ayarlar. Hipotiroidi olanda nabız sayısı da düşüktü Hipertiroidi olanlarda ise gereksiz nabız artışları gözlenir.
  • Kan üretiminde rol alır. Hormonlar azalınca kansızlık olur.
  • Gastrointestinal (mide- bağırsak ) sistem üzerine etkin. Tiroid hormonları azalınca kabızlık ve bağırsak hareketlerinde azalma görülü Bağırsak geçirgenliği artar.
  • Kan yağ oranı üzerine etkin.
  • Hafıza ve öğrenme üzerine etkin. Tiroid hormonları düşük olanların öğrenme ve ezberleme kapasiteleri düşer (Tiroid hormonları beyindeki hafıza ve öğrenmeden sorumlu bölgelerin fonksiyonlarını etkiler, özellikle hipokampüs bölgesinin. Ayrıca beyin hücrelerinin metabolik hızını ayarlayan enzimleri de uyarır).

EPİDEMYOLOJİ

Tiroid hormon düşüklüğünün (Hipotiroidi ) en yaygın nedenleri arasında iyot eksikliği ve otoimmün hastalık ( Hashimoto ) gelmektedir. Kadınlarda görülme sıklığı erkelerden on kat fazladır ( Hastaların %95’i kadın ). Genellikle 45-60 yaş arasında görülme sıklığı artar ( Yaşla birlikte görülme oranı da artıyor ). Ama gençlerde de azımsanmayacak kadar sık görülmeye başlamış durumdadır. İyot alımının yüksek olduğu ülkelerde sıklıkta artış var. Örneğin Amerika, Japonya gibi ülkelerde iyot alımı ve Hashimoto görülme oranı yüksek. Genetik geçişi yüksek ( Birinci derece akrabalarda tiroid bezine karşı gelişen antikor seviyeleri yüksek bulunuyor ).

HASHİMOTO HASTALIĞINI ARTIRAN FAKTÖRLER

  • Bozucu ocak ve alanlar

Diş dibinde enfeksiyonun varlığı, amalgam dolgu, birden fazla implant diş, vücutta skar/ ameliyat/yara izi. Sık enfeksiyon odakları(tonsillit). Çürük diş, yanlış protez, tamamlanmamış kanal tedavisi. Çene eklemi problemine bağlı temporamandibuler eklem patolojisi, ameliyatlar vs. Bu ve benzeri durumlar hücre erken depolarizasyonunu tetikleyerek vücutta parazit sinyallerin yayılmasına neden olabilir. Neticede haşimoto ve birçok diğer hastalıklar tetiklenebilir.

  • Ağır metal ve kimyasallara maruziyet

Civa, kurşun gibi mesleki maruziyeti yüksek olan ağır metaller. Bakır, klor, flor gibi bazı maddelerin aşırı alımı. Tedavide kullanılan bazı ilaçlar ( örn: psikiyatride kullanılan lityum, divalproex sodium gibi ilaçlar T3 seviyesini azaltırlar )

  • Bazı gıdaların aşırı tüketimi

. Lahanagiller, rafine soya ürünleri vs. ( Özellikle otoimmün temeli olan hastalarda )

  • İyot eksikliği

Yaklaşık 2000 yılından bu yana Türkiye'de tuzlar iyot eklenmektedir.

Yalnız yapılan toplumsal çalışmalarda görülen odur ki; tuzu iyotlayan Türkiye, Çin, Azerbaycan,  İran, Avusturya, Sri Lanka, Arjantin gibi ülkelerde Hashimoto sıklığı artmış durumdadır.

Ayrıca iyot takviyesi guatr sıklığını azalttığına dair yeterli bir bilgi de yoktur.

Not: Tabii ki bu bilgiler iyot eksikliğini ihmal etmemiz gerektiği anlamına gelmemelidir. Eksiklik var ise mutlaka giderilmelidir.

  • D Vitamini eksikliği

Eksikliği Hashimoto dahil birçok otoimmün hastalığının oluşmasında risk faktörü olarak gösterilmektedir.

D vitaminin konumuzla ilgili fizyolojik etkileri ve metabolik süreçleri:

-Enflamasyonun ( İltihap ) artmasında etkili olan Th2 hücrelerinin aşırı uyarılmasını önlüyor. Netice otoimmün tepki azalır.

-Bağırsak geçirgenliğinin artması D vitamini emilimini azaltır.

-D vitamini ve stres hormonları kolesterolden yapılır. Stres halinde D vitamini sentezinde kullanılan kolesterol azalır ( Stres hormonlarının üretimine harcandığı için )

-Tiroid hormonlarının normal olması D vitaminin aktivitesini destekler (Hashimoto tiroiditi gibi otoimmün tiroid hastalıklarında D vitaminin etki edeceği reseptörlerin yapısı değişime uğrar ( polimorfizm ). Netice de D vitamini vazifesini yapamaz).

  • Selenyum Eksikliği Konumuzla ilgili metabolik süreçler:

Vücudumuzda eser miktarda bulunan bir elementtir. E vitamini ile birleştiğinde ANTİOKSİDAN etkisi artar ve vücudumuz için zararlı olan serbest radikallere karşı koruyucu faktör haline gelir

5′-deiyodinaz enziminin aktivitesini tetikler ve T4'den T3 sentezi ile aktif hormon oluşumu artar. Eksikliğinde aktif tiroid hormonu oluşumu azaldığı için fizyolojik tiroid fonksiyonları gerçekleşemez.

Tiroid peroksidaz enziminin aktivitesini azaltarak tiroid bezini aşırı iyot yüklemesine karşı korur.

Somon balığı, karaciğer, sığır eti, ay çekirdeği, yumurta, buğday kepeği, yulaf, mantar gibi gıdalar selenyum açısından zengin besin öğeleridir.

  • Stres

Vücutta üretilen tiroid hormonuna hücrelerin cevabını azaltıyor veya zorlaştırıyor. Hücrelerin cevap vermesi için reseptörlerinin fonksiyonları normal olmalı. İşte stres esnasında vücutta oluşan metabolik süreçler bu cevap mekanizmasını kötü yönde etkiler.

Kronik strese maruziyet vücutta kortizol seviyesini aşırı yükseltir, ayrıca 5’-deiyodinase enziminin işleyişini azaltır. Bu durumda tiroid hormonun aktifleşmesi durur ( T4 T3’e dönüşemez ).

Tiroid bezinin sağlıklı olması için böbrek üstü bezinin sağlıklı olması gerekir. Çünkü stres hormonları ( adrenalin, kortizol ) buradan salgılanır.

Stresi Artıran Etkenler

Dış Etkenler  İç Etkenler
Trafik

Gürültü

Psikolojik mobbing

Ekonomik sorunlar

Aile için problemler

Vs.

Kronik enfeksiyon

Kan şeker seviyesinde ki sürekli oynamalar

Bağırsak sızdırmazlık duvarının bozulması

Gıda intoleransı (özellikle gluten)

Gebelik

İnsülin direnci

  • Gluten Enteropatisi- Çölyak

Birçok toplumsal çalışmada otoimmün tiroid hastalıkları ( Hashimoto, Graves vs.) ile glüten intoleransı arasında güçlü bir ilişki tespit edilmiştir.

Bağırsak doğal florası tahrip olunca doğal olarak sindirim işlevi de bozulmaktadır. Bu vakalarda buğday içerisindeki glüten sindirime ve değişime uğramadan kan dolaşımına geçer. İmmün sistem bu sindirilmemiş protein parçacıklarını yabancı, alerjen, toksin olarak kabul eder. Ve bu maruziyet kronikleşir ise savunmanın bunlara karşı gösterdiği tepkiyi kendi hücrelerimize karşı da göstermeye başlar. Konumuz olan tiroid bezini de tahrip eder ( Otoimmün tepki ).

PATOFİZYOLOJİ

DR.CEYHUN NURİNİN OLUŞUM MEKANİZMASINA BAKIŞ AÇISI:

Bizim en büyük yanılgımız bedenimizin bize sinyal olarak gönderdiği belirtileri biz hastalık zannederek onları bastırmaya çalışmamızdır. Buna en bariz örnek olarak ağrıyı verebiliriz. Eğer ağrı duygusu ile rahatsız olduysak bu bizi şu soruya yöneltmelidir: NEDEN BU AĞRI OLDU?

Oysa biz hiç bir araştırmaya girmeden hemen ağrı kesicilerle ağrıyı bastırma yolunu tercih ederiz. Ve belki de bu davranışımızla bütün hayatımızı etkileyecek hatalara kapı açarız.

Bel ağrısını bastırarak fıtığın büyümesine neden oluyoruz, kan basıncını baskılayarak dokuların ihtiyaç duyduğu kan dolaşımından mahrum bırakırız, öksürüğü keserek akciğerlerimizin dışarıya atmaya çalıştığı yabancı alerjen ve mikroorganizmaları içerde bırakırız, eklemlerdeki ağrıyı bastırarak eklemin tamamen kaybedilmesini hızlandırırız. Haşimoto tiroiditi de böyle bir klinik vakadır.

Bedenimizi çok ciddi etkileyen Hashimoto’nun oluşmasında etkili mekanizmalardan bazılarına göz atalım:

Hashimoto ne kadar da tiroit bezini ilgilendiren bir hastalık gibi gözükse de temelinde bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi yatıyor. Bu duruma otoimmün cevap deriz.

Nasıl vücudumuza giren bazı zararlı bakteri ve virüsler bizi hasta eder ve organlarımızı iltihaplandırırlarsa benzer bir durumla burada da karşı karşıyayız, tek farkla; bu iltihap mikropsuz iltihaptır yani diğer adıyla enflamasyondur. Otoimmün hastalıklar başlığı altında incelediğimiz hastalıklarda bağışıklık sisteminin sürekli tetiklediği enflamasyon nedeni ile tiroid bezinin fizyolojisi ve metabolik süreçlerinin bütün kademeleri bozulur. Sonuçta tiroid bezi vazifesini yapmaz. Bu iltihabi süreç tiroid hormon üretimini nasıl etkiler diye düşünürsek:

-Enflamasyon ilk önce tiroid hormon üretiminde etkili olan hipotalamus-hipofiz- tiroid eksenini baskılar.

-İkinci aşamada enflamasyon ( iltihap ) tiroid reseptörlerinin (algılayıcılar) duyarlılığını azaltır.(İstediğiniz kadar dışarıdan tiroid hormon takviyesi yapın algılayıcılar cevap vermediği için tiroid bezinin çalışması artmaz).

-Üçüncü aşamada iş yapacak olan tiroid hormonu oluşumu baskılanır ( T4’ün T3’e dönüşümü baskılanır ).

Soru şu: "Neden bağışıklık sistemi aşırı tepki gösterme ihtiyacı hissetti". İşte klasik anlayışımız bunun cevabını verememektedir.

Şu gerçeği şimdi size anlatalım!

  1. Susuzluk enflamasyon ( iltihap ) tetikleyen en önemli mekanizmaların başında geliyor.

Hastaların çoğunu dikkatle gözlemlerseniz göreceksiniz ki yeteri kadar su tüketmeyen insanlardır. Yeterli su tükettiğini iddia etseler de bu sefer hücre dengesinin sağlanmasında suyun kabulü ve osmoz dengesinin sağlanması için gerekli gerçek (rafine edilmemiş) tuz ile bağlarını kopardıklarını ve tüketmediklerini göreceksiniz.

Suyun yetersiz tüketimi, suyun vücuttan atılımını artıran eylemlerin (ateş, idrar atılımını artıran diüretik ilaçlar, bir kısım tansiyon ilaçları, alkol vs.) çoğalması ile birlikte vücutta kuruma (dehidratasyon) başlar. Vücudumuz da su regülasyonunda görevli maddelerden birisi de HİSTAMİNdir. Bedenimizde her şey hayatta kalmak üzere ayarlanmış. Eğer su girişi azalırsa vücutta kriz yönetim durumu oluşturulur ve bu değeri artmış sıvı hayati organlara (beyin, kalp, akciğer, böbrek) gönderilir. Bir kısım hayati olmayan organlarımız bu azalmış sudan mahrum kalır (örn. Saçlarımız, kollar, bacaklar, bağırsak, tiroid vs.). İşte histamin artışı bu durumu ayarlar. Neticede enflamasyon (iltihap) artar.

Su atılımını artıran negatif sıvılardan uzak durulmalı: Alkol, kafeinli içecekler, hazır meyve suları, siyah çay, kahve gibi vs.

  1. Vücut asit baz dengesinin bozulması

Vücut Ph dengemiz 7,35-7,45 arasında olmalıdır. Yani vücudumuz hafif alkalidir. 1-7 arası asit, 7-14 arası alkalidir. (Bunu basit bir şekilde turnusol kağıdı ile tükürükten ölçebilirsiniz)

Başlıca su tüketiminin azalması vücudu asitleştirir.

Özellikle mizaca ters gıdaların, unlu, tahıllı, kavrulmuş çerezler, işlenmiş gıdalar, şekerli ve aşırı proteinli gıdaların alınması veya et, tahılların işlenmesi esnasında kalsiyum, potasyum, magnezyum gibi alkali yapıcı maddelerin kaybedilmesi, vücut Ph dengesini hızla aside doğru kaydırır. Bedenimizde asit-baz dengesinin ayarlanmasında en önemli görev üstlenicilerin başında böbreklerimiz geliyor. İşte asitten zengin beslenme tarzı, su tüketiminin azalması böbrek asit yükünü artırma yönünde etki eder.

Stres, üzüntü, ruh çöküntüsü de vücut Ph dengesini asit yönüne kaydırıyor.

Dokuların temelde de hücrenin asitleşmesi enflamasyonu ( iltihap ) artırır. Bu durum hızla HİSTAMİN artışına neden olur. Ve otoimmün tepki derinleşir.

Böbrek asit yükünü azaltmak için alkali su, meyve, sebzeden zengin beslenmemiz gerekir. Geleneksel et işleme usullerine geri dönülmelidir (ev kavurma, pastırma ve sucukları). Fermente ev yoğurdu, kefiri, kaymağı gibi gıdaların asit yükü daha düşüktür.

Ama en önemlisi su ve gerçek tuz tüketimi ihmal edilmemelidir.

  1. Alerji ve besin intoleransı Hashimoto tiroidit riskini artırıyor

Tiroid hormonları ile mide bağırsak sistemi arasındaki fizyolojik olaylara bakarsak:

-Tiroid hormonlarının normal olması bağırsak duvarındaki sıkı bağlantıları destekler. Eğer tiroid hormon seviyesi düşer ise bu sıkı bağlantılar gevşer ve bağırsak geçirgenliği artar.

-Tiroid hormonlarının normal olması mide bağırsak sisteminde ki ülserleri azaltır ( Çünkü tiroid hormonları mukozal bütünlüğü sağlarlar ).

-Bağırsak canlı mikroorganizma yüzeyinin sağlam olması tiroid hormonların aktifleşmesi için gereklidir. ( T4’ün yaklaşık 1/5 bağırsak probiyotik bakterilerin de yardımı ile bağırsak hücrelerinde aktif formu olan T3’e dönüşür). Yani bu durumda aktif T3 seviyesi düşecektir.

Şimdi bu fizyoloji nasıl bozuluyor ona biraz değinelim:

Eğer sizin hazım sisteminiz bir gıdayı özümseyemiyor, sindiremiyorsa ve bu besinleri siz sürekli tüketiyorsanız vücudumuz bunları yabancı madde gibi algılayacak. Bağışıklık sisteminin sürekli tepki göstermesi enflamasyonu (iltihap) artırır. Enflamasyonun artması HİSTAMİN seviyesini artırır ve yine otoimmün tepki.

Son elli yılda özellikle dünyanın globalleşmesi ile birlikte çevresel faktörler özellikle gıdalarımız doğallığını kaybederek tahrip edilmeye başlandı. Değişen diyetimize bir göz attığımızda görürüz ki beslenmemizden atalarımızın kuyruk yağı, tereyağı, anne sütü, ev yoğurdu, kefir, taze sebze/meyve, D vitamini(Güneşe maruziyet),  kaya tuzu gibi gıdalar çıkmış, onların yerini dondurulmuş gıdalar, hormonla beslenen tavuklar, rafine ürünler, şekerlemeler, rafine tuz almış. Çoğunlukla normal olan doğumların yerini %80 artış ile sezaryen doğumlar almış.

İşte bu sezaryen doğumlar, sık antibiyotik kullanımı, bağırsak florasının kaybına yol açan beslenme hataları (hazır, karışık, katkılı gıdalar, hazmedilmemiş gıdalar), sigara, asitli içecekler, D vitamini eksikliği, glüten, ağır metaller,  su tüketiminin azalması bağırsak mikroflorasının tahribatını netice verir, bunu bağırsak yüzeyinde etkin olan immün dengenin ( Th2/Th1 arasında ki oran Th2 yönünde değişir) bozulması izler. Sonuçta BAĞIRSAK KORUMA DUVARI ORTADAN KALKAR.

İşte bu bağırsak sızdırmazlık duvarı bozulunca vücudumuza hızlı ve yoğun yabancı alerjen ve zararlı aminoasit parçacıkları girmeye başlar. Karaciğer ve savunma ( immün) sistemi bu alerjen ve toksinleri yok etmek için hızla aktive olur. Bu maruziyet süreklilik arz ettiğinde immün sistemde aktivasyon gereksiz aşırı tepkiye dönüşmeye başlar. Ve otoimmün tepki başlar ( giren aminoasitlere karşı başlayan normal cevap, kendi yapımızda ki aminoasitlere karşıda oluşmaya başlar). Enflamasyon ve iltihap oluşumu kontrolden çıkar.

Hashimotoda oluşan iltihabı biraz daha yakından görelim: Normalde bebek anne karnında iken (intrauterin dönem) fetüste bağışıklık sisteminin önemli ögesi Th2 hücreleridir, doğumdan sonra doğal fizyolojik bağırsak örtüsünün oluşması ile Th2 gerilemeye başlar Th2/Th1 arasında denge sağlanır. Ancak insanın hataları yüzünden Th2 artışı tekrar olunca iltihabi süreç tetiklenir. Th2, makrofaj ve NK’i aktive eder (IFN-gama, TNF-alfa, IL2 salınımı olur). Th1 ise IgE, bazofil, eozinofil, mast hücreleri gibi immün sistem ögelerini aktive eder.(IL4,IL5,IL9,IL13). Neticede bunlar iltihabı artırıcı bir kısım maddelerin üretimini artırırlar( II.Grup Prostaglandinler, IV.Grup Lökotrienler).

Bağırsak biyolojik aktif floranın azalması ve bağırsak duvar geçirgenliğinin artması sadece Hashimoto değil birçok otoimmün hastalığına kapı açar.

İşte Hashimoto böyle bir uzun süren iltihabi (enflamayonun) sürecin neticesidir. Neticede kendi bağışıklık sistemimiz yine kendi tiroid hücremizi tahrip eder. İnsan kendi eli ve isteği ile ürettiği iltihabının içerisinde BATMA sürecine girer.

  1. İnsülin direnci ve Hashimoto

Erişkin toplumun %50 den fazlasında insülin direnci, metabolik sendrom vardır. Bu insanları dikkatle takibe aldığınızda görülüyor ki neredeyse hepsinde sık acıkmalar, reaktif hipoglisemi ( tepkisel kan şeker düşüklüğü ).

Diyabet ve metabolik sendromu ( insülin direnci ) olan hastalarda hipotiroidi daha sık görülmektedir.

Vücudumuzda bir dayanışma vardır. Kan şekerinin normal aralıkta seyretmesi tiroid hormonlarımızın da fizyolojisini pozitif yönde etkilemektedir. Diğer açıdan baktığımızda yine tiroid bezinin normal çalışması kan şeker düzeylerini normal sınırlarda tutmaktadır.

Metabolik sendromunda (insülin direnci) sık-sık kan şeker düzeylerinde iniş-çıkışlar yaşanmaktadır. Bu durumda stres hormonlarından kortizolün salgılanması artmaktadır. Neticede hipotalamus-hipofiz-böbreküstü güzergahı yavaşlar.

Tiroid işleyişinin baskılanması glikoz metabolizması üzerine etkileri:

-Glikozun kandan alınarak hücre içine girişini azaltır. Sonuçta kan şeker düzeyi yükselir

-Bağırsaktan kan glikoz emilimini azaltır. Neticede kan şekeri düşer. Sık acıkmalar başlar.

-Dokuların insüline cevabını azaltır. Netice kanda ki glikoz hücrelere sokulamaz ve kanda ki değeri artar.

Tiroid hormon düşüklüğü varsa kan tetkiklerinde kan şeker seviyeleri normal tespit edilse de hipoglisemi ( kan şeker seviyesi düşüklüğü ) belirtileri başlar ( sürekli yorgunluk, baş ağrısı, sürekli acıkma, huzursuzluk vs.). Sebebi ise hücre içerisine kan glikozunun girişi düşer. Bu kısır döngüde hücre içi glikoz düştüğü için kortizol tetiklenir. Kortizol yüksekliği ise tiroid fonksiyonlarını azaltır.

KLİNİK

Hashimoto Belirtileri

Hastalığın erken evresinde tiroid bezinde büyüme gözlenebilir. Tiroid bezi elle palpe edildiğinde (dokunulduğunda) sert ve ağrısızdır, nodül genellikle yoktur. Hastalık ilerledikçe tahribat ile birlikte bez küçülür.

Not: Eğer tiroid bezi ele büyük olarak geliyor ise bu hastanın Hashimoto tiroiditi olmadığını söyleyebiliriz.

Konun başında da değinmiştik; tiroid hormonları bezin içinde tiroglobuline bağlı olarak depolanır. Tiroid bezi tahribatı başladığında bağlı olan tiroid hormonları serbest kalarak kana geçer ve kandaki seviyeleri artar. Sonuçta hastalığın erken evrelerinde %10 hasta da hipertiroidi belirtileri görülür ( çarpıntı, sinirlilik vs. ). Yalnız bu geçici bir durumdur yıkım devam ederse tiroid bezi küçülür ve özelliğini kaybederek fibröz dokuya dönüşür. Neticede salgılanan tiroid hormonları da azalarak hipotiroidi tablosu hakim olur.

Hashimoto tiroiditi otoimmün bir hastalık olduğu için beraberinde aynı alt yapıya sahip hastalıklar da gelişir.(örn: Tip I DM, çölyak, adrenal yetmezlik, behçet, sistemik lupus, vitiligo vs.)

En öne çıkan şikayetler:

Erken Dönem

Hipertiroidi belirtileri

Geç Dönem

Hipotiroidi Belirtileri

Boğazda Sıkışma Hissi

Nefes alamama hissi

Hızlı kilo verme

Çarpıntı

Aşırı terleme

Derinin sürekli nemli olması

Sık idrara çıkma

Sık dışkılama dürtüsü

Sıcaktan rahatsız olma

Vs.

Aşırı kilo alır

Sürekli uyku hali

Çevreye karşı ilgisiz

Kabızlık

Algılama düşer

Görmede bulanıklaşma

Depresyon

Adetlerde düzensizlik

İmpotans / Cinsel isteksizlik

Aşırı üşüme

Sabah yorgunluğu

Yüz, göz altlarında, el, ayaklarda şişlik

Vs.

TANI

DR.CEYHUN NURİ TANI YAKLAŞIMI

Öncelikle hiçbir ayrıntı atlanmadan hasta sorgulanmalı ( anamnez ) ve fiziki muayeneden geçirilmelidir. Bütün risk faktörleri, muhtemel oluşum mekanizmaları ve tedavi engelleri gözden geçirilmelidir.

Hastalığa zemin hazırlayabilecek eksiklikler gözden geçirilmeli. Bu nedenle bazı laboratuvar testler mutlaka istenmelidir.

-Hemogram

-Demir, Ferritin, Demir

Bağlama Kapasitesi

-Çinko, Çinko bağlama

kapasitesi

-B12 vitamini

-Insulin(Açlık), Açlık K.Ş.

-CRP, RF, ESHızı

-Kalsiyum, Fosfor

-Magnezyum

-Alkalen Fosfotaz

-Karaciğer enzimleri

-Total protein, albümin

-Elektrolitler

-Dışkı mikroskopisi

-PTH, D vitamini

-El-bilek grafisi

-Kemik dansitometrisi

-IgA, IgG, IgM

-PT, PTT

-Tiroid fonksiyon testleri

-Tiroid antikorları(hTG, AntiTg, Anti TPO)

-Otoantikorlar (ANA,ds-DNA, AMA, ASMA, LKM1)

-EEG

-Kafa grafisi, Kranial MR

-Servikal MR

-İİAB

Vakaların çoğunda ( % 95 ) kan lab. testlerinde tiroid hormon üretim ve depolanmasında rol alan protein yapıtaşlarına karşı antikorlar testpit edilmektedir ( Antitiroglobülin, Anti tiroid peroksidaz (anti- TPO).

Not: Bazen biyopsi ile hastalarda Hashimoto bulguları gösterildiği halde kanda antikorlar tespit edilemeyebilir. Bunun sebebi immün ( bağışıklık ) sistem antikor üretemeyecek kadar baskılanmış olmasıdır.

Eğer antikor testleri normal çıkarsa ayrıca idrarda iyot miktarına mutlaka bakılmalıdır.

Batı tıbbı teşhis yöntemlerinin yanında ayrıca doğu tıbbı anlayışı içerisinde bazı teşhis yöntemlerine başvurulmalı.

  • Mizaca uygun olmayan beslenme durumu var mı tespit edilmeli.
  • Vücut organlarının yaydığı enerji ve ısıl derecelerinin ölçümü yapılmalı.
  • Akupunktur teşhis kriterlerine bakılmalı ( kollarda nabza bakarak teşhis koyma, kulak gibi mikro sistemlerde organ noktalarının cihazlarla taranması, dil üzerine bakılarak teşhisin desteklenmesi, enerji meridiyanları kontrol edilerek blokajların tespiti, radyostezi vs.)
  • Osteopati yaklaşımı içerisinde postür gözden geçirilecek ve diğer alt yapı problemleri aranacak.

TEDAVİ 

Klasik Tedavi Yaklaşımı: HASTALIĞI BİTİREN TEDAVİ YOK!

Tedaviden beklenti: Madem hastalığı tamamen iyileştiremiyoruz, en azından semptomları ( belirtileri ) baskılayarak normal günlük yaşantının sürdürülmesine çalışalım.

Bu amaçla kullanılan ilaçlar

·         T4 Preparatı

·         T3 Preparatı

·         T4+T3 Preparatı

DR.CEYHUN NURİNİN TEDAVİYE YAKLAŞIMI:

HASTALIK TAMAMEN BİTECEKTİR!

  • Klasik tedavide maksat eksilen tiroid hormonlarını takviye etmektir ama takviye etmek altta yatan nedeni çözmez! Eğer sizin aracınız yağını kaçırıyorsa sürekli yerine koysanız da durumu düzeltmiş sayılmazsınız. Hashimoto tiroiditi hastalarına hormon takviyesi vermek de böyle bir durumdur. Eğer siz otoimmün tepki nedenini çözme girişiminde bulunmazsanız diğer organlarla birlikte tiroid bezinizi de kaybedeceksiniz.

Yani şu gerçeği unutmayın Hashimoto hastalığı her ne kadar da tiroid bezinin bozukluğuna verdiğimiz bir isim olsa da asıl problem bağışıklık sisteminin yanlış tepkisi sebebi ile olmaktadır.

  • Birinci kural: Vücut tepkileri baskılanmayacak. Aşırı tepkiye sebep olan nedenler düzeltilecek ( Yardımcı Th2 hücrelerin aşırı bir şekilde uyarılmasının önlenmesi tedavide ana hedeflerden birisidir. Ayrıca düzenleyici (Regülatör) T hücrelerin salgıladıkları antienflamatuar ( iltihabı azaltıcı ) maddeler (IL -10, TGF-Beta) yardımcı Th2 hücrelerin baskılanmasına neden olarak iltihabi süreci azaltıp alerjik tepkiyi durdururlar).
  • Hastalığı tedavi etmeye başlamadan önce hiç bir ayrıntıyı atlamadan detaylı sorgu ( anamnez) ve fizik muayene gerçekleştirilmeli
  • Tedavinin başarı ile sonuçlanması için çözüm önünde engel teşkil eden tüm bozucu ocak ve alanlar tedavi edilmeli ( yara, skar, ameliyat izleri, tonsillit, amalgam dolgu vs.). Bozucu alanlar tespit edilerek hızla stabilize edilmeli (amalgam dolgu uzaklaştırılacak, yara izleri sıvı enjeksiyonu ve akupunktur üzerinden stabilize edilecek vs.)
  • Tedavi planlanması yapılırken dörtlü beden ( fiziksel, duygu, bilinçaltı, ruh) yapımızı göz önünde bulundurarak tedavi yaklaşımı sergilemek gerekir. Eğer bu hastaların zihin ve bilinçaltı sürekli üzücü ve psikolojik yıkımların yaşandığı bir alan olarak kalmaya devam edecek ise siz geçici şikayet azalmaları sağlasanız da tam anlamı ile tedavide başarıyı yakalayamazsınız. Bu durumda yapmamız gereken, zihin ve bilinçaltının, olaylar karşısında dayanıklılığını artırmak için yeniden programlanması ve bilinçaltı kirliliğin temizlenmesini sağlamaktır. Ruhsal bedenin güçlendirilmesi desteklenerek tedavi başarısı artırılmalı. Bu amaçla kognitif ve davranışsal tedavi uygulanacak.
  • Vücuttaki eksiklik mutlaka giderilecek. Özellikle tiroid hormonlarının oluşumunda etkin rol alan iyot, selenyum, çinko, magnezyum, A vitamini eksikliği besin ve preparatlarla kapatılmalı
  • Özellikle otonom sinir sistemi disfonksiyonu nedeni ile gerçekleşen damar daralma ve genişlemeleri sebebi ile tiroid bölgesindeki kan dolaşımı ciddi bir şekilde olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu durumun hafifletilmesi noktasında özellikle tiroid ve tiroid ile bağlantılı diğer bölgelere yapılacak hacamat/sülük uygulaması şikâyetlerin hızla gerilemesine neden olacaktır.
  • Akupunktur, oluşan enflamasyonun (iltihap) gerilemesinde çok ciddi etkin bir yöntemdir.
  • Beslenme düzeltilecek (Bağırsak ve karaciğer rejenerasyon (tamiri) ve detoksu (temizlenmesi) sağlanmalı)
  • İnsülin direnci mutlaka tedavi edilmeli.
  • Mıknatıs alan uygulaması ile bozulmuş olan hücre polaritesi ve stabilitesi tekrar dengelenerek nöron tahrişi azaltılmalı.
  • Hastanın durum ve şikâyetlerinin oluşmasında rol alan bütün ayrıntılar dikkatle değerlendirilerek kişiye özel reçeteler düzenlenmeli.
  • Hiçbir yöntem tek başına başarılı olmayabilir. Ancak hasta, Hashimoto alt yapısını iyi anlayan hekim tarafından değerlendirildikten sonra ortak bir kısım sentezler neticesinde çözüme kavuşacak ve HASHİMOTO TAMAMEN İYİLEŞECEKTİR!!!

ÖZETLE

  1. Alevlenmeyi artıran beslenme şeklinden hızla uzaklaşılmalı.
  2. Bağırsak ve karaciğer sisteminin düzenlenmesine yardımcı olacak programa başlanmalı.
  3. Tespit edilen eksiklikler idame edilecek ( D vit, Demir, B12 vit vs. )
  4. Sistemlerin ve genetik bilgi akışının tedavisine başlanacak ( Fitoterapötik reçeteler)
  5. Bedenin alerjen ve toksin yükü azaltılmalı ( Hacamat, Ozon uygulaması vs.)

Tedavideki hedefimizi şu şekilde de toparlayabiliriz:

I.Sistemlerin, neticede vücudun Detoksifikasyonu (Temizlenmesi)

II.Sistemlerin Rejenerasyonu (Tamiri)

III.Genetik Bilgi Akışının Sağlanması (DNA Tamiri)

DR.CEYHUN NURİnin TAVSİYELERİ:

  • Ara-ara boyun bölgenizi kendiniz de elle kontrol edin. En ufak şüphede bile bu işin alt yapısını çözecek doktora başvurulmalı.
  • İyotlu tuz kullanımından uzak durulmalıdır.
  • Kilo çarpı 30 cc su tüketimi sağlanmalıdır (Örn: 70 kg olan bir insan günde 2100 ml, yani yaklaşık 11 bardak su içmelidir )
  • Gıda intoleransını ve alerjiyi tetikleyecek mizaca ters gıdaların, unlu ve şekerli ürünlerin tüketimi kesinlikle azaltılmalı.
  • Siyah çay tüketimi mutlaka azaltılmalı. Günde üç bardaktan fazla tüketimi şikayetleri alevlendirebilir.
  • Melatonin seviyesini artıracak gıdalar artırılmalı ( Örn. Lahana, badem, fındık, yer fıstığı, vişne, kızılcık, anason çayı, rezene çayı, papatya çayı )
  • D vitamini seviyesini en az 60 ng/ml, ideali 100 ng/ml seviyesinde tutulmalıdır.
  • Zerdeçal, zencefil, üzüm çekirdeği (resveratrol) gibi iltihabi süreci azaltan, dolayısıyla histamin salgısını azaltan bir kısım besinlerin tüketimi artırılmalıdır. En az günde 1 tatlı kaşı ü.çekirdeği, 1 tatlı kaşığı zerdeçal, 1 tatlı kaşığı zencefil tüketilmeli
  • Probiyotik beslenmeye ağırlık verilmeli (Yoğurt, Kefir). Alfa-1 Antitripsin, Tümör Nekroze Edici Faktör seviyelerini aşağı çekerek bağırsaktaki iltihabı baskılamaya yardımcı olur. Sekretuvar IgA üretimini artırarak bağırsak yüzey savunmasının artmasına neden olur. Ayrıca Probiyotikler salgıladıkları bir kısım enzimlerle (proteaz) bağırsakta protein sindirimine katkıda bulundukları için immün sistemi uyaran antijen oluşumunu azaltır
  • Omega 3 (Balık Yağı). Kronik iltihabi hastalık nedeni ile şikâyetleri olan hastalara EPA+DHA toplamı 2,5-3 gr olacak şekilde günlük tüketim sağlanması
  • İyot eksikliği mutlaka giderilmelidir. (Bunun için deniz havasını soluyabileceğimiz ortamlar oluşturulmalı, başlıca su iyot kaynağımızdır, ayrıca et ve deniz ürünlerinin de tüketimi artırılmalıdır ).
  • Günde üç tutam dereotunu çiğneyerek yutunuz.
  • Meyan Kökü. İçerisinde A, E, B1,B6 gibi vitamin, Kalsiyum, Potasyum, Krom, Selenyum, Çinko gibi daha birçok mineral ve antioksidanlar barındıran neredeyse her hastalığın tedavisinde etkin kullanılan bir kök bitki. Hashimoto da kullanım nedenlerinin başında içeriğindeki flavanoidlerdir (bilinen en güçlü antioksidandır), ama en önemlisi fonksiyonu enflamasyona (iltihap) karşı kortizon tesirine benzer etki göstermesidir (tabi ki sentetik kortikosteroidin hiçbir yan etkisi burada görülmez, ayrıca stres sonrası gözüken aşırı kortizol salınımı gibi tepki olmaz). Sonuçta enflamasyonun azalması hashimoto temelinde yatan otoimmün tepkinin hafiflemesini netice verir.

Günde 1-2 fincan çay şeklinde tüketimi tavsiye edilebilir. Kısaca çayın hazırlanma şekline de değinmekte fayda vardır: Kök kısmı kullanıldığı için doğal olarak serttir. Bu nedenle çay hazırlarken ya satın alırken öğüttürün, evde rendeleyin veya keserek küçük parçalara ayırın. Şikâyet ve hastalığın durumuna göre kaynayan bir su bardağına 1-1,5 tatlı kaşığı meyan kökünden ilave edin ve bu karışımı 8-10 dakika daha kaynatmaya devam edin. Soğuduktan / Ilıdıktan sonra aç veya yemeklerden sonra tüketebilirsiniz. Ayrıca meyan kökü şerbeti halinde de tüketebilirsiniz.

  • Zeytinyağı tüketimini artırmalı. İçerisindeki E vitamini vücut savunma tepkisini normalleştirerek (IgE artışını ve Lökotrienleri inhibe ederek) iltihabi süreci ( enflamasyon ) çözmeye yardım eder. Selenyumun antioksidan etkisini destekler.
  • Selenyum ihtiyacımızı ay çekirdeği, balıklar ( ton, somon, sardalya gibi vs.), mantar, yumurta, hindi eti, tavuk göğsü, dana eti vs. gibi gıdalardan alabiliriz.

Günlük selenyum takviyesi ortalama 100 mcg seviyesinde olmalıdır.

Not: Eğer hipotiroidi iyot eksikliğine bağlı ise selenyum preparatı verilmesi kliniği daha da ağırlaştırır. ( Çünkü tiroid peroksidaz aktivitesini azaltır ).

VERİLECEK TAVSİYELER BU YAZIYA SIĞMAYACAK KADAR ÇOKTUR.

Dr. Ceyhun NURİ

Unutmayalım tedavide kullanılan bitkilerin ilaç ile zehir olması arasında ki tek adım onların dozlarıdır ( miktarlarıdır ). Yukarı da üstünde durduğumuz tavsiyelerin hepsi uyguladığımız tedavinin bir parçası olarak değerlidir. Yoksa hiçbir yöntem, hiçbir bitki tek başına sizin hastalığınızı yenmeye yeterli değildir.  

Daha fazla bilgi için lütfen iletişim bilgilerimizden bize ulaşabilirsiniz.

Kaynakça:

KAYNAKLAR

1.Pang XP, Hershman JM, Mirell CJ, Pekary AE. Impairment of hypothalamic-pituitary-thyroidfunction in ratstreated with humanrecombinanttumor necrosis factor-alpha (cachectin).Endocrinology. 1989;125(1):76-84

2.Lin WYWan LTsai CHChen RHLee CCTsai FJ. Vitamin D receptor gene polymorphisms are associated with risk of Hashimoto’s thyroiditis in Chinese patients in Taiwan. J Clin Lab Anal. 2006;20(3):109-12.

3.Bastemir MEmral RErdogan GGullu S. High prevalence of thyroid dysfunction and autoimmune thyroiditis in adolescents after elimination of iodine deficiency in the Eastern Black Sea Region of Turkey. Thyroid. 2006 Dec;16(12):1265-71.

4.http://www.westonaprice.org/metabolic-disorders/the-great-iodine-debate

18.McTiernan A and others. Incidence of Thyroid Cancer in Women in Relation to Known or Suspected Risk Factors for Breast Cancer. Cancer Research1987;47: 292-295.

5.Zois CStavrou IKalogera CSvarna EDimoliatis ISeferiadis KTsatsoulis A.High prevalence of autoimmune thyroiditis in schoolchildren after elimination of iodine deficiency in northwestern Greece.Thyroid. 2003 May;13(5):485-9.

6.Mazziotti GPremawardhana LDParkes ABAdams HSmyth PPSmith DFKaluarachi WNWijeyaratne CNJayasinghe Ade Silva DGLazarus JH.Evolution of thyroidautoimmunity during iodine prophylaxis–the SriLankanexperience. Eur J Endocrinol. 2003 Aug;149(2):103-10.

7.Soveid MMonabbati ASooratchi LDahti S.The effect of iodine prophylaxis on the frequency of thyroiditis and thyroid tumors in Southwest, Iran. Saudi Med J.2007;28(7):1034-8.

8.Harach HREscalante DAOnativia ALederer Outes JSaravia Day EWilliams ED.Thyroid carcinoma and thyroiditis in an endemic goitre region before and after iodine prophylaxis.Acta Endocrinol (Copenh). 1985 Jan;108(1):55-60.

9.Wahlin A, Wahlin TB, Small BJ, Backman L. Influences of thyroid stimulating hormone on cognitive functioning in very old age. J Gerontol B Psychol Sci Soc Sci 1998;53(4):P234-9.

10.Chong WShi XGTeng WPSun WJin YShan ZYGuan HXLi YSGao TSWang WBChen WTong YJ. Multifactor analysis of relationship between the biological exposure to iodine and hypothyroidism.Thyroid. 2003 May;13(5):485-9.

11.Xue HWang WLi YShan ZLi YTeng XGao YFan CTeng W. Selenium upregulates CD4(+)CD25(+) regulatory T cells in iodine-induced autoimmune thyroiditis model of NOD. H-2(h4) mice. Endocr J. 2010;57(7):595-601.

12.Yoon SJ, Choi SR, Kim DM, Kim JU, Kim KW, Ahn CW, Cha BS, Lim SK, Kim KR, Lee HC, Huh KB.The effect of iodinerestriction on thyroidfunction in patients with hypothyroidism due to Hashimoto’s thyroiditis.Yonsei Med J. 2003 Apr 30;44(2):227-35

13.Finley JW, Bogardus, GM. Breast Cancer and Thyroid Disease Quart. Review Surg Obstet Gyn1960;17:139-147.

14.Russo J and Russo I. Differentiation and breast cancer Medicina (Buenos Aires) 1997;57(Suppl2):81-91.

15.Ghent WR. Iodine replacement in fibrocystic disease of the breast. Can J Surg 1993;36:453-460.

16.http://chriskresser.com/selenium-the-missing-link-for-treating-hypothyroidism

17.Ott JMeusel MSchultheis APromberger RPallikunnel SJNeuhold NHermann M.The incidence of lymphocytic thyroid infiltration and Hashimoto’s thyroiditis increased in patients operated for benign goiter over a 31-year period. Virchows Arch. 2011;459(3):277-81. (Avusturya)

18.Xu JLiu XL,Yang XF,Guo HL,Zhao LN,Sun XF. Supplemental selenium alleviates the toxic effects of excessive iodine on thyroid. Biol Trace Elem Res. 2011;141(1-3):110-8

19.Stratakis CAChrousos GP. Neuroendocrinology and pathophysiology of the stress system. Ann N Y Acad Sci. 1995;771:1-18.

20.Corssmit EPHeyligenberg REndert ESauerwein HPRomijn JA. Acute effects of interferon-alpha administration on thyroid hormone metabolism in healthy men. J Clin Endocrinol Metab. 1995;80(11):3140-4.

25.Ongphiphadhanakul BFang SLTang KTPatwardhan NABraverman LE. Tumor necrosis factor-alpha decreases thyrotropin-induced 5′-deiodinase activity in FRTL-5 thyroid cells. Eur J Endocrinol. 1994;130(5):502-7.

21.Kadiyala RPeter ROkosieme OE. Thyroid dysfunction in patients with diabetes: clinical implications and screening strategies. Int J Clin Pract. 2010;64(8):1130-9.

22.Sawin CT, Castelli WP, Hershman JM, McNamara P, Bacharach P. The aging thy­roid: thyroid deficiency in the Framingham study. Arch Intern Med. 1985;145: 1386-1388.

23.Ambrosi BMasserini BIorio LDelnevo AMalavazos AEMorricone LSburlati LFOrsi E. Relationship of thyroid function with body mass index and insulin-resistance in euthyroid obese subjects. J Endocrinol Invest. 2010 Oct;33(9):640-3.

24.Ruhla SWeickert MOArafat AMOsterhoff MIsken FSpranger JSchöfl CPfeiffer AFMöhlig M. A high normal TSH is associated with the metabolic syndrome. Clin Endocrinol (Oxf). 2010;72(5):696-701.

25.Baldinia IM, Vita A, Mauri MC, Amodei V, Carrisi M, Bravin S, Cantalamessa L. Psychopathological and cognitive features in subclinical hypothyroidism. Prog Neuropsychopharmacol Biol Psychiatry 1997;21(6):925-35.

26.Ahmad JAhmed FSiddiqui MAHameed BAhmad I. Inflammation, insulin resistance and carotid IMT in first degree relatives of north Indian type 2 diabetic subjects. Diabetes Res Clin Pract. 2006;73(2):205-10. Epub 2006 Mar 10.

27.Canaris GJ, Manowitz MR, Mayor G, Ridgway EC. The Colorado Thyroid Disease Prevalence Study. Arch Intern Med. 2000;160:526-534.

28.Eggersten R, Petersen K, Lundberg PA, Nystrom E, LindstedtG. Screening for thyroid disease in a primary care unit with a thyroid stimulating hormone assay with a low detection limit. BMJ. 1988; 297:1586-1592.

29.http://chriskresser.com/thyroid-blood-sugar-metabolic-syndrome

30.Stockigt, JR and Baverman LE. Update on the Sick Euthyroid Syndrome. Diseases of the Thyroid. Humana Press, Totowa, NJ, 1997, pp.49-68

31.Collin PSalmi JHällström OReunala TPasternack A. Autoimmune thyroid disorders and coeliac disease. Hepatogastroenterology. 2003;50 Suppl 2:cclxxix-cclxxx.

32.Akçay MNAkçay G. The presence of the antigliadin antibodies in autoimmunethyroid diseases. Eur J Endocrinol. 1994;130(2):137-40.

33.http://healingdeva.com/blog/idoine-and-hypothyroidism-more-than-a-pinch-of-salt

34.Koyuncu AAydintu SKoçak SAydin CDemirer STopçu OKuterdem E. Effect of thyroid hormones on stress ulcer formation. ANZ J Surg. 2002;72(9):672-5.

35.Prof. Dr. Metin Özata http://www.tip2000.com/abone/konular/tuz.asp

36.http://www.e-kutuphane.teb.org.tr/mwg-internal/de5fs23hu73ds/progress?id=qLWYfjM9/n

37.Sategna-Guidetti CBruno MMazza ECarlino APredebon STagliabue MBrossa C. Autoimmune thyroid diseases and coeliac disease. Eur J Gastroenterol Hepatol. 1998 Nov;10(11):927-31.

38.Hakanen MLuotola KSalmi JLaippala PKaukinen KCollin P. Clinical and subclinical autoimmune thyroid disease in adult celiac disease. Dig Dis Sci. 2001;46(12):2631-5

39.Boxer RSDauser DAWalsh SJHager WDKenny AM. The association between vitamin D and inflammation with the 6-minute walk and frailty in patients with heart failure. J Am Geriatr Soc. 2008;56(3):454-61.

40.Strieder TGPrummel MFTijssen JGEndert EWiersinga WM. Risk factors for and prevalence of thyroid disorders in a cross-sectional study among healthy female relatives of patients with autoimmune thyroid disease. Clin Endocrinol (Oxf). 2003;59(3):396-401.

41.Valdivielso JMFernandez E. Vitamin D receptor polymorphisms and diseases.Clin Chim Acta. 2006 Sep;371(1-2):1-12.

42.http://chriskresser.com/selenium-the-missing-link-for-treating-hypothyroidism

43.Stancer, H.C. and Persad, E. Treatment of intractable rapid-cycling manic-depressive disorder with levothyroxine. Arch. Gen. Psychi. 1982; 39:311-312.

44.http://chriskresser.com/selenium-the-missing-link-for-treating-hypothyroidism

45.Cooke RG, Joffe, RT, Levitt AJ. T3 augmentation of antidepressant treatment in T4-replaced thyroid patients. J. Clin. Psychi. 1992; 53:16-18.

46.Whybrow, P.C.: The therapeutic use of triiodothyronine (T3) and high-dose thyroxine (T4) in psychiatric disorder. Acta Medica Austriaca, 1994;21(2):47-52.

47.DeGroot LJ. Dangerous dogmas in medicine: The nonthyroidal illness syndrome. J Clin Endocrinol Metab. 1999; 84(1):151-164.

48.Lowe JC, Garrison RL, Reichman AJ et al. Effectiveness and safety of T3 (triiodothyronine) therapy for euthyroid fibromyalgia: A double-blind placebo-controlled response-driven crossover study. Clin. Bull. Myofascial Ther. 1997;2(2/3):31-57.

49.Zimmermann MBKöhrle J. The impact of iron and selenium deficiencies on iodine and thyroid metabolism: biochemistry and relevance to public health. Thyroid. 2002 Oct;12(10):867-78.

50.Turker OKumanlioglu KKarapolat IDogan I. Selenium treatment in autoimmune thyroiditis: 9-month follow-up with variable doses. J Endocrinol. 2006 Jul;190(1):151-6.

51.https://www.enterolab.com/StaticPages/EarlyDiagnosis.aspx

52.Smith EAFrankenburg EPGoldstein SAKoshizuka KElstner ESaid JKubota TUskokovic MKoeffler HP. Effects of long-term administration of vitamin D3 analogs to mice. J Endocrinol. 2000;165(1):163-72. Clin Endocrinol (Oxf).

Hashimoto Tiroiditi Hakkında Bilgi ve Demeçler

Tiroid Hormon Metabolizmasında Çinkonun Önemi

Tiroid hormon metabolizması bozukluklarında son zamanlarda adını çokça duyduğumuz selenyumla birlikte çinko minerali de T4 hormonunun aktif T3 hormonuna dönüşmesinde rol almaktadır. Bununla birlikte çinko; tiroid hormon üretimi ve tiroid hormonuna hücre duyarlılığını artırma basamaklarında da anahtar rol üstlenmektedir. Dolayısıyla tiroid bezinin otoimmun bir hastalığı olan ‘Hashimoto Tiroiditi’nde diyette yeterli miktarda çinko bulunması önem arz etmektedir.

Çinko mineralinden zengin gıdalar; hindi eti, kuzu eti, dana karaciğeri, kabak çekirdeği, susam, yer fıstığı, ıspanak, yumurta sarısı, sarımsak, bezelye, fasulye, barbunya vs. olarak sıralanabilir.

Myo-İnositol – Haşimoto Tiroiditi

Myo-İnositol; B grubu vitaminler arasında yer alan B8 vitamini olarak bildiğimiz altı karbonlu bir şeker alkolüdür. Baklagiller, kuruyemişler, meyve ve sebzelerde  doğal olarak bulunduğu gibi vücut tarafından da sentezlenir. Hücre zarının yapısında bulunan bu madde; hücre hacminin düzenlemesi, sinir sistemi metabolizması, fosfolipit üretimi, enerji tüketimi ve hücrelerarası iletişim gibi çeşitli biyolojik süreçlerde önemli bir role sahiptir.

Myo inositolün bilinen faydaları arasında; PCOS’ta (polikistik over sendromunda) hormonal bozuklukları düzenleyerek şikayetleri azaltması, kadınlarda ve erkeklerde doğurganlığı artırması, insülin direncini azaltması ve gebelikte şeker hastalığını önleme de olumlu etkileri, metabolik sendromu düzeltmesi, kan basıncı kolesterol ve trigliserit düzeylerini düşürmesi, kilo kaybını kolaylaştırması sayılabilir. Depresyon tedavisi, anksiyete ve obsesif kompulsif şikayetlerin azaltılması, uykusuzluk tedavisinde de önemli etkileri vardır. Ayrıca antienflamatuar, antioksidan ve antikanser etkisi mevcuttur.

Bunlar dışında yeni yapılan bir çalışmada Myo-inositol takviyesinin Hashimoto Tiroiditi üzerindeki etkileri araştırılmış, myo-inositol takviyesi yapılan hastalarda Anti-Tiroglobulin ve Anti-Tiroid Peroksidaz seviyelerinde ciddi bir düşme, serbest T3 ve serbest T4 seviyelerinde ise hafif bir artış sağlandığı görülmüştür *.

 

*Nordio M, Basciani S. Treatment with Myo-Inositol and Selenium Ensures Euthyroidism in Patients with Autoimmune Thyroiditis. International Journal of Endocrinology. 2017;2017:2549491. doi:10.1155/2017/2549491.

 

 

Hipoasidite / Haşimoto Tiroiditi

Mide iç ortamı normal pH değeri 1-2 olan asidik bir ortamdır. Bu asit ortam başta kalsiyum ve demir olmak üzere çinko, magnezyum, molibden, krom, bakır ve manganez emiliminde önemli rol oynar. B12 vitamini emilimi için mide asidi şarttır. Mide asiti aynı zamanda yiyeceklerle aldığımız bakteriler için de ilk ve önemli bariyerdir. Güncel vaka çalışmaları, giderek artan PPI (proton pompa inhibitörü) kullanımı ile birlikte Clostridium difficile enfeksiyonlarının ve spontan bakteriyel peritonitin arttığını göstermiştir. Bu bakteriler duodenum ve jejunum epitelini toksinleriyle direk bozdukları gibi, safra tuzlarının yapısını bozarak onları hem işlevsiz hem de irritan hale getirerek de buna yol açarlar.

Mide asidini (HCL) azaltmaya yönelik gerek doğal ajanların gerekse fitoterapötik-doğal ilaçların bilinçsiz kullanımının (örneğin yemek üzerine karbonat tüketimi veya diğer antiasit kullanımı) yıllar içinde artması sonucu olarak artan hipoasiditeye (mide asitinin azalması) bağlı bağırsak geçirgenliği bozulmaya başlamıştır. Buna bağlı olarak hem yeterince sindirilemeyen (denatüre olmamış) proteinlerin antijenik yükü, hem de bakteri artışıyla ortaya çıkan endotoksin (vücudumuzda üretilen toksin) yükünün artmasına bağlı adaptif immun sistemin enflamatuar tepkisinin artması ve aynı zamanda %20’sinin bağırsakta gerçekleştiği T4 T3 dönüşümünün de bozulmasıyla birlikte HASHİMOTO TİROİDİTİ ve diğer OTOİMMUN HASTALIKLARda da çarpıcı artışlar görülmeye başlanmıştır.

Mitokondrial Disfonksiyon / Enflamatuar Hastalıklar

Mitokondrial Disfonksiyon / Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom

Mitokondri çok hücreli canlılarda hücre içinde bulunan enerjinin sentezlendiği organeldir. Daha kolay anlaşılabilmesi için ‘elektrik üretim santralleri’ de denilebilir. Genetik yapısı kalıtımsal olarak yalnızca anneden gelmektedir. Kendine özgü ‘mDNA’ ve ‘mRNA’sı vardır. Bu nedenle genetik alt yapısı olan gıdalardan kolaylıkla etkilenmektedir. Fenotipik genlerimiz yediğimiz gıdalardan, çevresel faktörlerden etkilendiği gibi mitokondrilerimiz de etkilenmektedir. Genetiği ile oynanmış gıdalar ve kaynağı belirsiz hayvansal ürünler genlerimiz için tehlike oluşturmaktadır. Gıdaların hazırlanmasında kullanılan koruyucu maddeler ve protein yapılı gıdalar da tehlikeli olabilmektedir. Genetiği ile oynanmış ürünleri tüketmek sorun olduğu gibi bu ürünleri tüketen hayvanların etlerinin tüketilmesi de bir o kadar sorundur.
Hücrelerimizin çalışabilmesi için -70 / -90 milivolt düzeyinde elektiriksel aktiviteye ihtiyacı vardır. Başta kalbimiz olmak üzere kaslarımızda ve tüm hücrelerimizde milyonlarca mitokondri (enerji santrali) bulunmaktadır. Total mitokondriler organizmanın %10’u kadardır. Aldığımız gıdaları oksijen yardımı ile enerjiye çevirmektedir. Aldığımız gıdalar molekülerine ayrılarak glikoz düzeyinde oksijen yardımı ile mitokondri iç zarında krebs ve elektron transport zincir enzimleri yardımı ile enerjiye çevrilmektedir. Bu nedenle enerjiye en çok ihtiyaç olan beyin kalp iskelet kası karaciğerde mitokondri sayısı daha çoktur. Enerji metabolizmasında oluşan hasar iskelet kasında halsizlik güçsüzlük miyopati, kalpte ileti problemleri kardiyomiyopatilere WPW sendromuna beyinde ataksi felç demans ve migrene neden olmaktadır.

Oksijen demiri paslandırdığı gibi uzun vadede mitokondrileri de paslandırmakta – yaşlandırmaktadır. Yaşlanmanın fizyopatolojisinde bu mekanizmanın olduğu kabul görmektedir. GDO lu ve kimyasal katkılı ürünler yetersiz oksijenlenmiş bedenimiz enerji santralinde sorun oluşturmakta kronik hastalıkların sürecini tetiklemektedir. Nasıl ki enerji üretim santralinde sorun çıktığında sanayimizde ve evlerimizde sorunlara neden oluyorsa mitokondrilerimizde de oluşan sorun bütün bedenimizi etkileyecek hasarlara neden olmaktadır. Oluşan hasarların bir kısmı geri döndürülebileceği gibi bir kısmı da kalıcı olmaktadır.

Mitokondrial disfonksiyon enerji döngüsü bozulmuş veya sağlıklı çalışmadığı anlamına gelmektedir. Günümüzde sıklıkla karşılaştığımız kendini halsiz ve yorgun hissetmenin ve kronik hastalıkların ( Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Haşimoto, Sistematik Lupus SLE, Diabet, Metabolik Sendrom vb.) hazırlayıcı faktörlerinden en önemlisi mitokondrial disfonksiyondur.

Mitokondrial disfonksiyonu geriye döndürebilmek ve enerji döngüsünü desteklemek, sağlıklı çalışmasını sağlamak mümkündür. İnsan hücrelerinde genomik instabilite ve mitokondrial disfonksiyon sonucunda hücresel düzeyde yaşa bağlı fonksiyonel gerileme ile kronik hastalıklar ve sonrasında yaşlanma arasında sık görülen bir ilişki vardır. Yaşlanmanın yavaşlatılması ve geriye döndürülmesi üzerine çok çeşitli çalışmalar devam etmektedir. Bu alanda çeşitli dergilerde çok sayıda yayınlanmış makaleler mevcuttur. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/30238623

Mitokondrial Resitütasyon (Enerji Üretiminin Desteklenmesi)

• Gereksiz kalori alımının engellenmesi
Vücudumuz kilo almaya göre programlanmamıştır. Fazla alınan kaloriler genetik alt yapımızı bozarak kronik hastalık süreçlerini aktive eden serbest radikal oluşumlarını hızlandırmaktadır. Fazlaca alınan kaloriler başta karaciğer (evre 1,2,3 ) olmak üzere vücudun çeşitli bölgelerinde yağlanmaya neden olmaktadır. Karaciğerde meydana gelen yağlanma nonalkolik hepatosteatoz (NASH) dediğimiz karaciğerin sirozuna kadar gidebilen süreçleri tetikleyebilmektedir. Önlem alınmazsa uzun vadede karaciğerde siroz meydana gelir. Bu olaylar zinciri karaciğerin detoksifikasyon mekanizmalarını bozarak kronik hastalıklara zemin hazırlar.

• Karaciğer Detoksifikasyon Mekanizmasının Desteklenmesi
Antioksidan kapasiteyi artıran moleküller detoksifikasyonu aktive edecektir. Bu moleküller:

1. Üzüm Çekirdeği (Resveratrol)
2. Zerdeçal
3. Demir
4. Magnezyum
5. Yeşil Çay
6. Vitamin D
7. B12 B6 B2 B3 B1
8. Folik Asit
9. Malik Asit
10. Vitamin C
11. Alfa Lipoik Asit
12. N-Asetilsistein
13. Deve Dikeni Tohumu Ekstresi (Silimarin)
14. Vb.

Mitokondrilerin desteklenmesi veya bozulmasına neden olan faktörlerle karşılaşmaması elimizde olan bir durumdur. Organizmanın yaşlanmasının yavaşlatmak ve kronik hastalık süreçlerini yönetmek kalıcı hasarlar oluşmasını engellemek mümkündür.

Demir / Hashimoto Tiroiditi

Demir; hücrenin enerji metabolizmasında hayati önemi olan enzimlerin yapı ve fonksiyonunda, dokulara oksijen transportunda (taşınmasında) ve hücre proliferasyonunda (çoğalmasında) rol oynayan esansiyel (dışarıdan alınan) bir elementtir. Büyüme, psikomotor ve zihinsel gelişme, immun sistem, gastrointestinal sistem, termoregulasyon gibi birçok sistem üzerine etkileri vardır.

Tiroid hormon sentezinin ilk iki basamağını katalize eden tiroid peroksidaz hemoglikoprotein yapısında bir enzimdir. Demir eksikliği anemisinde tiroid peroksidaz enzim seviyelerindeki düşüşe bağlı olarak T4’ün T3’e periferik dönüşümü azalır ve plazma T4, T3 düzeyleri geriler. Bu durum tepkisel olarak dolaşımdaki TSH düzeyini artırır.

Hayvanlarda ve insanlarda yapılan bazı çalışmalarda demir eksikliğinde tiroid hormon metabolizmasının da bozulduğu bildirilmiştir. Bir çalışmada demir eksikliği anemisi bulunan sıçanlar incelenmiş ve plazma tiroid hormon seviyelerinin düşük olduğu, akut soğuk maruziyetine tiroid hormon yanıtının zayıf olduğu gösterilmiştir (1). Başka bir çalışmada demir eksikliği anemisi olan kadınlarda tiroid hormonları kontrollere göre daha düşük olduğu ve tedavi ile anemi düzeldikten sonra tiroid hormon düzeylerinde bazal değerlere göre anlamlı bir artış olduğu gösterilmiş(2). 2002’de yapılan bir çalışmada demir eksikliği bulunan sıçanlarda T3, T4 ve tiroid peroksidaz aktivitesi kontrollere göre anlamlı olarak düşük saptanmıştır (3).

Demirin gerek tiroid hormon seviyelerine etkilerini gerekse immun sistem üzerine etkilerini dikkate aldığımızda Hashimoto Tiroiditi olan hastalarda altta yatan demir eksikliği düzeltilmeden hastalığın da tam tedavisi mümkün olmayacaktır. Kontrollerde demir ve ferritin düzeylerinin takibi önem arz eder.

Hashimoto Tiroiditi Detaylı bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/genel-metabolik-sorun…/hasimato/

(1) Beard J, Green W. & Finch CA. Interactions of iron deficiency anemia and thyroid hormone levels. Life Sci. 1982;30:691-697.
(2) Yazar A, Pata C, Altıntaş E, Kıykım AA, Gen R, Polat G. Demir eksikliği anemisi ve demir tedavisinin plazma tiroid hormon düzeylerine etkisi. İst. Tıp Mecmuası, 2002;65:2.
(3) Hess SJ, Zimmerman MB, Arnold M, Langhans W. Iron deficiency anemia reduces thyroid peroxidase activity in rats. The J. of Nut. 2002;132:1951-1955.

Stres ve Otoimmün Hastalıklar

Stres ve Otoimmün Hastalıklar
(Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Sistematik Lupus (SLE), Haşimoto Tiroiditi)

İmmün Sistemi Aktive Edici Ve Baskılayıcı Unsurlar

İMMÜN SİSTEMİ AKTİVE EDİCİ UNSURLAR (Anti – Enflamatuar)
– Düzenli ve bilinçli fiziksel aktivite (Günlük en az 30 dk tempolu yürüyüş)
– Geçmişi ve değerleriyle kendini kabullenme (Sürekli stres faktörünün ortadan kaldırılması)
– Motive edici yönde aile, arkadaş ve sosyal çevrenin desteği
– Sakin ve mutlu bir yaşam şekli benimsenmesi (Seratonin, dopamin ve melatonin gibi hormonların üretiminde etkilidir)
– Hücre polaritesini bozucu odaklardan mümkün olduğunca uzak durulması ve koruyucu önlemlerin alınması (Mobil cihazlar – WiFi Modem – Pc – TV vb. cihazlar)
– Akdeniz Diyeti, Hint Mutfağı, Asya Mutfağı gibi beslenme tarzının uygulanması

İMMÜN SİSTEMİ BASKILAYICI UNSURLAR (Pro – Enflamatuar)
– Sedanter yaşam tarzının devam etmesi
– Anlaşılamama, kendini ifade edememe, topluluklardan dışlanma ve iletişim kurma problemleri
– Toplumsal cinsiyet problemleri ve negatif ayrımcılık (İnkar veya reddetme)
– Öfke, stres, duygu – durum bozuklukları ve depresyon
– Günümüzün dayatılmış gıda formlarının tüketilmesi (Dondurulmuş, katkılı, ambalajlı ve rafine ürünler)

Besinsel Tüketim Hataları ve Enflamatuar Tabanlı Klinik Tablolar

Anne karnındaki dönemden başlayarak bebeklik – çocukluk ve gençlik evrelerinde önemsenmeyen besinsel tüketim hataları hücre seviyesinde fizyolojik fonksiyonların değişmesine ve ilerleyen süreçte Ankilozan Spodilit, Romatoid Artrit, Tiroid Hastalıkları ve diğer Enflamatuar Tabanlı Klinik Tabloların oluşumuna zemin hazırlamakla birlikte, bu tercihlerdeki ısrar, mevcut hastalıkların da derinleşmesine, yaşam kalitesinin hızlı bir şekilde düşmesine neden olmaktadır.

Sindirim Süreci ve Hastalık Oluşumu

Pepsin, protein hazmında ve vücudun yapıtaşı olan amino asit formuna dönüşümünde önemli bir enzimdir. Bu AKTİF enzim midede PASİF formu olan ‘Pepsinojen’in mide Hidroklorik Asidi (HCI) ile işlem görmesi sonrası aktif hale (Bu aktivasyon için midedeki pH değeri 3’ün altında, 1 – 2 seviyelerinde olmalıdır) gelmektedir. Mide özsuyunda bulunan hidroklorik asit (HCI), alınan besinlerin özümsenmesi için mide iç ortamını istenen seviyede tutmaktadır.
Vücuda alınan proteinin ve bu besin ögesini ayrıştıracak olan pepsin enziminin fonksiyonunu yerine getirebilmesi için mide özsuyunun optimal seviyede asidik olması gerektiği gibi esansiyel doğal asidik sular (turşu suyu, limonlu salata, sirkeli salata, şalgam suyu vb) ile de takviye edilmesi gerekir. Bu hidrolizasyon (SU eşliğinde parçalanma) sonrasında proteinler vücudun ihtiyacı olan amino asit öncesi formlara (polipeptit) dönüşür. Bu ara formlar bağırsakta peptidaz enzimi ile amino aside indirgenerek vücudun yapıtaşına dönüşmektedir.
Sindirim sürecinde MİDE doğal asit ortamı sağlanmazsa, yoğun bazik ortamda protein denatürasyonu (protein moleküler yapısının yararsız yıkımı) ile birlikte sindirim atıkların (amino asit seviyesine kadar indirgenmemiş protein agregatları) bağırsak yüzeyinde birikmesi bağırsak yüzeyine karşı enflamatuar tepkiyi artırır (Ülseratif Kolit, Crohn, Çölyak vb.)
Bağırsak yüzeyinde bu birikim sonrası sızdırmazlık duvarı bozularak geçirgenlikte aşırı artış olur ve metabolik atıklar dolaşım sistemine dahil olur. Bu süreçte bağ dokuda başlayan birikmeler tiroid bezi, kalça ve eklem gibi vücudun organlarına / alanlarına karşı reaksiyonel öz saldırının başlamasına, dolayısıyla da Haşimoto, Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit ve Astım gibi hastalıkların oluşumuna neden olur.

Hekiminizin Önerisi:
– Tuzla Başlanıp (Doğal Kaya Tuzu) Tuzla Bitirilmesi Mide Enzimatik Salınımının Regülasyonunda Önemlidir. Not: Tansiyon hastaları, doktorunun önerdiği rejime tabi olmalıdır.
– Yemekle Birlikte ve Hemen Sonrasında Su, Çay, Kahve, Meyve Suyu, Meyve, Maden Suyu, Tatlı vb.Tüketilmemeli
– Sirke ve Turşu / Turşu Suyu Tüketimi Artırılmalıdır (Mide Asidik pH’ının Korunmasında Önemlidir).
– Domates / Domates Suyu (Taze Sıkılmış) Tüketilebilir (Besinsel Ögelerin Özümsenmesinde Önemlidir).
– Yemekte Mutlaka Su İçilecekse de Limonlu Su Tüketilmelidir (pH Dengesi Alkali Olan Suyumuzun Doğal Yoldan Asitleşmesi Sağlanmalı).
– Sindirimi Zor Olan Protein Ağırlıklı Gıdaların Hazmını Kolaylaştıracak Sebze Ve Bitki (ıspanak, pazı, semizotu, brokoli, domates, biber, marul, maydanoz, roka, dereotu, tere vb.) Tüketimi Artırılmalıdır.

Bağırsak Doğal Florası – Tiroid Hormonlarının Fonksiyonları

Bağırsak doğal floramız tiroid hormonlarının aktivasyonunda önemli rol oynar. Tiroid hormonlarının T4 formundan T3 formuna dönüşümünün %20 lik kısmı bağırsak yüzey hücrelerinde gerçekleşir ve bu nedenle bağırsak biyolojik aktif yaşamının sağlıklı olması gerekir.

Bağırsak yüzeyindeki doğal floramız kendi hatalarımız nedeniyle bozulmuşsa tiroid fonksiyonlarının icra edilmesi için gereken aktivasyon gerçekleşemeyecek ve dışarıdan yapılacak her türlü tiroid hormon replasman tedavileri, fizyolojik ‘ALTYAPI’da istenen regülasyonu sağlamayacaktır.

 

Haşimoto Tiroidi ve Selenyum İlişkisi Üzerine

Selenyum,
– Vücudumuzda eser miktarda bulunan bir elementtir. E vitamini ile birleştiğinde ANTİOKSİDAN etkisi artar ve vücudumuz için zararlı olan serbest radikallere karşı koruyucu faktör haline gelir.
– 5′-deiyodinaz enziminin aktivitesini tetikler ve T4’den T3 sentezi ile aktif hormon oluşumu artar. Eksikliğinde aktif tiroid hormonu oluşumu azaldığı için fizyolojik tiroid fonksiyonları gerçekleşemez.
– Tiroid peroksidaz enziminin aktivitesini azaltarak tiroid bezini aşırı iyot yüklemesine karşı korur.

Somon balığı, karaciğer, sığır eti, ay çekirdeği, yumurta, buğday kepeği, yulaf, mantar gibi gıdalar selenyum açısından zengin besin öğeleridir.

Beden ve Ruhtaki Olumsuz Etkilenimlerin Kronik Hastalıklara Zemin Hazırlaması

Ruhsal Değişim:
– Çocukluk döneminde başlayan küçük korku ve kaygılar
– Ergenlik ve eğitim döneminde yaşanan stres ve depresyonlar
– Gelecek kaygısı ve ailevi etkenlerle beraber maddi yükün artması
– İş hayatı ve sosyal konumu nedeniyle yaşadığı travma ve kişiliğine aykırı yaşam tarzı
Onarılması güç kişilik bozuklukları ve insani değerlere duyarsızlığı getirir.

Bedensel Değişim:
– Küçük yaşlarda yaşanan üst solunum yolu ve idrar yolu enfeksiyonları, ishal, insanların rutin – normal zannettikleri hastalıklar
– Akut ve olağan zannedilen bir kısım hastalıklar, sistemdeki kaymalara doğru giden çizgiye dikkatlerimizi çekerken, biz o esnada semptomları baskılama yoluna giderek, sürecin kronikleşmesi ve vücudun akut belirtiler veremeyecek şekilde hastalığın derinleşmesine neden oluruz.
Kronikleşme ve derinleşme sürecinde ruhsal ve fiziksel bedendeki olumsuz değişim, yaşamsal güç ve yaşama sevincinin azalarak koruyucu fizyolojik ruhsal kalkanın yıkılmasına neden olur.

Bu durumun tedavisi ancak bu helezonlardaki katmanların tek tek çözülerek hastanın “Fizik, Duygu, Zihin ve Ruh” planında geriye doğru olumlu yeniden bilgilendirilerek tekrar fizyolojik temeline uygun şekilde çalışmasını sağlamaktır. Bu yaklaşım ortaya konulmadığı takdirde hastalıkların tedavisi semptomların hafifletilmesinden öteye geçemeyecektir.

D Vitamininin Vücudumuz Üzerindeki Etkileri

D Vitamini Vücut Optimizasyonunda Etkilidir

– Hücre Farklılaşma Sürecinde Sapmaların Önlenmesi
– İmmün Defisitin Giderilmesi
– İnsülin Salgı Regülasyonu ve Metabolik Sendromun Engellenmesi
– Enflamasyonun Optimizasyonu
– Enfeksiyonun Engellenmesi

D VİTAMİNİ – Hücre Farklılaşma Sürecindeki Etkisi

D Vitamini, hücrelerin hızla bölünerek çoğalmasını (Profilerasyon) dengede tutarak, kontrolsüz artış ve patolojik farklılaşmayı (Diferansiyasyon) regüle eden sistemin desteklenmesinde aktif rolü ile KANSER oluşumunu önleyebilir.

Sadece kemik sağlığı için gerekli olduğu düşünülen D Vitamini ‘Tüm Vücut Sistem Regülasyonu’nda aktif rol oynayan, vücudumuza esansiyel alınması gereken bir vitamindir.

D VİTAMİNİ – Bağışıklık Sistemi Üzerindeki Etkisi

D Vitamini, kendisi güçlü bir bağışıklık mediatörü olup, immün sistemin enflamatuvar tepkisini optimize ederek Otoimmün Hastalıkların (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi) gelişimini önler.

D VİTAMİNİ – İnsülin Salgı Regülasyonundaki Etkisi

D Vitamini, pankreasın endokrin kısmı olan langerhans adacıkları hücrelerinden insülin salınımına yardımcı olur. Bu sayede DİYABET oluşumunu önleyen etmenlerdendir.
Kandaki D Vitamini değerinin 80 ng/ml seviyesinde tutulması açlık kan şekeri regülasyonunda etkilidir.

D VİTAMİNİ – Enflamasyonun Optimizasyonundaki Etkisi

D Vitamini, aşırı enflamatuvar sitokin (IL-1, IL-6, TNF-alfa) salınımını baskılayarak, patolojik iltihap oluşumunun önüne geçer ve bu sayede ‘Fizyolojik Enflamasyon’dan ‘Kronik – Patolojik Enflamasyon’a geçişi engellemiş olur.

Bu regülasyon, Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak – Crohn Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi birçok hastalığın önlenmesinde önemli bir etkendir.

BAĞIRSAK Enflamatuvar Hastalıkları Ek Tedavi Protokolü
  • Bağırsak dinlendirilerek enzimatik ve metabolik imbalansın giderilmesi
  • Bağırsak yüzeyinin, presipite olmuş organik ve inorganik yabancı faktörlerden arındırılması
  • Destrükte olmuş bağırsak sızdırmazlık duvarının onarımı
  • Bağırsak yüzeyi biyolojik aktif yaşamının geri kazandırılması

Özelde bağırsak, genelde ise bütün kronik enflamatuvar durumların (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroidi – Vitiligo – MS gibi) tedavilerine yaklaşımda bu ek protokolün ardışık ve hastaya özel düzenlenmesi esastır.

Hastalık ve Tedavi Pentadı

DNA OKUMA HATASI:

1 – ANTİOKSİDAN KAPASİTENİN AZALMASI
2 – ORANTISIZ ENFLAMATUVAR TEPKİ
3 – HİPOKSİ Oksijenlenmenin Azalması
4 – ASİDOZ Hücre Ph Dengesinin Asit Yönüne Kayması
5 – ENFLAMATUVAR YÜKÜN ARTMASI

DNA REİNFORMASYONU :

1 – ENFLAMATUVAR TEPKİNİN DENGELENMESİ
2 – ENFLAMATUVAR YÜKÜN AZALTILMASI
3 – ESANSİYEL EKSİK İDAMESİ
4 – SİSTEMLERİN DESTEKLENMESİ
5 – STRES YÖNETİMİ

DNA ENFORMASYON HATASI giderilmeden yapılan her türlü tedavi semptomatik seviyede kalmaktadır ve hastalık seyri nüks / remisyonlarla devam ederek kronik paternini sürdürmektedir.

Bedenimizdeki ENFORMASYON AKIŞI optimal düzeyde olduğunda HASTALIĞIN DEVAMI MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Vücudun Enflamasyon Dengesi ve Hastalık Oluşumu

Akut ve Fizyolojik Enflamasyon
– Sınırlı – Optimal
– İyileştirici – Rejenerasyon
– Yapıcı – Restrüksiyon

• YARA iyileşme süreci
• ÖKSÜRÜK ile, yabancı maddelerin akciğerlerden atılması
• İSHAL ile, vücuda zararlı maddelerin bağırsaklardan atılması

 

Kronik ve Patolojik Enflamasyon
– Otoimmün – Aşırı Orantısız
– Tahrip Edici- Dejenerasyon
– Yıkıcı – Destrüksiyon

• EKLEMLERİN iltihaplanması
• Bronşların sürekli dolması ile ASTIMA zemin hazırlaması
• Bağırsak yüzeyine karşı sürekli enflamatuvar tepki ile IBS, CROHN ve ÜLSERATİF KOLİT oluşması

Örneğin, sadece bir AĞRI ile kendini gösteren bir çok hastalığın temelinde (Astım – Romatoid Artrit – Ankilozan Spondilit – Migren – SLE Lupus – Çölyak – Crohn – Ülseratif Kolit – Hashimoto Tiroiditi – Vitiligo – MS) SÜREKLİ KRONİK YIKICI ENFLAMASYON vardır.

Tiroid Hormonlarının Fizyolojimiz Üzerine Etkileri

Bazal Metabolizma Hızını Ayarlar
Azaldığında vücut fonksiyonları yavaşlar (kilo verme durur, sürekli üşür), aşırı arttığında ise fonksiyonlar gereksiz hızlanır (sürekli aşırı sıcaklıktan şikâyet etme vb)

Beyin Ve İskelet Sisteminin Gelişmesinde Önemli Rol Üstlenir
Özellikle anne karnındaki ve gelişim çağındaki çocuklarda.

Kalp Kasının Kasılma Fonksiyonlarını Ayarlar
Hipotiroidi olanda nabız sayısı da düşüktür, hipertiroidi olanlarda ise gereksiz nabız artışları gözlenir.

Kan Üretiminde Rol Alır
Hormonlar azalınca kansızlık olur.

Gastrointestinal (Mide – Bağırsak ) Sistemi Üzerine Etkindir
Tiroid hormonları azalınca kabızlık ve bağırsak hareketlerinde azalma görülür, bağırsak geçirgenliği artar

Kan Yağ Oranı Üzerine Etkindir
Hipotiroidi olanlarda kan kolesterol seviyeleri yükselir.

Vücut Dokularında Isı Üretimini ve Oksijen Tüketimini Artırır

Hafıza Ve Öğrenme Üzerine Etkindir
Tiroid hormonları beyindeki hafıza ve öğrenmeden sorumlu bölgelerin, özellikle hipokampüs bölgesinin fonksiyonlarını etkiler (Tiroid hormonları düşük olanların öğrenme ve ezberleme kapasiteleri düşer). Beyin hücrelerinin metabolik hızını ayarlayan enzimleri de uyarır.

Düzenle "Obezite Sorunlarında Beslenme Düzeni Oluşturulması" Kilo Kaybederken Sağlığınızı da Kaybetmeyin

Obeziteye Yaklaşımda, Kişiye Özgü;
– Hormonal Aks Durumu
– Metabolizma Dengesi
– Mevcut Kronik Hastalıkların Seyri
– Psikolojik Durum
– Beslenme Alışkanlıkları
– Sosyal Durum
– Kültürel ve Çevresel Etkenler göz önünde bulundurulmalıdır.

Klasik diyet yaklaşımında, bu maddelere bakılmaksızın uygulanan diyet plan ve programları ile (2 dilim ekmek, 5 adet zeytin, 1 kibrit kutusu büyüklüğünde peynir vb. ) kalıcı sonuçlar alınamadığı gibi, kişilerin yoğun fiziksel ve psikolojik çabaları ile verdiği kiloları kısa sürede tekrar almaları vücutta stres oluşturmakta, stres nedeniyle de tekrar kilo alma ve tahribata sebep olmaktadır. Bu döngü, içinden çıkılmaz bir hal alarak kişiyi daha fazla hata yapmaya götürür.

Hastalık, Hücrenin Dolaşım Sistemi Bozulduğu Zaman Başlar

omatoid Artrit, Astım, Çölyak,Haşimoto Tiroiditi,Ülseratif Kolit, Sedef, SLE, MS, Crohn, Migren, Huzursuz Bacak başta olmak üzere diğer tüm OTOİMMÜN ve KRONİK HASTALIKLARDA cevaplanması gereken 5 soru vardır:

– Hastayı bütüncül düşünüyor muyuz ?
– Hastalığın ismini ön plana çıkarmadan, hastalığın altyapısında yapı ve fonksiyon bozukluğunu dikkate alıyor muyuz ?
– Vücuttaki otoregülasyon (kendi dengesini koruyabilmesi) yetisi nedir ?
– Hücrenin canlı yaşamını sürdürebilmesi için yeterli dolaşım ve etkin boşaltım var mı?
– Hücre – doku – organ – sistem seviyesinde ve globalde insanın hareket / dinamizmi ne durumdadır ?

Hastalıkların Oluşumuna Yaklaşımımız Nasıl Olmalı ?

A – Hücre Esaslı Patogenez
1- TOKSİSİTE Hücrenin iltihabi yükünün artması
2- ASİDOZ Hücrenin Ph’dan asit yönüne kayması
3- HİPOKSİ Hücrede oksijenlenmenin azalması
4- OKSİDAN STRES Hücrenin antioksidan kapasitesinin düşmesi
5- OTOİMMÜNİTE İltihabi yükün artmasına bağlı, bağışıklık sisteminin aşırı tepkisi

B – Dolaşım Esaslı Patogenez
1- BESLEYİCİ Arterial dolaşımın bozulması
2- TOPLAYICI Venöz dolaşımın bozulması
3- ARINDIRICI Lenf dolaşımın bozulması
4- UYARICI Sinir iletiminin bozulması
5- MADDEYİ BESLEYİCİ Enerji dolaşımının bozulması

Hastaya Özgü Bütüncül Yaklaşım

Hastaya özgü bütüncül yaklaşım ile İNTEGRATİF TIP protokolleri çerçevesinde;
– Kişinin yaşam şekli gözönüne alınmasıyla beslenme şekli belirlenerek
– Çevresel faktörlerin genlerle olan ilişkileri düzenlenerek
– Uyku ve hipotalamo – hipofizer – adrenal – stres yanıt sistemleri düzenlenerek
– Kişinin metabolizmasına yönelik vitamin, mineral, element ve mikro besin ihtiyaçları tamamlanarak
– Detoksifikasyon (toksinlerden arınma) ve biyotransformasyon (biyolojik – metabolik değişim süreçleri) sistemleri desteklenerek
– Hastalığın nedeni olan ve biyolojik sistemleri bozan faktörleri (asidoz, hipoksi, perfüzyon bozukluğu, atılım sistemi bozukluğu vb.) ortadan kaldırarak

Romatoid Artrit, Astım, Çölyak, Haşimoto Tiroiditi, Ülseratif Kolit, Sedef, SLE, MS, Crohn, Migren, Huzursuz Bacak başta olmak üzere diğer tüm OTOİMMÜN HASTALIKLARIN TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR